Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Bilal Atış yazıları

Kulluk Kavramı

Bilal Atış — Per, 04/09/2008 - 07:36

Ubudiyet kavramının aslı boyun eğmektir. İbadet, kulun kendisini Rabbinin mülkü yerine koyması ve öyle görmesidir. Kulluk büyüklünmenin karşıtıdır. Yüce Allah (cc) kayıtsız şartsız olarak maliktir.

Mülkiyeti sınırsızdır. O'nun dışındakiler ise kayıtsız ve şartsız olarak mülktürler. İbadetlerimiz yaratıcıdan gafil olmamalıdır. Aksi takdirde kulun ibadeti anlamdan yoksun bir şekle ve ruhsuz bir cesede benzer. Ya da ibadetini böler hem Rabbiyle hem de başkalarıyla açıktan açığa ilgilenir. Tıpkı hem Allah'a (cc) hem de putlara ibadet eden putperestler gibi. Ya da kulluğu gizlice başkalarına yöneltir. Çeşitli amaçlar için Allah'a (cc) ibadet ediyor görünen kimseler gibi.

Böyle bir insan Allah'a ibadet ediyor görünür ama ilgi başkasına yöneliktir. Ya da cennet arzusuyla veya cehennem korkusuyla Allah'a ibadet eder. Yüce Allah şöyle buyuruyor : " Biz sana kitabı gerçeğin ta kendisi olarak indirdik. O halde sende yalnız Allah'a ibadet et ! İyi bilinsin ki halis din, yani bütün yönüyle candan itaat yalnız Allah' a yaraşır... " (zümer 2)

İmam Caferi sadık (ra) dan şöyle rivayet edilir. " Üç tür ibadet şekli vardır. Bazı insanlar korktukları için Allah'a ibadet ederler. Bu kölelerin ibadetidir. Bazıları sevap kazanmak için ibadet ederler, bu ücretlilerin ibadetidir. Bazı kullar da vardır ki sırf sevdikleri için ibadet ederler. Bu da hürlerin ibadetidir. Ve bu en üstün ibadet şeklidir."

Nehc'ül Belaga'da şöyle geçer. Bir kısım insanlar bir beklentiyle ibadet eder, bu tüccarların ibadetidir. Bazıları korkularından dolayı ibadet eder, bu da kölelerin ibadetidir. Bazıları da ona yönelik şükürlerini ifade etmek için Allah'a ibadet ederler. Bu özgür insanların ibadetidir.

Yine Caferi Sadık (ra) buyuruyor : Ben O'nu sevdiğim için ibadet ederim. İşte bu üstün nitelikli ve saygın insanların ibadetidir. Ayeti kerime de Allah şöyle buyuruyor " De ki, eğer Allah'ı severseniz bana uyun ki Allah da sizi sevsin. ( 3/ 31) Kim Allah'ı severse Allah'da onu sever ve Allah'ın sevdiği kimsede güvenli kimselerden olur.

Kul içten davranınca ve bütün benliğini bu işe verince ancak o zaman gerçek ibadet niteliğini kazanır. Bu da sözünü ettiğimiz gibi, ibadet anında mabudundan gaflet etmemekle mümkündür. Kul amelinde Allah'dan başkasıyla ilgilenmediği zaman ibadeti mükemmel olur. Şayet kulun kalbi bir umuda veya bir korkuya takılı değilse, yani ibadetin amacı bir nimet ummak, bir sıkıntıdan halas bulmak değilse o zaman bu ibadet sırf Allah (cc) rızası için yerine getirilmiş olur.

Yalnız Allah'a ibadet eden kul ahlak ve ihlas açısından özünde bir noksanlık barındırmaz. Rabbim hepimizi ancak kendisine kulluk eden ve ancak kendisinden yardım dileyen kullarından eylesin. Var olan sadece Allah, gerisi boş, gerisi heves.

Selametle...

  • Tefekkür
  • Bilal Atış yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Gönüllü Kulluk Üzerine

Halid Aslan — Per, 04/09/2008 - 19:34

Yazınız hem başlık hem içerik olarak bana Etienne De La Boetie (öl. 1563)' nin Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev isimli kitabını çağrıştırdı... Rabb'e kul olmak ile O'nun dışındakilere kulluk arasındaki ince çizgiye atıfları olan bir kitap. İhsan Eliaçık'ın "Gönüllü Kulluk" başlıklı bir yazısına da temel teşkil etmiş. Paylaşalım istedim:

Etienne De La Boetie (öl. 1563)' nin Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev adlı kitabı batı siyasi düşünce tarihinin en önemli yapıtlarından birisidir. Le Boetie, bu kitabında mutlak monarşiyi savunmak bir yana, siyasal iktidarın her türlüsüne karşı çıkıyor.

Montaigne, arkadaşı olan Le Boetie'yi savunmak amacıyla her türlü devlet otoritesine karşı anarşist eğilimler barındıran bu kitabın 16-18 yaşlarında yazıldığını söylemektedir. Ancak Le Boetie'nin 1553'den sonra kitabını gözden geçirdiği kesinlik kazandığına göre, kitabın bir gençlik yılları ürünü değil, üzerinde çalışmalar yapılarak defalarca basılan ciddi bir eser olduğu ortaya çıkar.

Siyaseti, iktidar ilişkileri ağının oluşumu şeklinde kavrayan Le Boetie, devletin nefret edilecek bir olgu olduğunu iddia etmektedir. İktidarın hoş, sevilecek bir şey olduğu şeklindeki yaygın kanıya karşı çıkar. Bu görüşten hareketle Le Boetie, doğaya aykırı düşen iktidar olgusuna insanların nasıl olup da boğun eğdikleri meselesini kitabının odak noktası yapar. Böylece, ona göre siyaset üzerinde düşünmek demek, insanların "yönetilme" isteklerinin nereden kaynaklandığı üzerinde düşünmek demektir. Bir iktidarın ortaya çıkış nedenleri yöneticilerin hırslarından ziyade, yönetilenlerin gönüllü boyun eğişlerinde aranmalıdır. Ayrıca, halkların gönüllü kulluk tutkusuna bağlanmalarında tiranın kullandığı yöntemlere ve devlet mekanizmasının etkinliğine de bakılmalıdır. Hükmetmek, La Boetie'ye göre, devleti kulluk ve bağımlılık ilişkileriyle bir pramit şeklinde düzenleyerek kurmaktır. Böylece La Boetie, her türlü bağımlılığı reddederek doğal özgürlüğü savunmasıyla, siyasi düşünce tarihinde iktidar ve devlet olgusuna bambaşka bir açıdan yaklaşmaktadır.

La Boetie'nin kitabının girişinde sorduğu sorular, siyaset, iktidar ve devlet konulardaki bilinen anlayışları temelden sorgular mahiyettedir;

" Burada üzerinde durmak istediğim sorun, bu kadar insan, bu kadar köy, şehir ve bu kadar ulus, nasıl oluyor da, iktidarını yalnızca onların kendisine verdiği güçten alan tek bir tirana katlanabiliyorlar? Ey Tanrım nedir bu? Bunu hangi adla tanımlayabiliriz? Bu ne biçim bir beladır? Kendilerine ait ne malları, ne aileleri ve çoçukları, hatta ne de yaşamları olan sonsuz sayıdaki insanın boyun eğmesini görmek ne büyük bir felakettir, daha doğrusu ne uğursuz bir kötülüktür? Koca bir düşman ordusu veya barbarlara değil, tek bir kişinin yaptığı haksızlıklara, yağmalara ve gaddarlıklara nasıl katlanıyorlar?..."

La Boetie'ye göre insanlar yalnızca özgürlüğe sahip olarak değil onu koruma duygusuyla da doğmuşlardır. Bu açıdan özgürlüğün doğal olup olmadığını tartışmak bile yersizdir. Hayvanlar bile insanlara hizmet amacıyla yaratılmış olmalarına rağmen boyunduruk altına girmekten sıkılırlar. Öküz kendisine vurulan boyunduruktan, kuşlar kafeslerden sızlanıp yakınırlar. Belkide hayvanların dili olsaydı "yaşasın özgürlük" diye haykıracaklardı. Fakat işin dramatik yanı şudur: Nasıl oluyor da özgürlük karakteri ile doğmuş olan insanoğlu, tiranların boyunduruğunu gönüllü olarak kabul ediyor, hatta istiyor, talep ediyor?

La Boetie'ye göre üç çeşit tiranlık vardır; halk seçimiyle krallık, silah zoruyla krallık ve soydan devirle krallık... Bu tiranlık biçimleri arasında farklar olsa da biri diğerine tercih edilecek kadar iyi değildir. Hükümdarlığa ulaşma araçlarının farklı olmasına karşın hepsinde de hükmetme biçimi aynıdır: Seçimle gelmiş olanlar uyruklara sanki uysallaştırılacak boğalarmış gibi davranırlar; fatihler uyrukların üzerinde avlarının üzerindeki gibi haklara sahip olduklarını düşünürler; soydan devirle gelenler ise uyruklarını doğal köleleriymiş gibi kullanırlar. Halbuki ona göre bu tranlıkların hiç birisi doğaya uygun değildir. Hatta tümüyle özgürlükçü ve yumuşak huylu olan Tanrı'ya bile aykırıdır bu tiranlıklar. La Boetie'ye göre Tanrı'ya tiranlıktan daha aykırı bir şey olamaz.

Peki halk nasıl oluyorda tiranlara, diktatörlere, krallara böylesine gönüllü kulluk yapmayı kanıksıyor? La Boetie bu konuda da şunları söylemektedir;

"Halk bir kere kullaşmaya görsün, özgürlüğü öyle unutuyor ki, artık uyanıp yeniden özgürlüğünü ele geçirmesi olanaksız oluyor. Üstelik halk, çok içten bir biçimde kulluk ediyor. Bu durumu gören, onun özgürlüğünü değil de köleliğini kaybettiğini sanır. İlk başlarda, zorlama nedeniyle boyun eğildiği bir gerçek. Fakat bundan sonra gelen kuşak, özgürlüğü hiç görmeyip tanımadığından dolayı, pişmanlık duymadan kulluk eder ve önceki kuşağın zorla yaptıklarını seve seve yerine getirir. Boyunduruk altında doğan insanlar, kulluk, kölelik içinde büyütülüp eğitilirler. Bu insanlar daha ileriye bakmadan doğdukları gibi bir yaşamı sürdürmekle yetinirler ve bulduklarından başka hakları ve malları olabileceğini düşünmediklerinden başka, doğumlarındaki durumu doğal durumları olarak kabul ederler. Bununla birlikte, haklarından yararlanıp yararlanamadığını veya kendisi ya da önceki kuşak üzerinde üzerinde bir haksızlık yapılıp yapılmadığını anlamak için kötülüklere ara sıra bir göz bile atmayan böylesine savurgan ve gevşek başka bir mirasçı olamaz. Bu konuda onu gönüllü kulluğa alıştıran en etkili şey içinde doğup büyüdüğü gelenek ve göreneklerdir..."

Görüldüğü gibi La Boeite, iktidar olgusunun nasılı değil daha çok niçini üzerinde duruyor. İktidarın niçin var olduğunu öncekilerden farklı olarak, uyrukların gönüllü boyun eğişinde arıyor. Bu boyun eğişin ise, ondan başka bir şey görmemeleri ve doğdukları anda ne gördülerse onu doğalmış gibi kabullenmelerinden ve sorgulamamalarından kaynaklandığını belirtiyor.

La Boetie'nin kitabının batı siyasal düşünceler tarihinde, özellikle iktidar karşıtı, otorite aleyhtarı militan hareketler içinde oldukça etkili olduğunu görüyoruz. Fransa'da Saint-Barthelemy katliamı ertesinde bazı Huguenotlar (Fransız Calvinist Protestanları) bu kitabı ele geçirmişler ve 1574'ten başlayarak onu kendi amaçları doğrultusunda kullanmışlardır. Daha sonraları Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, çeşitli tarihlerde cumhuriyetçiler ve demokratlar tarafından kullanılmıştır. 1789 Fransız devrimi başlarında yayınlandığı gibi, 1857'de Louis-Napolyan darbesinden sonra Brüksel'e kaçan cumhuriyetçiler de bu kitabı bastırıp piyasaya sürmüşlerdir...

Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, bu açıdan bakılırsa "neye kulluk etmemiz gerektiği" hakkında son derece kışkırtıcı ve uyarıcı tespitler içerir. Ömürde bir kez kılınması tavsiye edilen tespih namazı, her insanın, ömründe bir kez böyle "anarşist" ruh hali yaşamasını tavsiye ediyor ve faydalı buluyorum. Fakat orada takılıp kalmamak da lazımdır. Zira devletin adaletten başka gerekçesi yoktur. Bunu anlamadan siyaset yapanlar sonunda geldikleri yerde kendilerine bile tanıyamaz hala gelebilirler.

İhsan ELİAÇIK * Gerçek Hayat Dergisi

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Kimdir Nicedir Güncel Haberdar Tefekkür Kara Kalem Yazıları Berceste Gülü Gülle Tartarlar Şiir Makamı Zamana Dair Reyhan Tanıtılanlar Hakikat Hikayet Hay Sızı Ümidlere Dair Ümmet Coğrafyası İçe Dönüş Gül Kokusu Söz Ola Kişilere Dair Gonca Hür Tefekkürün Kaleleri Yürek Yarası Gelişi Güzel Düş Vakitleri Hüzün Alanı
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 4 üye ve 8 misafir çevrimiçi.

Çevrimiçi üyeler

  • Selman Maltaş
  • Cihan Ülsen
  • Alexandre Bey
  • melek
  • mavro
  • yusuf özkara
  • fatih
  • Serâzad Oruç
  • mahmut

Duyuru - Etkinlik

-Minare Dergi 2
  • - Az Edebiyat Dergisi'nin 2. Sayısı Çıktı
  • - Rihle Dergisi'nin 3. Sayısı
  • - Yirmiikinci Tasavvur!
  • - Zemheri Edebiyat 6. sayısıyla okurla buluştu!
  • - filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - Yankı Bir Dedi
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Sayha'ya nasıl ulaştınız?:

    Son yorumlar

    • Kahve bir değerdir,
      2 sa. 35 dk. önce
    • Hoş bulduk
      2 sa. 45 dk. önce
    • Teşekkür ederim öncelikle.
      2 sa. 55 dk. önce
    • Kahvehaneler her ne kadar
      2 sa. 58 dk. önce
    • Teşekkür ederim. O nezih
      3 sa. 6 dk. önce
    • Düş Vakitleri hepimizin
      3 sa. 16 dk. önce
    • radyoda duydum.
      3 sa. 18 dk. önce
    • Matbu dergi olmasını
      3 sa. 27 dk. önce
    • Tarihçi Talat Beyin Gömleği
      3 sa. 37 dk. önce
    • Tesadüf
      3 sa. 46 dk. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Kara Tane
    • Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerinde İnsan ve İnsan Psikolojisi
    • Bahane

    Bilgi

    Kitap

    Bülent Akyürek - İçinizdeki Öküze Oha Deyin

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim