Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Murat Soyak yazıları

İnsanlık ve Gelişen Teknoloji

Murat Soyak — Cts, 04/10/2008 - 06:17

Teknoloji doğru kişilerin elinde yapıcı olabilirdi. Lakin suyun başını tutanlar, egemenler, teknolojiyi bir kuşatma, güç gösterisi, saldırı ve yıkım aracı olarak kullandılar. Dünya savaşları ve yakın zamanda çevremizde yaşanan işgaller buna somut birer örnektir. Yaşatmak için değil, öldürmek için kurgulanmış bu dizge: Yabancılaşan insan, çoğalan çeşitli hastalıklar, çevre kirlenmesi, yok olan türler, küresel ısınma ve yaklaşan daha büyük felaketler…Görünen köy kılavuz istemez. İyi değiliz efendim !..

Mehmet Âkif Ersoy şiirlerinde sık sık Batının teknik gücüne ulaşmamız gerektiği üzerinde durur. “Sâde Garb’ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz” der. Ve “Süleymaniye Kürsüsünde”n şöyle seslenir:

“Alınız ilmini Garb’ın, alınız san’atini;
Veriniz hem de mesâînize son sür’atini;
Çünkü kaabil değil artık yaşamak bunlarsız;
Çünkü milliyyeti yok san’atın, ilmin; yalnız,
İyi hâtırda tutun ettiğim ihtârı demin;
Bütün edvâr-ı terakkîyi yarıp geçmek için,
Kendi “mâhiyyet-i rûhiyye”niz olsun kılavuz.
Çünkü beyhûdedir ümmîd-i selâmet onsuz.”

Bu yöneliş sürecinde kültür etkileşimi muhakkak. Teknolojinin yan etkileri zaman içinde görünür oldu. Bir doku uyuşmazlığıdır bu. İnsanın fıtratına ve tabiata müdahil olma çabasındaki batı felsefesi eşyaya sinmiş durumdadır.

Tevfik Fikret’in şiirlerinde ilim, teknik sürekli yüceltilir. Yöneliş bütünü ile Batıya doğrudur. Oğlu Halûk, bu yönelişin somut bir timsalidir:

“Bize bol bol ziyâ kucakla getir;
Düşmek etrafı görmemektendir.”

Halûk, Avrupa’ya ilim sahibi olmak için gönderilir. “Bol bol ziyâ” getirmesi umut edilen Halûk, bir daha memlekete dönmez. Zira o artık bir başka medeniyetin cazibesine kapılmış ve din değiştirmiştir. Bu hadise düşünenler için ibret vesikasıdır.

Yeni iletişim imkanları şimdi daha hızlı, daha çeşitli, daha renkli... Yalnız buna rağmen yine de sahih bir iletişim kurulamadı. Yani insanî öz adeta kayboldu. Saygı, sevgi, samimiyet, fedakarlık, yardımlaşma, dostluk, komşuluk, vefa şimdi nerede? Üst kattaki komşusu üç gün önce ölmüş de haberi yok ama dünyanın bir ucundaki insanlar ile online iletişim kurabiliyor. Üst kattan dayanılmaz, ağır bir çürüme kokusu yayılınca olup bitenden haberdar oluyor. Bu hazin olay gazetelere yansımıştı.

“Apartman” isimli şiirinde Necip Fazıl, yaşanan iletişimsizliği ifade eder. Şiirin özellikle son mısralarında veciz bir söyleyişle çağımızdaki sorun vurgulanır:

Sır vermeye alışkan
Pencereler aydınlık
Duvara şüphe çakan
Gölgelerde şaşkınlık

Üst üste insan türü,
Bu ne hayat, götürü !
Yakınlıktan ötürü
Kaçıp gitmiş yakınlık…

Teknoloji evet, bir kolaylık ve hız sunmaktadır. Çağın insanı kolaylığın, hızın girdabında solmuyor mu? Şimdi kitap okuma metodları yerine “hızlı okuma” metodları yaygınlaştı. Oysa ki bir kitabın hızlı okunması o kitabın gerçek anlamda okunduğu anlamına gelmez. Okumaya eşlik eden bir tefekkür olmalı. Ve düşünmek için bir müddet durmak gerekiyor. Evet, durmak gerekiyor. Bu hız öldürecek bizi ey kişisel gelişim uzmanları !..

Bir cazibe merkezi teknoloji aygıtları. Her gün yenilenen, güncellenen çeşitli özelliklerde araçlar ile kuşatılmışız. Her teknolojik ürün ile gelen bir kültür var. Her aracın bir ruhu var. Kullanıcılar eve taşıdıkları araçlar ile bir başka kültürü de yol vermektedirler aslında. Yalnız bu durum artık kaçınılmaz. Bu aşamada zararı asgariye indirmek marifet.

Batı kültürü bugün çeşitli teknolojik araçlar ile (televizyon, internet vb) yaygınlık kazanmaktadır. Televizyon, kabul görmüş bir söyleyiş ile “evdeki yabancı”dır. İyilik, güzellik, doğruluk odaklı programlar ile dolduramadığımız sürece televizyon vb. araçlar zarar vermeye devam edecektir. Bir iletişim imkanı olan televizyon, telefon, internet doğru ve yerinde kullanılmadığında yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır. İşte bu noktada “enformatik cehalet” kavramı hatırlanmalıdır.

Sezai Karakoç, teknolojinin doğru ve etkili kullanımı noktasında “televizyon” üzerinde özellikle durur. Bu konu hakkındaki tespitleri şöyledir: “Şüphesiz, bu tahribat, televizyon, basın ve radyonun araç olarak kendilerinden doğan bir tahribat değildir. Onların kullanılışından doğan bir tahribattır. Bu araçlar iki tarafı keskin bıçaklar gibidir. Etkileri de kullanışlarına bağlıdır. Batının etkisiyle yerli kültürü ve mensup olunan medeniyeti yok etmeye yönelik olarak kullanılan bu vasıtalar, tersine kullanabilse, zulûm iken rahmet, öldürücü iken diriltici, yıkıcı iken yapıcı vasıtalar haline dönüşürler. Ama, dediğimiz gibi, bir şuurla, bir kişilikle, bir idealizmle kullanılırsa. Ancak böyle kullanılmazlar. Çünkü bunu kullanacak elemanları yine Batı eğitmekte ve onlara felâh bulmaz, şifasız bir aşağılık duygusu aşılamakta , onları gönüllü kültür ajanı olarak programlamaktadır.”

Nazım Hikmet Ran, “Makinalaşmak” isimli şiirinde tercihini, yönelişini açıkça ifade etmiş:

Trrrrum,
trrrrum,
trrrrum !
trak tiki tak!
Makinalaşmak
istiyorum !

Beynimden, etimden, iskeletimdem
geliyor bu !
Her dinamoyu
altıma almak için
çıldırıyorum !
Tükürüklü dilim bakır telleri yalıyor
Damarlarımda kovalıyor
oto direzinler lokomotifleri !

Trrrrum,
trrrrum,
trrrrum !
trak tiki tak!
Makinalaşmak
istiyorum!

Mutlak buna bir çare bulacağım
ve ben ancak bahtiyar olacağım
karnıma bir turbin oturtup
kuyruğuma çift uskuru taktığım gün !

Trrrrum,
trrrrum,
trrrrum !
trak tiki tak!
Makinalaşmak
istiyorum!

Bu şiir, makine sesleri arasında kaybolan hissiyatı gösterir. Materyalizm şairin duygu düşünce dünyasını bütünüyle kuşatmıştır. Şiirde makine ile bütünleşen bir dil kullanılmış. Bu özellikle tercih edilmiş bir anlatım. Şair, isteğini ses ve kelime tekrarları ile vurgulamış. Böylesine bir teknoloji algısının getirdikleri ve götürdükleri üzerinde iyi düşünmek gerekiyor. Bu alış-veriş bir kazanç getirir mi ? Varın siz hesap edin.

“Tekniğin Çarkına Kapılmak” isimli yazısında İsmet Özel şöyle der: “Belli bir medeniyetin, belli hal ve şartlarda geliştirip o medeniyete has boyutlara ulaştırdığı bir teknikle karşı karşıyasınız. Batı medeniyetinin bağrında büyüyüp gelişmiş olan bu teknoloji, içinde doğduğu toplum için bir misyon yüklenmişti: Akıl ve varlık arasındaki bağları koparmak. Tekniğe kendi anlamını kavramadan yanaşmak, onun tuzağına düşmek demektir. Yani teknik, teknoloji, sanıldığı kadar masum değildir. Siz onu kişiliksiz görüp gönüllü olarak çarkına kapıldınız mı, varacağınız nokta pek içaçıcı olmayacaktır. Bırakınız, tekniğin şimdi sahip olduğu özelliklerle İslâmî topluma hizmet etmesi , o kendi mantığını kabul eden küfür düzenine de huzur getirmekten uzaktır.”

Varını yoğunu teknolojinin nimetlerine yatıran insanoğlu, huzursuz yine ve arayış devam ediyor. Bir türlü gerçek mutluluğa erişemiyor insanoğlu. Bir şey noksan. Bir yerde muhakkak yanlış yapılıyor. Hakikatten kaçma ve oyalanma vesilesi olan aygıtlar üretiliyor sürekli. İnsanı özünden, değerinden habersiz kılan teknik çalışmalar hayır getirmeyecek.

Erdem Bayazıt’ın “Karanlık Duvarlar” isimli şiirinde yaşadığımız çağa dair işaretler var:

“Bir gürültülü yaşamağa gidiyor dünya boşalan bir deniz gibi
Bu sesler ormanında kaybolan bir çağ bu.
Nereye gitsem hep apartmanlar çıkıyor önüme
Alıp başımı duvarlara çarpıyor bu yollar
Gidip gelmelerim bu dar sokaklarda
İnsanların koşup dolduğu bu dar yapılarda
Bir kısır döngüye girmek için bütün çabalar
Biz bunun için mi geldik?
Kara ağaç gibi bağlıyım katı bir çağ bu
Her şey bir makina düzenine gidiyor.”

Çağın teknoloji üretimi her an yeni aşamalar ile artarak devam ediyor. Yoğun bir çaba, seri üretim. Arz-talep sarmalında bir pazar bu. Dünya, yeni teknoloji ürünleri ile için için çürüyor. Yoksulluk, işgal ve savaşlar artıyor. Bir yanda makineler, bir yanda zulüm. Ve karanlık odaklar çok gelişmiş silahlar ile korunuyor. Bu kör gidiş, bu çılgınlık nereye kadar ?

Kaynaklar:
-Safahat, Mehmet Âkif Ersoy,İnkılâp Kitabevi, 1987
-Çile, Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu Yayınları, 1993
-Cumhuriyet Devri Türk Şiiri, Mehmet Kaplan, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990
-Tevfik Fikret, Devir-Şahsiyet-Eser, Mehmet Kaplan, Dergâh Yayınları, 1987
-Düşünceler -2- Kurumlar, Sezai Karakoç, Diriliş Yayınları, 1997
-Üç Mesele, Teknik-Medeniyet-Yabancılaşma, İsmet Özel, Şule Yayınları, 1996
-Şiirler, Erdem Bayazıt, İz Yayınları, 1997

"Değirmen" dergisi-Eylül 2008

  • Zamana Dair
  • Murat Soyak yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Çocukluğumda "silah" örneği

Kâni Çınar — Çar, 08/10/2008 - 19:22

Çocukluğumda "silah" örneği kalmıştı kulaklarımda. Birisini öldürürsen silahı (teknolojiyi) kötü amaçla kullanmış olursun derdi büyüklerimiz, mesela vatan savunmasında kullanırsan iyiye kullanmış olursun... İki ucu keskin bıçak bu idi işte. Sezai Karakoç'un dediği bu idi... Ve biz teknolojinin ticari kaygılardan, insanlığın sömürülmesinden, rant için kullanılmasından, modern ve ahir zaman hastalıklarına sebebiyet vermesinden, kirlikten, delinen ozondan, toplu ölümlerden... başka bir halta yaradığına şahit olmadık. Ve lakin teknolojiye olan husumetimizi dile getirirken dahi "teknolojik" alet edavatları kullandık. Hayatımızın merkezine aldıklarımıza kem söz söyledik ve aynalar daima güldü bize.

Bizi topraktan uzaklaştıran her ne ise, ne varsa, ne kadarsa, adı ne olursa "varlık hakikatı"ndan da uzaklaştırıyordu. Kavrayamadık. Alışkanlık oldu. Üç boyutlu gözlüklerle bakıyoruz dünyaya... İnsana dair olanın haricinde makineleştik...

Acı.

Telefonsuz, internetsiz nefes alamayan nesle bakınız lütfen. Acının boyutu orada.

Teknoloji hain bir kedidir, durmadan ciğerimizi kemiren...

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

fe eyne tezhebûn (nereye

gürbüz ünal — Cts, 04/10/2008 - 11:06

fe eyne tezhebûn (nereye gidiyorsunuz).gitmemek abes de gidilen yer sorulması manidar değil mi?nereye gidiyoruz..?

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Söz Ola Güncel Düş Vakitleri İçe Dönüş Kara Kalem Yazıları Gonca Ümidlere Dair Hür Tefekkürün Kaleleri Ümmet Coğrafyası Gülü Gülle Tartarlar Yürek Yarası Hay Sızı Kişilere Dair Hüzün Alanı Gül Kokusu Tanıtılanlar Hakikat Hikayet Kimdir Nicedir Zamana Dair Gelişi Güzel Tefekkür Haberdar Berceste Şiir Makamı Reyhan
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 2 üye ve 9 misafir çevrimiçi.

Çevrimiçi üyeler

  • Selman Maltaş
  • Cihan Ülsen
  • mavro
  • yusuf özkara
  • fatih
  • Serâzad Oruç
  • mahmut

Duyuru - Etkinlik

-Minare Dergi 2
  • - Az Edebiyat Dergisi'nin 2. Sayısı Çıktı
  • - Rihle Dergisi'nin 3. Sayısı
  • - Yirmiikinci Tasavvur!
  • - Zemheri Edebiyat 6. sayısıyla okurla buluştu!
  • - filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - Yankı Bir Dedi
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Sayha'ya nasıl ulaştınız?:

    Son yorumlar

    • Kahve bir değerdir,
      2 sa. 42 dk. önce
    • Hoş bulduk
      2 sa. 52 dk. önce
    • Teşekkür ederim öncelikle.
      3 sa. 2 dk. önce
    • Kahvehaneler her ne kadar
      3 sa. 5 dk. önce
    • Teşekkür ederim. O nezih
      3 sa. 13 dk. önce
    • Düş Vakitleri hepimizin
      3 sa. 23 dk. önce
    • radyoda duydum.
      3 sa. 25 dk. önce
    • Matbu dergi olmasını
      3 sa. 34 dk. önce
    • Tarihçi Talat Beyin Gömleği
      3 sa. 43 dk. önce
    • Tesadüf
      3 sa. 53 dk. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Kara Tane
    • Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerinde İnsan ve İnsan Psikolojisi
    • Bahane

    Bilgi

    Kitap

    Bülent Akyürek - İçinizdeki Öküze Oha Deyin

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim