Bireyi Basına Karşı Koruyacak?
cevat benar — Cts, 11/10/2008 - 08:39
Basın modern çağda en iyi ifade imkânlarından birisidir. İnsanın ifade özgürlüğünü temsil ettiği, haberleşmenin- iletişimin sağlandığı, halkın taleplerini dillendirebildiği, haksızlıklara karşı sesini yükseltebildiği ve paylaşımın sağlandığı bir imkândır. Aynı zamanda siyasal- toplumsal yönetimde artık belli bir güç merkezi olmuştur. Bunun içindir ki medya 4. kuvvet olarak –hatta bazılarınca birinci kuvvet olduğunu iddia edenlerde var- tanımlanır.
Böylesi etkili gücün her zaman amacına uygun kullanıldığını söyleyemeyiz. Çünkü insanın elindeki güç O’nun siyasi görüşüne, dayandığı maddi çıkara, ait olduğu kurumsal yapıya –parti, sendika, holding- ve toplumsal beklentilere göre şekillenir. Her güç iktidar alanı oluşturur. Her iktidar da eninde sonunda bozulur ve zulme dönüşebilir.
Son dönemde Türkiye’de gündemde olan konulardan biri basın- medyanın konumudur. Bir kesim, medyanın haksız saldırılarına karşı maruz kaldığını, iftira edildiğini, belli art niyetlerin- siyasi projelerin parçası olan çabaların parçası halinde bir proje yürütüldüğünü iddia ediyor. Diğer taraftan medya boyutunda taraf olan kesim ise yaptıkları haber ve yorumlarla ifade özgürlüğü kapsamında iddiaları dile getirdiklerini belirtmektedirler.
Bu tartışma kurumsal taraflar olarak sürerken ve kendilerini koruyacak mekanizmalara sahip iken, bireyi basına karşı kim koruyacak? Prof. Dr. Atilla Yayla, Zaman Gazetesi’nde konuya şöyle değiniyor: “Hiç şüphesiz, demokratik bir ülkenin temel gereklerinden biri hür basındır. Basın özgür olmalıdır. Sansürlenmemelidir. Engellenmemelidir. Bunun anlamı devletin elindeki imkân ve araçları kullanarak yayın organlarını susturmaması, siyasî sebeplerle onların sahiplerini ve çalışanlarını cezalandırmamasıdır. Ama ya yayın organlarının kendileri basın özgürlüğünü ve ifade özgürlüğünü çiğnerse, korumasız insanlara karşı linç kampanyaları açarsa, yalan yanlış haber ve iddialarla kişilerin şeref ve haysiyetini incitirse, kişilik haklarını bilinçli ve ısrarlı şekilde ihlal ederse ne olacak? Biz sıradan insanlar gazeteler ve televizyonların saldırı ve karalamalarına karşı kim tarafından ve nasıl korunacağız? Gazetecilerin tacizine uğrarsak ne yapacağız? Bir hayal dünyasından bahsetmediğimi bu ülkede yaşayan herkes biliyor. Ben çok daha iyi biliyorum. Benim gibi insanlar ifade özgürlüklerinin medya tarafından engellenmesi ve kişilik haklarının tepe tepe çiğnenmesi karşısında ne yapacaklar, kendilerini nasıl koruyacaklar?”
Türkiye’de gerek ulusal basın ve gerekse yerel basında bireylere- kurumlara karşı haksız iftira ve iddialara karşı bunları koruyacak imkânlardan yoksundur. Gerek haber veya bazen de köşe yazarlarınca yazılan iftira, yanlış bilgi ve isnatlarla bir çok kişi veya kurum töhmet altında bırakılır. Artık çamur da atıldığı için ne kadar silinmeye çalışılırsa çalışılsın, silinmez. O artık özdeşlik kazanır. Basında gereği gibi araştırılmadan birçok iddia yer alır. Önce iddia yayımlanır. Yalnız bu noktada iddianın olup olmadığı, gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın yayımlanır. Basında genel olarak iddia yayımlanır ve daha sonra kendini savunması istenir. Bireyler açısından çoğu kez artık kendini savunmanın da değeri kalmamıştır. Basın pervasızca, çoğu kez de bilerek, belli bir amaca- çıkara binaen yayımladığı iddiasına karşı bireyin savunma mekanizmaları zayıftır. Tekzip, mahkeme veya cevap hakkı adıyla bazı yollar gösterilse de çoğu kez bunlar kullandırılmaz. Ardından yanlış bilgi ise verilen tekzip küçük bir köşede kimsenin okuyamayacağı şekilde verilir. Oysa haber sürmanşetten verilmiş kişi veya kurum töhmet altında bırakılmıştır. Mahkeme yoluyla hakkını koruma çabası ise çoğu kez boşa çıkar. Özellikle kamu kurumlarında çalışan kişilere karşı yapılan iftiralara karşı yapılabilecek bir şey yok gibidir. Zaten o kişi kamuoyu önünde suçlu konumuna girmiştir. Kendini aklama çabası bir şeye yaramayacaktır. Yerel basında bu türden örnekler yüzleredir. Medya kendi hakları konusunda beylik sözler ve iddialarla kendini ifadelendirirken, gazete künyelerinde yazan “basın ahlak ilkelerine uymayı taahhüt” ederken çoğu kez bunları hatırlamaz. Haksızlığa uğramış bireylerin kaybettiklerini telafi etmeleri de artık mümkün değildir. Herkesin yaptığı yanına kalır, eğer varsa vicdanına.
Basın- medya sürekli toplum ve kurumlar üzerinde eleştirel merkezli yaklaşımlarını serd etmektedir. Ama hiçbir zaman kendi öz eleştirisini yapmamaktadır. Üstlendiği büyük sorumluluğun ya farkına varamamakta, ya da bilerek bunu muhatapları karşısında hoyratça kullanmaktadır. Tüm kurumlar gibi medyanın da her an özeleştirisini yaparak toplumsal mutabakatın sağlanmasına, şuurun yükselmesine ve toplumun sesi olması sağlanmalıdır.
- cevat benar yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Basın arlanmaz, usanmaz ve
Nefi Selamoğlu — Pzt, 13/10/2008 - 19:39Basın arlanmaz, usanmaz ve dahi edepsiz bir çirkeftir ki onun şerrinden bizi Allah'tan başka asla koruyacak bir mevki, otoriter bir makam veya herhangi bir yaptırım "an" için malesef söz konusu değildir. Biz de sayın başbakan gibi uzak durarak, yakınından geçecek olursak eteklerimizi toplayarak kaçmanın telaşı içerisindeyiz. Allah muhafaza etsin.