Yıldızlar En Çok Onları Selamlar
medine dogan — Per, 30/04/2009 - 14:44
Yibo çocuklarına…
Araba hızla kasabadan ayrılıyordu. Ve başlıyor küçük olan kız elektrik direklerini saymaya, ”bir, iki, üç, dört, beş… On… On beş…” Gözlerini açtığında kaç direk, kaç köprü geçtiğini sayamamanın üzüntüsü ile geri kalan yolu izlemeye başlamıştı. Şimdi nasıl hesaplayacaktı annesi ile arasında geçen mesafeyi. Henüz okuma yazma bilmeyen bu kız için camda izlediği hurma ağaçları, o kadar düzenli gelmişti ki… Bir an hurma ağaçları bitti tel duvarlar arasında büyük demir kapının önünde durdu araba korkmuştu, çocuklar arabada ürkek adımlarla inerek, babalarının ardında birbirine sokularak beklediler .Ne kadar büyük bir kapı diye düşündü küçük kız.Acaba bir daha çıkmayacaklar mıydı? Ürkerek ablasına sokuldu. Acaba o da korkuyor muydu?Acılan kapı ile iki kenarı Hurma ağaçlı yolda babalarını takip ettiler . İdarede kayıt işlemleri yapılmıştı. Küçük kız hiçbir şey anlamamıştı. Biraz da babaları onları bırakıp gidecekti… Belki anneden ayrılmak kadar zor olmayacaktı. Ellerinden tutulan çocuklar okul bahçesine gelmişti… Artık baba da yanlarında değildi. Haşarı olan oğlan çocuğu ne kadar uslanmıştı. En küçüğü altı, en büyüğü on olan bu dört kardeş hiç olmadıkları kadar sokuldu birbirine, bankta annesi ile oturan kız çocuğu onu bırakmıyordu, eteklerinde sarılmış, “ummi” diye ağlıyordu…
Tüm çocukların dilinde ayni idi anne. Ne kadar çocuk ağlıyordu bu bahçede. ”Bir daha güneş doğmayacak mı diye düşündü. “Ürkek güvercin bahçesi idi sanki. Artık güvercinler çırpınamıyor uçmak için. Artık hiç kimsenin annesi yok idi. Ve güneş ilk defa batmak üzere idi. Acaba bir daha doğacak mıydı? Çünkü güneşten önce hep annesinin duası ile uyanmıştı. Anneler dua etmeyince güneş doğar mi ki çocukların üzerine? Yasça biraz daha büyük olan Çerkez kızın şarkısı ile uzaklaştı düşüncelerinden. Batan güneşe sitem ediyordu bu kız. Her şey o kadar farklı idi ki. Teselli verici olan tüm çocukların aynı kaderi yaşaması idi. Yatakhane kısmında erkek kardeşlerinden ayrılan üç ablanın büyüğü ona tüm tembihleri yapıyor. Oysa evde olsalardı kendi büyüğü ablası ile nasıl kavga edeceklerdi anneleri için… Temizlik, çamaşır, yerleştirme işlemlerinden sonra ilk defa ranzada yatacaklardı. Pencerenin yanındaki ranzada durup yerleştiler…. Hafif aralık kalan perdeden dışarıdaki yıldızları izlemeye başlamıştı. Acaba bu yıldızlar da annemi görüyorlar mıydı? Gözlerinden damlalar süzülmüştü. Damlalar hıçkırığa dönüşmüştü. Nevresimi üstüne çekti. Gözünü yumdu….
Yatakhanenin ayrılan yollarında bir tarafta revir bir tarafta idare vardı. Bunlara o kadar yabancı idiler ki.. Daracık yollarla ayrılan bu bölümler koca bir mahalle gibi gelmişti. Yatakhanenin ardında çimenlerle kaplı alandan sonra camlar ve tel örgüler ile okul çevrelenmişti. Sinema salonunu okulun bahçesinde yemekhane, kantin ve lojmanlarla devam ediyordu….
Her şeye rağmen tel örgüye yaklaşan çocuklar ellerlini dışarıya çıkararak, gelip geçen arabalara el sallayarak, ellerinin özgürlüğünü gösteriyorlardı. Üstü yazılı olmayan bir ağaç kalmamıştı okulda. Her çocuk annelerinin ismini ağaçlara kazıyordu.
Sınıftaki perdelerin ardında gizlenen kızlar hep annelerini anlatırlar birbirlerine. Sanki o kızların kalbi ateş olur, dünyayı yakar… Perdeler örter kızların gözyaşlarını. Arapça, Çerkezce, Türkçe, Kürtçe söylenen türküler büyütür kızları… Kızlar erkenden büyür. En çok erken büyüyen kızlar küserler babalarına. Babaların okşamadıkları saçları kızların taraklarına dolanarak acıtır… Ve kızlar tokalarını sayar gibi sayarlar dedelerinin isimlerini “Hz İsa dedem, Hz Musa dedem, Hz Süleyman dedem, Hz Muhammed (s.a.v) dedem.” (Öğle uykusu)
Tokaları dedeleri gibi merhamet eder onlara. Her bir kızın bir yıldızı olur, o yıldızlar kızları alır, annelerine götürür, annelerini alır istedikleri zaman onlara getirir. Yıldızlar en çok bu kızları selamlar.
Birbirine yabancı olan bu çocuklar zamanla ne kadar canciğer olurlar. Zamanın dindiremediği tek şey hasretliktir. Hasretlik zamanla o kadar büyür ki,çocukların küçücük yürekleri kimi zaman yırtılır.
Okul bahçesi ile yatakhane arasında olan bir alanda çeşme basında bir kalabalık yığılmıştı. Küçük bir kız çocuğu çırpınıyordu. Sara adındaki bu Arap kızı elindeki bozuk para ile “Ummi “ diye ne ağladığı ne güldüğü belli olmayan bir çırpınış içinde, kendini çeşmenin altına bırakıyordu. Öğretmenlerin yardımı ile revire kaldırılan bu Sara, sara hastası imiş. Kimileri isminin değişmesi gerektiğini söylemişlerse de ismi değişmedi.
Peltek dilli sarışın saçlı Çerkez Gülşen ablanın okuduğu şiirler, tüm çocukları heyecanlandırır, coştururdu. Gülşen abla da iki kız kardeşin ve bir erkek kardeşin en büyüğü idi.
Müzeyyen ve Mansur öğretmen, çocukların gönlünü kısa zamanda kazanmışlardı. Genellikle sürgüne gönderilen öğretmenlerden ders alınırdı. Tüm çocuklar burada şiveli konuşurlardı. Etüt dersleri küçük çocuklar için çekilmez bir saat idi. Genellikle kafalar sıraların üstünde uyuya kalınırdı. Ablalar gelip onları yatakhaneye götürmek için yardımcı olurlardı. Ablalar daha da erken büyürdü buralarda.
Akşamdan hazırlanan kurdeleler düzgün durması için, yastıkların altına özenle konulurdu. Becerebilindiği kadar taranan bu saçlara bir ablanın yada arkadaşın yardımı ile bağlanır, kurdeleler takılırdı.
Burada çocuklar hayata çok çabuk alışırlardı. Ayakta durmak için, ezilmemek için. Bir abla sahibi olmak burada paha biçilmez bir hazine idi.
Oynanan oyunlar, çizgi oyunları, beştaşlar, piyesler, hiçbiri zaman içinde kaybolmaz… Hayatın umulmadık yerlerinde ve anlarında karşılarına çıkarlar, bir anne baba ile gelen bir çocuk bu çocuklar için en şiddetli acı olur, kalplerine oturur. İstedikleri zaman bir anne elinde tutabilmek, istedikleri zaman bir şey yiyebilmek? Nasıl şeyse? Küçük Prenses bazen bir ümit olur, çocukları teselli eder, yalnız olmadıklarını hatırlatır….. Belki de en çok annesiz kalan çocukları sevmiştir, anlamıştır.
Mekke’deki küçük Abdullah’ı en çok bu çocuklar sevmiştir, anlamıştır onun annesizliğinin ne demek olduğunu. Ne guzel bir yıldızdır o annesiz çocuklara.
Ey annesiz çocuklarının koruyucusu, Ey en sevdiğin varlığı annesiz babasız, koruyan Rabbim. Onları daha çok koru, Onlar sana emanet…

Yüreğimize hüzün düğümleri
Kâni Çınar — Per, 30/04/2009 - 15:54Yüreğimize hüzün düğümleri attınız... Sanki ancak annesiz babasız birisi yakalaybilr bu hissi... Mekke'deki küçük abdullahları, sair yetimleri... Rabbim onları çok çok koru...
Elhamdulillah huzunlu bir
medine dogan — Cum, 01/05/2009 - 20:15Elhamdulillah huzunlu bir peygamberimiz var.