Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Gül Çiğdem yazıları

Fransız Sinemasının Modern Masalı: AMELIE

Gül Çiğdem — Pzt, 11/05/2009 - 15:02

Dünya sinema endüstrisine öncülük eden ve kendine has üslubuyla günümüzde hala ağırlığını gösteren, zaman zaman realist, bazen şiirsel, dahası ticari kaygılardan uzak sinema filmleriyle ünlü olan Fransız sineması, geçen yıllarda sinema potasını daha da geliştirip daha fazla özgün filmler yetiştirdi bünyesinde. Bunlardan biri, ‘’Şarküteri’’, ‘’Kayıp Çocuklar Şehri’’ ve ‘’Alien 4’’ isimli birbirinden başarılı filmlerin yönetmeni Jean Jeunet’den Fransız modern hayatını ti’ye alan modern bir masal görünümünde olan Amelie filmiydi. Orijinal adı “Le Fabuleux destin d'Amélie Poulain” olan film, gösterime çıktığı 2001 yılında izleyiciler tarafından büyük bir beğeni kazanmıştı. Kendine has karakteristik stiliyle kafalarda evrensel bir tip oluşturan Jean Jeunet hayatı boyunca gözlemlediği ve kendi Montmartre’nındaki özgün dünyasına dair notları derlediği bu filmle, sinema endüstrisinde üslubuna ilginç bir tarz kazandırmayı amaçladı ve başardı da. Film “Tüm dünyada en büyük başarıyı kazanan Fransız filmi” adlandırılmasıyla dünya sinema tarihinde yer almayı başardı. Bu, bir sinemacının kendi ülkesinde edindiği en büyük başarı olmalı.

Konusu basit bir aşk hikayesi gibi görünse de, film aslında aşkın sıradan olmayan özgün kimliğini tanımamız için türlü ipuçları veriyor bize. Bu ipuçlarını birleştiren Amelie kendi hayal dünyasının yetkin şeklini bir başka hayalci kimlik olan Nino ile aşkı yaşayarak paylaşıyor. Aslında filmde 22 yaşın olanca debdebeli kimliğinin Amelie cephesinde durgun ilerlediğine şahit oluyoruz. Amelie, hayatının çoğunu crème brûlées’siyle bir çay kaşığı ile oynamaktan, gün ışığında Paris’te yürüyüşe çıkmaktan, St. Martin’s Kanalı’nda taş sektirmekten, yüzeyi hoşuna giden taşları toplamaktan başka bir şeye benzemediğini fark eder. Kendisi ‘’Çift Değirmen’’de garsondur ve ne yazık ki orada sıkıcı dünyasına çare olacak hiçbir eylem bulunmamaktadır. Ortama, daha çok kafede çalışanların alışkanlıkları ve tuhaf korkuları hakimdir. Modern pollyannamız bütün bu insan kargaşası içinde sessiz sedasız monoton adımlarla ilerlemektedir!

Bir akşam Amelie, ilginç bir tevafuk noktasında, küçük bir çocuğun hatıra kutusunun onda yarattığı etkiye bakarak, kendini bir arayışın eteklerinde dedektif kılığında bulur. Çetin bir anlaşmaya imza atar : ‘’ Kutuyu sahibine ilettiğinde eğer sahibi duygulanırsa, Amelie bundan sonra hayatını insanları mutlu etmeye adayarak geçirecektir ’’
Kendini çevresindeki insanların tebessümleri için adayan Amelie, aslında özel hayatını es geçmektedir. Kendisi gibi tuhaf zevkleri olan, yırtık fotoğrafları birleştirip katalog yapan Nino adlı gence orijinal bir tutkuyla bağlıdır. Bir insanı elde etmek günümüzde bu kadar kolaylaşmışken, Amelie’de bu durumun tam tersi bir ayrıntıda takılı kalıyoruz. Belki de bu tarz bir yaklaşım modern masalın en etkileyici hali oluyor bizim için. Amelie’nin kimliğini ifşa etmeden kendi aşkını çekingen bir kurnazlıkla yavaş yavaş inşa etmesi, bizi hikayede heyecanın doruğuna çıkartıyor.
Daha önce Happenstance’ de izleyici karşısına çıkan Audrey Tautou olmadan bu utangaç Amelie karakterini düşünmek imkansız olurdu. La Heine, Crimson Rivers gibi filmlerin yönetmeni olan Mathieu Kassovitz'de Nino karakteriyle başarılı bir performans grafiği çizerek, Amelie filminde kendini favori bir üst kimliğe taşımıştır. Aslında filmde önemsiz bir çok detay var lakin yönetmen bu ince ve gereksiz halleri masalına ustalıkla yedirmiş. Genel atmosfer neşeli ve komik ilerliyor filmde. Sadece son sahnelerde Amelie’nin kek yaptığı bölümde gözünden akan gözyaşları, izleyicide kısa anlı bir dram teşkil ediyor.

Filmin repliklerinde bile sımsıcak heceler saklı sanki. Trende komşusunun mektuplarından etkilenen Amelie, bilet soran adama ‘’Sensiz şu anki duygularım ancak geçmişin kuru bir kabuğu olabilir.’’ diyebiliyor. Belki de en çok hoşuma giden replik, cümle sıralanışı bakımından çok basit görünen ama yürek tahtına giderken çok fit olan replikti . ‘’ Hayır… Ben kimsenin gelinciği değilim.’’
Film gerçekte bir koleksiyon tutkunu olan yönetmenin, bu tutkusunun sıcacık bir öyküye uzandığı yoldu. ‘’Listeleri, koleksiyonları seviyorum. Koleksiyon temalarının koleksiyonunu yapmayı da. Filmde bunlardan birkaçını kullandım: Nino, betondaki ayak izlerini ya da vesikalık fotoğraf kulübelerinde atılmış şeritleri topluyor. Uzun bir zamandan beri bu küçük küçük parçaları, fikirleri bir kutuda toplamaktaydım. Hala da topluyorum.’’ diyen Jean Jenuet takıntısı olduğu bu halin kendine böyle bir başarı kazandıracağını belki pek kestirememişti.Filmde vurgulanan bu küçük detayların oscara tutunan küçük eller olduğunun hepimiz farkındayız, değil mi? :))
Belki de bu film tümüyle bir hayal ürünü değildi. Yazımızın başında da dediğimiz gibi Jenuet’in uzun yıllarını geçirdiği Montmarte’te biriktirdiği bütün anıların senaryo taslağına servis edilmesiydi. Gerçekte esas karakter Amelie üzerinden şekillenmemişti elbette. Jeunet ilk önce İngiltere’de büyüyen kahraman’ın Montmartre’e yerleşmesiyle gelişen bir olay örgüsü hazırlamıştı ve tiplemesinin adı Emily’di. Lakin şartlar olumsuz bir gidişat sununca senaryosunu baştan sona değiştirip, olayın başlangıcını da Montmartre’e aldı. Dikkat ederseniz filmde her bir kare bir ressamın fırçasından fırlamış gibi ve filmdeki her karakter üzerinde uzun uzun çalışılmış. Filmin başlangıcında, karakterlerin küçük ayrıntıları verilerek aslında küçük detayların dev projesinin soluğunu hissediyordunuz izlerken. Her karakterin sevdiği ve sevmediği unsurlar izleyici de film başlamadan tereyağı gibi eriyen tebessüm provaları yaptırıyor. Anlatıcı unsurunun babacan kimliğe bulanması da filmde başka bir teknik ayrıntı. Müzikleriyle de dikkat çeken film, Yann Tiersen’in muhteşem akordeon vuruşlarıyla kulağa da hitap ediyor. Özellikle ‘’ J’y suis jamais allé’’, ‘’ La Valse d’Amelie’’ ve ‘’ L’autre Valse d’Amelie’’ dinlemenizi tavsiye ettiklerim arasında. Sırf müziklerini dinlemek adına dahi kendini izlettiren bir film olmuş. Toplam 19 parçadan oluşuyor müzikleri.
Bu kadar dikkat çeken Amelie, yine de Cannes film festivaline katılmamıştı çünkü ‘’Kayıp Çocuklar Şehri’’ filmine gelen soğuk tepkiler yönetmen Jenuet’in canını sıkmıştı ve festivale katılmayarak bu duruma protestosunu sunuyordu. Yine de Amelie’nin festivaldeki yokluğu filmi beğenen eleştirmenler tarafından hoş karşılanmadı. Film, her ne kadar sanatsal ve ticari anlamda büyük bir başarı yakalamış olsa da, bazı eleştirilere maruz kalmıştı. Serge Kaganski filmi realistlikten uzak bulmuştu ve biraz da ırkçı bir muamele sergilendiğini beyan etmişti. Ona göre, Montmartre’de yaşayan etnik gruplar filme pek dahil edilmemişti. Aslında sanırım eleştirmen biraz dikkatsizdi ya da filmi sırf eleştirmek maksatlı eleştirmişti. Dikkat etseydi eğer, filmdeki manav Collignon’un çırağı olan Lucien’i, Kuzey Afrika kökenli oyuncu Jamel Debbouze’un oynadığını mutlaka fark ederdi. Bu eleştiriler yine de filmin uluslar arası düzeyde geniş bir kitlede gösterilmesini engelleyemedi. Hatta film, aldığı çok sayıda ödülle görürünür derece de büyük bir sükse yaptı. Aldığı ödülleri zikredecek olursak, ki şöyle:

Ödüller:
2002 BAFTA Ödülleri – “En İyi Sanat Yönetmeni”, “En İyi Özgün Senaryo”
2001 Canberra Uluslararası Film Festivali – “İzleyici Ödülü”
2002 Cesar Ödülleri – “En İyi Yönetmen”, “En İyi Film”, “En İyi Film Müziği”, “En İyi Sanat Yönetmeni”
2001 Avrupa Film Ödülleri – “En İyi Yönetmen”, “En İyi Görüntü Yönetmeni”, “En İyi Film”
2002 Goya Ödülleri – “En İyi Avrupa Filmi”
2001 Karlovy Vary Ödülleri – “Kristal Küre Ödülü”
2002 Bağımsız Ruh Ödülleri – “En İyi Yabancı Film”
2002 Sant Jordi Ödülleri – “En İyi Yabancı Aktris”
2001 Toronto Uluslararası Film Festivali – “Halk Ödülü”

Özetle şunu diyebiliriz ki, masalsı düşlerin yeşil ve kırmızı çayırında yuvarlanmak ve yüzünüzü çirkinleştirene kadar tebessüm ettirmek istiyorsanız, yüreği sıcacık eden bu filmi mutlaka görmelisiniz! •

  • Sinema
  • Gül Çiğdem yazıları
  • yazıcı sayfası
  • gönder
  • Rastgele Yazı

Uzun zaman evvel yazmayı

Cihat Albayrak — Salı, 19/05/2009 - 11:39

Uzun zaman evvel yazmayı düşündüğüm bir yazı! Ben çok daha farklı bir üslup ile kaleme alırdım sanırım. Sanat eleştirmeni gibi, sanki bir gazete ya da dergi için kaleme alınmış gibi yazınız sevgili Gül. Bilgi yüklü, çok şey öğrendim. Filmi izlerken fark edemediğim, adını koyamadığın bir çok şeyi şimdi anlayabiliyorum. Sanırım bazı bilgiler için kaynak belirtmeniz daha doğru olacaktı. Yazılarımızda, referanslara olabildiğince dikkat etmemiz gerekiyor bence. Filmin müzikleri, Yann Tiersen, Le Valse d'Amelie, hepsi rüya gibi... Bilgisayarımda albüm mevcut. Sık sık dinlerim. Zaten haber programlarında çokca kullanılan fon müziklerinin başında da gelir bu albümün bir çok şarkısı. Film eski bir film ama yazını şimdi yazman filmi daha yeni izlemenden mi kaynaklanıyor merak ediyorum doğrusu. Ben de geçen yıl izlemiştim. Sonra filmi bulmaya çaılıştım ama başaramadım. Sanırım internet üzerinden sipariş vermem gerek. Sayha Dergi'ye sırf bu yazıya yorum yapabilmek için ikinci kez üye oldum. Bu güzel yazı için kaleminize sağlık demek istiyorum. Başka yazılarda görüşmek üzere efendim..

Edebiyat Üniversitesi

http://edebiyatuniversitesi.ning.com

Sırf bu yorum için sayhaya

Gül Çiğdem — Çar, 20/05/2009 - 16:30

Sırf bu yorum için sayhaya üye olmanız film yazısına ayrı bir şeref kattı.
Teşekkür ederim.
Öncelikle şunu belirteyim, filmi yeni izlemedim. Hatta izlemeye başlayalı 3 yıl oldu ve bu 3 yıl içerisinde filmi tam 6 kez izledim.
Film yazılarına henüz başladım. Daha öncesinde kendimi hiç sınamadığım bir alandı ve ilk denenem en çok sevdiğim ve izlemekten bıkmadığım bir film olmalıydı. Tabi ki tercihim Amelie'den yana oldu.
Kaynak belirtme uyarınızı dikkate alacağım. Dediğim gibi sinema alanında yazdığım ilk yazı ve bu anlamda türlü eksiklikler olabilir. O sebeble eksikler için ''sürç-ü lisan ettiysem affola'' diyorum.
Yazı tercihlerimi hiç denemediğim alanlarda kullanarak kendi sınırlarımı ölçmeyi, kendi içimde denenmeyişi deneyerek heyecanı hissetmeyi seviyorum.
Hissettirebildiysem ne mutlu bana.

Müzikleri konusunda hak veriyorum.
Bende de albümü mevcut ve bende sık sık dinlerim.

Eyvallah Cihat Albayrak.
Sayhamıza hoşgeldiniz.

d'li derviş

müzik ve yann tiersen

dilara pınar arıç — Pzt, 11/05/2009 - 18:36

beni en çok etkileyen müzikleriydi bu şirin filmin.insanı sıcaklığıyla saran notalar, yann tiersen'in eşsiz yeteneğiyle bambaşka bir dünyaya taşıyor ve dünyayı bir anda cennete çeviriyor.benim için vazgeçilmezdir yann tiersen.yazınız için teşekkürler,sanki bana tercüman oldunuz.

Dilara Pınar

evet müzikleri oldukça

Gül Çiğdem — Salı, 12/05/2009 - 23:29

evet müzikleri oldukça etkileyici.
yann tiersen bu anlam da bütün deneyselliğini göstermiş.
daktilo seslerinin bile müzikalitesini hissettirmiş.

d'li derviş

amelie

omar — Cts, 28/11/2009 - 03:52

filmi çıktığı yıldan beri defalarca bıkmadan usanmadan izleyenlerden biriyim
arkadaşlarım dalga geçer olmuştu doğrusu :)
film müziklerini indirmek nedense gelmedi aklıma bu zamana kadar
şuan heryerde dinliyorum
hislerimi ifade etmemde çok yardımcı oluyor
bi şarap gibi bu film aslında
yıllar geçtikçe daha bi kıymetleniyor
ve yanlız değilmişim demek buna sevindim
bende sadece yorum yapabilmek için üye olandanım buraya
bu filmi beğenebilen herkesin kocaman bi kalbi olduğuna inanıyorum ben
kendinden bişey bulan herkesin bu filmden
ve bunun sadece b ifilm olduğuna inanmıyorum artık ben
teşekkür ederim okuma zahmetine katlanan herkese beni

Amelie'yi Anlatmak

muhsin kalender — Çar, 20/05/2009 - 17:23

Amelie'yi anlatmak, kırk sandalla kırk gün kırk gece varılamayacak kadar uzak bir sihir dünyasından, kutsal iksiri alıp tekrar geri dönebilmektir. 41'nci sandaldan el sallattığınız için var olunuz...

kalp penceresinden günışığı sızdıkça
şiiri tutuklayamaz hiçbir gardiyan

Benzer Yazılar

  • Av Partisi
  • Baran : Aşksızlıktan Taş Kesilmiş Kalplere
  • Eşrefpaşalılar
  • 17 maddede şu sinema meselesi
  • Avatar

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız
  • Fotografhane
  • Kategoriler
  • İzlence

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Rastgele

  • İçerik
  • İzlence

  • Issız sokakların gülü
  • Mısra-ı Berceste'den Güldeste'ye - I -
  • Yaş Kemale Eriyor
  • Ah benim esmer yanım...
  • Yitik sevdaların anısına...
  • Elifce Gazeli
  • Havada bulut yok, Göstere' yi sel aldı
  • Bulutlar
  • Atlantis'ten Gelen Adamlar
  • Ağaç Ağaç Diz Dize

Fotografhane'den

Mescd-i Nebevi

Duyuru - Etkinlik

  • -"Biz İsrail’i suçlayanlar
  • -"Ne Bahar Kaldı, Ne Gül" Konuşma
  • - ''İkindi Yazıları yeniden tıpkıbasım olarak yayımlanacak''
  • ... Devamı
  • Gözdeler

    Bugün:

    • 100 Türk Büyüğü
    • Nevbahar
    • Dost'a Mektuplar

    Son görüntülenme:

    • Müsâde İsteriz
    • İbrahim Makamı
    • Kürtçü müsün, ulusalcı mı?

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010
    Gizlilik ve kullanım şartları

    • söz makamı
    • 100 türk büyüğü
    • kitap makamı
    • site haritası
    • ara
    • İletişim

    @ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.