Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Kâni Çınar yazıları

Dünyanın Kalbine Seyahat – 3

Kâni Çınar — Per, 21/05/2009 - 14:40

Ayrılık acısı çöktü içimize. Adımlarımız daha bir yorgun ve aklımız bir çırpıda geçen zamanı anlamakta müşkülat çekiyor. Daha yeni gelmiştik gibi bir his dolaşıyor zihnimizde. Lakin her başlangıcı olanın bir sonu mutlaka vardır. Son kez tavaf ediyor, son kez mübarek Kabe’ye dokunuyor, son kez Hacer’ül Esved’i selamlıyor ve son kez Makam-ı İbrahim’de namaz kılıp hesaba kitaba gelmez bir duygu deryası içerisinde veda ediyoruz. Dualarımız hep tekrar kavuşmak üzerine…

İkindi’ye yakın yola revanız. Onlarca kişi… Herkes aleminde. İdrak “Hicret” ile “an” arasında gidip geliyor. Namaz için kısa fasılalar dışında daim yol alıyoruz. Trafik levhalarında Medine mesafesi gittikçe düşüyor, ateşimiz gittikçe yükseliyor. Medine’ye yöneldiğimiz zamandan beri Resulüllah (s.a.v)’e salat ve selam okuyor dilimiz, kalbimiz eşlik ediyor. Kontrol noktaları, şehrin ışıkları, yavaşlama… Uzun bir yolun nihayetinde minarelerinin ışıklarını görüyoruz: İşte Mescid-i Nebevi…

Esselamu aleyke ya Resulullah

Selam Sana ey Allah’ın Resulü, Selam Sana ey Allah’ın Nebisi, Selam Sana ey Allah’ın sevgilisi, Selam Sana ey Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı, Selam Sana ey Allah’ın dostu, Selam Sana ey peygamberlerin efendisi ve peygamberlerin sonuncusu, Selam Sana ey iki cihan nuru olan lider. Selam Sana, selam temiz ve pak aile efradına. Selam Sana, selam müminlerin anneleri temiz ve pak eşlerine. Selam Sana, selam bütün ashabına. Selam Sana, selam Allah’ın diğer salih kullarına. Ümmetine Peygamber ve Resul olarak Allah, Seni en üstün mükafatla mükafatlandırsın. Seni zikredenlerin her zikrinde ve Seni zikretmekten gafil olanların da gafletinde Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Şehadet ederim ki; Sen, Allah’ın kulu, elçisi, emini, yaratıklarının en hayırlısısın. Şehadet ederim ki; Sen, Allah’ın risaletini tebliğ ettin, emaneti yerine tevdi ettin, ümmetine öğüt verdin ve Allah yolunda büyük bir gayretle cihat ettin....

Salat ü selamlarla Mescid’e Babüssleam kapısından giriyoruz. İlk anda göze çarpanlar yine sütunlar, sütunlar… Kubbe-i Hadra’nın altına yaklaştıkça nefes almakta zorlanıyor, heyecanımızı kontrol edemiyoruz. Dua, gözyaşı, acz, hasret… Karşımızda İki Cihan Serveri, Ebu Bekir Sıddîk, Ömer’ül Faruk… Hayır karşımızda değil, onlar orada ama biz yokuz; biz eridik, utandık, toprak olduk… Yüzümüz kızardı, haya ettik. Sadece ağladık, ağladık… Ten kafesi hıçkıra hıçkıra ağladı. Şefaat diledi dil susarak. Ağladı göz kanayarak. Titredi beden yanarak… Kalp yekpare heyecan…

“Vefatımdan sonra beni ziyaret eden, beni hayatımda ziyaret etmiş gibidir.”

Esselamu aleyke ya Resulullah, esselamu aleyke ya Nebiyyallah, esselamu aleyke ya Habiyballah, esselamu aleyke ya hayra halkullah, esselamu aleyke ya Savfetullah, esselamu aleyke ya Seyyidi’l-murselin ve hâtimi’n-nebiyyin..

Peygamber Efendimizin “cennet bahçelerinden bir bahçe” olarak nitelendirdiği mekanda “şükür” ile hemhaliz.

Medine Mekke ile kıyaslanmayacak iklim ve arazi özelliklerine sahip. Düz bir yerleşime sahip olduğu için geniş caddeleri, yeşillendirilmiş orta refüjleri, yapay da olsa çağlayan suları var. Şehrin kalbi olması gerektiği gibi Mescid-i Nebevi… Mekke’de, Kabe etrafında olduğu gibi çok yüksek binalar, inşaatlar yok. Belki henüz yok demek daha doğru olacak. Oteller hep Mescid-i Nebevi’nin etrafında ve belli bir düzen içerisinde.

Toplam üç günümüz kalmıştı. Cuma’ya kadar zamanımızı (ki dönüşümüz cumartesi idi) Mescid-i Nebevi’nin içinde, yanında, göz mesabesinde dua ile, salat ü selam ile, tefekkür ile değerlendirmeye çalıştık. Cuma namazı öncesi Kuba, Cuma, Kıbleteyn mescidleri, 7 Mescidler ve Uhud ziyaretlerini gerçekleştirdik. Mescid dışında, bu şehir ve madde dünyasından biraz uzak kalmak için Efendimiz aleyhisselamla ilgili mekanları ziyareti tercih ettik. Lakin bir başka yazı konusu olması gereken bir vaziyet ile karşı karşıya kaldık. Şöyle ki: Suudilerin gerekçeleri “ifrata kaçılması”, sonucu, Kuba, Kıbleteyn ve Cuma mescitlerinin yerine yeni ve büyük mescitler inşa edilmiş… Uhud ve Baki mezarlıkları dümdüz bir saha ve hangi mezar kime ait belirsiz. Hendek gazasının gerçekleştiği bugün 7 Mescitler diye anılan yerdeki Efendimizin ordu karargahının en azından mekanları belli. Efendimiz dönemine ait bu güne kadar tabii olarak muhafaza edilmiş tek mekan ise "bir dağ ki o bizi biz de onu severiz" buyurduğu Uhud Dağı.

Suud yönetimine kızarken aklımıza Arafat’taki dikili beyaz taş geldi. Taşın üzeri rengarenk kalemlerle insan kolu uzanabileceği yüksekliğe kadar imzalı, isimler yazılı… Hira Mağarası’ndaki ve çıkış boyu dağ üzerindeki taşlar boyalı, yazılı… Eğer azıcık müsamaha edilse Kabe’yi örtüsünden başlayarak tar ü mar eder ümmetin cahilleri… Suudilerin yaptıklarını buraya bakarak haklı göstermek filan istemiyorum, elbet orijinal hali olmasa da “eski” vaziyet korunabilir, yaşatılabilirdi. Öyle ki Allah Resulü’nün zamanından kalma tek Uhud Dağı var ifadesi olayın vehametini izaha yeter sanırım.

Medine... İsmi gibi güzel ve hatıralı şehir. Medine ile adaş ablamızın ifade ettiği gibi "beyaz şehir". Sükunet orada, teslimiyet ve teselli orada, merhamet orada, huzur orada... Ama yalnız Mescid-i Nebevi ile sınırlı. Tıpkı Kabe'nin içi ile dışı arasındaki deryalar gibi... Mekke dedikçe Kabe ve Medine dedikçe Mescid-i Nebevi'den başka bir şey hatırımıza gelmiyor.

Medine, seni "Talaal bedru" söyler bir şekilde hayal ediyorum. Medine, Allah'ın Peygamberi ile ne de güzelsin...

Salat ve selam Efendimiz'in üzerine olsun.

  • Seyyah Oldum
  • Kâni Çınar yazıları
  • yazıcı sayfası
  • gönder
  • Rastgele Yazı

Ben Nur'un yağdığını gördüm arkadaş

İhsan Garip — Salı, 12/01/2010 - 18:24

Ufukta Medine’nin siluetinden önce gökyüzünden şehre sonsuz bir kaynaktan yağan “nur” görülüyor. Evet, nur! Hani şu dilimizde her zaman olan, olur olmaz kullandığımız ama mahiyetini tahayyül edemediğimiz nur!.. İşte o. Çıplak gözle, pırıl pırıl Medine’nin üzerine yağdığını görüyoruz. Güneş, henüz ortada yok. Gökyüzü kırmızı, sarı. Alev rengi parlaklığında bir hareket. Yanımda oturan Veysel’e: “İşte bu nur diyorum” “Evet” diyor.
...

Bana belgesel de lütfen...

Kerem Ağahanlı — Per, 28/05/2009 - 15:23

Bizim güzel dostlarımız bazı tv kanallarına belgeseller çekiyorlar. İyi de ediyorlar hani. Bir kısım dostumuz da belgesellerin metin yazarlığını da yapıyor. Onlar da iyi ediyorlar. Allah kalemlerini ve yüreklerini daim "aşk" eylesin...

Türkiye'den binlerce insanın hac veya umre için aktığı mübarek beldeler için adam gibi belgeseller çekmenin, programlar yapmanın, canlı yayınlarda bulunmanın zamanı gelmedi mi daha? Bürokrasi ne zaman hidayete erecek ey güzel Allah'ım...

Tamam yazılar güzel. İzlenimler harika ve fakat görüntü de istiyorum kardeşim. Tez büyüklerimize duyurun lütfen.

Hocam; siz anlattıkça, siz

Hilal Acar — Cum, 22/05/2009 - 10:41

Hocam; siz anlattıkça, siz oraları satırlara döktükçe yeniden ve yeniden o havayı soluyorum. Sanki yüreğim peşiniz sıra gezinmekte...

İnsan oralara bir kere gitti mi, o manevi havayı bir kere tattı mı yüreğini getiremezmiş geri.

Aynen öyle oluyor. Üzerinden çok zaman geçmemiş olsa da sanki asırlık bir hasreti taşıyorum içimde ve ben yüreğimin bir yarısını orada bıraktım. Şimdi dünyanın kalbine gidip te dönenlerin anlattıklarını heyecan içinde dinlemekle teselli buluyorum. Bir kere gidenin tekrar ve tekrar gitmeyi deli gibi arzulamasının nedenini bilerek, ta yüreğimin derinliklerinde hissederek anlıyorum.

İnsanın hep aradığı ve dünya meşgalesi içinde savrulurken bir türlü bulamadığı bir huzur vardır ya, işte o huzur orada... Allah teala evim dediği Kabesini ziyarete gidenleri huzurla sarıyor. Güvenle kucaklıyor.

Yazılacak, söylenecek ne çok şey var oralara dair... Siz konuşun hocam, yazın... Okudukça inceden içimizi burkan hatırlara sarılıp biraz teselli bulalım... Okudukça yeniden o havayı soluyalım...

Selam ile...

Şu yaşa geldim, çok değişik

Kâni Çınar — Cum, 22/05/2009 - 14:22

Şu yaşa geldim, çok değişik coğrafyalar gezdim, mekanlarda nefes aldım ve lakin O'ranın hasreti gibi bir hasreti hiç duymadım, hissetmedim. Sırf bu yönüyle dahi "kıyas" kabul edilmez olağanüstü bir mekan Kabe... Bir görenin bir daha o ateşi içinde söndüremediği bir mekan... Damdan düşen gibiyiz. Duadan başka, yeniden nasip olmasını istemekten başka susarak konuşuyor dil...

ilginize teşekkürler. Selam ile.

Bize hep oraları anlat,

cihad meriç — Cum, 22/05/2009 - 00:10

Bize hep oraları anlat, yüreklerimizi o güzel beldelere taşı.
Aşkı muhabbetle dirilelim gül kokularıyla...
Teşekkürler.

sade bir muhabbet

Beyaz sehir ve selam sehri....

medine dogan — Per, 21/05/2009 - 16:33

Tum selamlariniza kalbimizle eslik ettik, gelen selamida basimiz gozumuz ustune koyduk.selam dolu bir yazi.ne guzel.Bazen ser gibi gorduklerimizde hayir olabiliyor, bazi yerlerin orninal hallarinin kalmamizi, kalbimizi bir tarafta acitmasa da aslinda bir taraftanda tembellikte kurtariyor.zihnimiz daha cok caliyor, soyleki.mescidi nebevi disindaen cok gormek istedigim yerlerden biride efendimizin kizini sabah namazina uyandirmak icin gittigi yol.onu hayal etmek, acinini hissetmek belkide bildik uolda gidip gelmekten daha yakin olabilir insana.mescidi nebevinin avlusunda oradan oraya kosan cocuklar...Hasan ile Huseyini canladirir insana.Ne guzel dedeleri vardi, ne guzel torunlar idi onlar.....Insan dalinca bir daha kuyudan cikmayacka gibi:) Uhud huznun adidir.

cocuklugumda cok kizardim, ismime, cunku cocuklar ismini cagirmak icin, tum sehirleri sayarlardi.Keske Ayse, Fatma olsaydi derdim.Cocukluk iste:)Aklim basima gelince ismin agirli altinda hep ezildim.Allah layik olup, tasimam icin guc versin.

sukran bu guzel yazi icin.

Evet belki de en çok hayal

Kâni Çınar — Per, 21/05/2009 - 17:10

Evet belki de en çok hayal ettik o mekanlarda. Hayal ile gerçek arasında gidip geldik, umut ile hayalkırıklığı ikileminde savrulduk. Şikayet değil içimden geçenler. Buyurduğunuz gibi eskiye ait, yeniye ait kavgası da değil şer ve hayr ekseninde tamamen teslimiz. Mekke ve Medine iki güzide nefesgahımız, hayat damarımız... Halid Aslan belki oturur yazar yeni düzenlemeleri, 10 sene sonraki Mekke ve Medine görüntülerini. Ben kulak kesildiğim imamın olmasını istediğim hayali ile hemhalim. Sırf bu yüzden Mescid-i Haram'da uyumak istiyorum.

Abla!.. teşekkürler ve bir sürü selam ve dua...

Benzer Yazılar

  • Özgürlük Müzesi (!)
  • Kayseri Yolcusu Kalmasın...
  • Yol Hikayeleri -2-
  • Yol Hikâyeleri - I
  • Afrika Kolonizatör Türk Dervişlerini Bekliyor!

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız
  • Fotografhane
  • Kategoriler
  • İzlence

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Rastgele

  • İçerik
  • İzlence

  • Gittin mi Sahi
  • Orta Doğu Çocukları
  • Şiirde Şekil Üzerine
  • Per-i Efsa
  • Kıyafetnâme Deyip Geçme
  • Somuncu Baba’dan Ahi Evran’a Derin Bir Yol –1-
  • Mevsimler Eskiyor
  • İbrahimî bir akşamdı
  • Fareli Köyün Davulcusu
  • İbrahim Paşalı ile Güneydoğu - III

Fotografhane'den

Mescd-i Nebevi

Duyuru - Etkinlik

  • -"Biz İsrail’i suçlayanlar
  • -"Ne Bahar Kaldı, Ne Gül" Konuşma
  • - ''İkindi Yazıları yeniden tıpkıbasım olarak yayımlanacak''
  • ... Devamı
  • Gözdeler

    Bugün:

    • 100 Türk Büyüğü
    • Nevbahar
    • Dost'a Mektuplar

    Son görüntülenme:

    • İsmet Özel Şiire Damıtılmış Hayat
    • Bana beni geri ver
    • Miladi yılbaşı mı, Hicri yılbaşı mı?

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010
    Gizlilik ve kullanım şartları

    • söz makamı
    • 100 türk büyüğü
    • kitap makamı
    • site haritası
    • ara
    • İletişim

    @ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.