Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › nur zelal yazıları

Taşranın Rengi Gözlerim

nur zelal — Cum, 26/06/2009 - 14:25

Zenan Sude’ye…

Bak işte gözlerim;

Hani sana pencere pervazlarında çırpınan o zavallı kırlangıcı anımsatan.Yalnız ve yaralı kahverengi düşlerin senin.Kırdığım potların düzeneğine işlenmiş bir nakış zerafetinde aşk?Aşkın gölgende yeniden, yeniden ateşe atılışı,yanışı dünyanın.

Taşralı bir bozgunum ben nihayet,şaşkınlığımı mazur görme ama. Bilmediğin bir ülkenin ayak basılmaktan yorgun arka sokaklarından, bıçkın kaldırımlarından sesleniyorum boşluğa.İçimden taşan sana çaresizce sarılan yüreğim midir gerçekten,inanmıyorum buna.

Taşralı bir yanlışlıktır yüreğim, kendini bir ağıdın koynuna gizleyen.Sessizce geceleri demleyen bir köşede,sıradan ve mülayim.Göremediğin tersinde yaşanır burda düşler hayatın.İşte ben bu hayatı sen gibi görmeyen kalplerin yamacında çocuk oldum ve büyümemeye yemin içtiğim günün ertesinde kovuldum sırça köşkünden aşkın.

Küçük bir kızın türküsünü çığırışım bundandır belki de.Hayata gözlerimi ilk açışımda daha, yabancılayışım ışığı bir ağustos akşamında.Temmuzun hemen sonrasında ve eylülün yamacında sıkılgan bir merhabaya.

Sen hangi diyarın gülcesiydin yabancı,sen hangi ağacın dalında bozardın toprağa eşlik eden bir tütsünün şımarttığı şarkıları.Söylemedin,ben de sormadım en son dağıttığın rüyayı. Biliyordum,belki de bilmek kadar acıtıyordu canımı gözlerinin rengine ithaf edilmemiş şiirler.Birine alışmadan benzerini doğuran garip bir hikayen vardı.Yine de bir sonu vardı nihayet bu iç içe geçmişliğin ama ben yeniden örtüyordum gözlerini bebeklerin,her gün sil baştan .

Taşralı bir hikayeciyim ben,kırgın bir dağa yaslanmış masallara ihanet eden.O kadar renksiz ki herşey ve o kadar alışkın ki hayat buralarda sıkılmaya.Bir çınarın toprağına emanettir kelimelerim ve laf aramızda bu şehrin gecelerine rengini veren derbederin ecriyim.Bütün cinayetlerin kalemine mürekkep bir yürek, unutulmaya mahkum hikayecisi uzak diyarların.

Ve işte ellerim;

Ne çok hikayeyi gölgene mahkum eden uçuk beyaz dillerim…Sen kendi uçurumunu doğururken zalim bir aynanın damarında,yettim.İzi yoktu gözlerinin o uçurum kenarında,ne de şarkını söyleyen kuşlar tutunduğun dalın yaprağında.

“Beni kör kuyularda...Beni kör kuyularda…”

  • Aşknâme
  • nur zelal yazıları
  • yorum yap >giriş/kayıt
  • yazıcı sayfası
  • Rastgele Yazı
  • gönder

Oyun Bozan

nev zuhur — Pzt, 06/07/2009 - 13:06

Oyun sürerken,taşranın renginde bir devinimle,
Meçhul bir el çomak sokar hoyratça,neşemizi bulalım babından.

Mecra bunu kaldırmaz lakin.
Statüko bozulmuş,çarşı pazar karışmış,ezber bozulmuştur.

“Tiz buluna bu mücrim,kelamı kırıla.” diye ferman verilir.
Demokles’in kılıcı sallanır,keser kelamı.
Kelam kırılır,yen içinde kalır.

Heyhat,çomak sokulmuştur bir kere,düzen bozulmuştur.
Kral çıplaktır,bunu herkes bilmektedir.
O,sadece haykırmıştır...

Doğru söyleyen,bu köyden de kovulur.

Muzır mücrim “arrivederci” der ve özgürlüğe yol alır.

"Elveda bütün suçlara,bütün cezalara."

ÇİZDİM OYNAMIYORUM :)

  • yorum yap >giriş/kayıt

gölgeler her şeyden daha sahicidir bazen..

Edip Bilge — Cts, 04/07/2009 - 01:23

bir perdenin arkasındaki gölge oynatıcının sözleri kadar etkileyicidir birçok şey bazen.. çünkü perdenin arkasındaki dil her şeyden soyutlamıştır kendini ve söz söylemenin özgürlüğünü ancak kendiyle baş başa kaldığında yaşar.. işte gölgeler her şeyden daha sahicidir o zaman.. kutlarım!

müzmin muhalif

  • yorum yap >giriş/kayıt

İpler kimin elinde...

nur zelal — Cts, 04/07/2009 - 14:00

Gölgeler bize rağmen özgürlüğün kapılarına dayanır ve hikayecisinden hesap sorar.Sahici olmaları hesapsızlıklarından mı gelir?Yoksa parmaklarının ucunda mı döner dünya?Hikayelerin tozunu alıp yeniden hayata dair kılan gölgelerin mahareti değil midir?

İpleri oynatıcısının elinde gibi gözükse de perdeler ne inanılmaz bir ifşa edicidir ki gizleyemez hikayecisini.Sonra elbet perde kapanır ve herkes kendi meçhulune yollanır.

  • yorum yap >giriş/kayıt

hikayenin devamı

Edip Bilge — Cts, 04/07/2009 - 19:01

Bu noktada belki de ışıktan söz edilmeli biraz da.. Ayırt ediciliği ile her varlığı kendisine göre bulunduğu konumda biçimlendiren o bozguncudan.. “Bu böyle değildi” deme şansını size tanımayan göz kamaştırıcı parıltıdan..
Böyleyken hikayeci ne yapsın.. bir gölge oyunu ise oynattığı, perdeyi ışıktan başka ne ile açsın..Buradan baktığımızda evet belki ele verir hikayecisini gölgeler ama buna kimse inanmak istemez.. Perdeye bakanlar şöyle düşünür: “Evet orada bir gölge oynatıcısı var ama biz buna inanmak istemiyoruz! Onun yüzümüze bakarak söyleyemediklerini buradan görmek ve duymak istiyoruz” Evet işte gölgelerin sahiciliği bu.. Ne harika bir şey.. Ve şunu herkes çok iyi bilmektedir: Gölge oynatıcısının kollarlı arasında durur mum ışığı ve gölgelere can katacak sadece o küçücük titrek mum ışığı ile hikayecinin dudaklarından dökülecek sözcüklerdir.. Ve ışık ne kadar bozguncu olsa da, gölge oynatıcının marifetli duruşu ile en iyi yerde konumlandırılmıştır mum ışığı.. Göğsünün hemen önünde ve dudaklarının altında..

Peki gölge oynatıcısını asıl ele veren nedir? Gölgelerin hikayecisinden hesap sorduğu an perdedeki üçüncü bir gölgenin belirmesi değil midir?
Oyunun bozulduğu andır bu.. Evet gölgelere can katanın kaç elinin olduğunun seyirci tarafından sorgulandığı an.. Oyun bozuluvermiştir bir anda, çünkü en iyi gölge oyunu tek kişinin iki elindeki marifetli gölgelerde şekillenir..
Ne yapılmalıdır şimdi, oyun nasıl devam etmelidir?
Bu durumda iyi hikayeciler dudaklarının hemen altında duran mumu üfleyiverirler.. İşte perde kapanmıştır ve herkes kendi meçhulüne yollanmıştır.. Ama hikaye bitmemiştir ve karanlığın içinde-o devasa gölgenin içinde- bir başka biçimde devam eder her şey tüm gerçekliği ile.. Bu oyunun devamını gölgelerden iyi anlayanlar izleyebilir ancak.. Hele bir taşra hikayecisi ise kendisi ve bir dağın gölgesindeki masallara yaslanmışsa..

Ya perdenin arkasında kolları bağlıysa?

müzmin muhalif

  • yorum yap >giriş/kayıt

Karanlığa göz kırpanlar...

nur zelal — Paz, 05/07/2009 - 11:25

Eğer bir oyunsa bu ve seyirciler soluklarını tutmuş hikayecinin iki dudağının arasından sese dönüşecek büyüye kaptırmışlarsa kendilerini ne gam.Varsın kolları bağlı olsun arkadakinin,gölgeler kendine yeni bir perde bulur nasılsa.Tıpkı hikayeciler mecrasında nasıl yeni yolcuları katıyorsa kervanına,onlarda titrek bir mum alevine pervane olmanın çarelerini arayacaklardır mutlaka.

Daralmasın kalbiniz bu kadar.Gerçeğin duvarına çarpan tüm oyunların kalemi kırılır birgün.Perde kapandıktan sonra da hayat devam eder,evet.Lakin karanlığın içinden göz kırpanlara,ışık yapar yine yapacağını. O zaman ve kaçınılmaz olarak üçüncü gölge seyirciler arasındaki yerini alır.

Hikaye kaldığı yerden devam eder.

  • yorum yap >giriş/kayıt

Hikayenin kaldığı yerden devam etmesi..

Edip Bilge — Paz, 05/07/2009 - 23:46

Bu geri dönmek değil midir.. Anıların elinden tutup kaldırmak, silkelemek tozunu toprağını ve bu tamamlanmamış hikayeye yeni bir perde aramak.. Ve hiçbir şey olmamış gibi, hiçbir gölge girmemiş gibi oyuna.. Oysa karanlığın içinde kaç perdesi açılıp kapandı hikayenin ve seyircinin nazarından bağımsız bir şekilde en gerçekçi haliyle oynanmaya devam etti bu oyun.. En acısı; hikayeci senaryonun en can alıcı bölümünde, oyunun gerçek aktörleri olan gölgeleri karanlığın içine hapsedip, fırçasıyla o söylediğiniz taşra grisi rengi geçmişin ve geleceğin üzerinde gezdirerek, akılları ustaca bulandıran gerçek bir hikayeciydi.. Her şeyi-gölgeleri, ışığı, karanlığı, seyirciyi ve hatta kendisini- bir bilinmezin içine çekip, birbirinden hesap sorduracak kadar gerçekçi kılınabilirse, gerçek bir hikaye denilebilirdi ki, bunu en iyi bilen hikayeciden başkası değildi.. O titrek mum alevi bunun için üflenip perde karartılmıştı.. Akıllarda maraz bırakmayan bir hikaye sizce gerçek bir hikaye midir sayın nur zelal.. Oyunun karanlık bölümü bu marazı besleyen tek kaynak olarak dururken önümüzde, geri dönüp sağlıklı bir dimağ ile hikaye kaldığı yerden devam eder mi? En önemlisi, hikayeci razı gelir mi oyuncusunda bile iz bırakan bu yapıtını değiştirmeye..
“Evet en iyisi bu şarkıyı söylemek belki de: beni kör kuyularda..beni kör kuyularda..”

müzmin muhalif

  • yorum yap >giriş/kayıt

Elde var hüzün!

nev zuhur — Cts, 04/07/2009 - 00:30

Elde var hüzün...
Hüznü severim.
Beni hüzünlendirdiniz.
Kaleminize sağlık.

""Bir sabah saçlarımı okşayıp da rüzgar
İzlerini sürüp de gidecek beyaz beyaz
Ve güneş aynaya baktığımda çizgilerden
Yeni bir yüz gösterecek üzülerek biraz
Yok olmaz erken daha
Biraz geç kalın ne olur
Hiç hazır değilim henüz
Ne olur baharlarımı bırakın bir süre daha
Tanıdık değil bana güz
Yok olmaz dur
Dur gidemezsin
Gözlerimin rengi dur
Bulutlara dönemezsin
Yok alamazsın
Beni deli zaman
Ömrüme o kurşuni renkleri süremezsin

O gün başka renkte ağaracak biliyorum
Ve zorla değil ya o rengi hiç sevmiyorum
Ne olur sanki biraz daha zaman verseniz
Yıllar öfkenizi hiç mi hiç anlamıyorum""

  • yorum yap >giriş/kayıt

Hüzünler ki...

nur zelal — Cts, 04/07/2009 - 14:09

"Hüzünler ki aşkın ve şiirin
yıllanmış şarabıdır"

Ne kadar koyulursa rengi o kadar kazınır zihnimize şiiri.Dokunulabilir olsun hüzün,dokunsun mümkünse en müstesna köşesine yüreğimizin.Asaletiyle sarmalasın ve eteğinden hiç dökmesin bizi.Ki o bizim en insan yanımızda durur,kıyılarımıza vurdukça deniz durulur.

  • yorum yap >giriş/kayıt

muhabbet bu olsa gerek. şems

cihad meriç — Cts, 27/06/2009 - 11:09

muhabbet bu olsa gerek.
şems ve mevlana
gül ve bülbül

biz aradan çekildik.

sade bir muhabbet

  • yorum yap >giriş/kayıt

Döne döne...

nur zelal — Cts, 27/06/2009 - 12:26

Döne döne,yana yana ulaşılan menzil:dost kapısı…

  • yorum yap >giriş/kayıt

"Ey Gözleri Gurbet"

Zenan Sude — Cum, 26/06/2009 - 04:59

“Ey kadın! Sen yalnız Tanrı’nın eseri değilsin; bu işte erkeklerin de payı var. Onlar daima sana, kalplerinden bir güzellik bahşetmede. Şairler, altından hayal iplikleriyle senin için bir kumaş dokuyor; ressamlar daima senin şekline, yeni bir ölümsüzlük vermekle meşgul.

Seni süslemek, seni örtmek, seni daha da paha biçilmez yapmak için, deniz incilerini, maden ocakları altınını ve yaz bahçeleri çiçeklerini verir.

Erkek gönüllerinin ihtirası senin gençliğin üzerine ihtişamını dökmede.
Yarı kadın, yarı hayalsin sen”
Bu yüzden mi taşralı bir yanlışlık sanıyorsun yüreğini….

Yormuş, yaralamış aşk, belli…Ama var mıdır bu nakaratı unutup yeniden ezberlemek gibisi…
Uğradığı her kalbe Şiraz'dan bir gül bırakmasa, her dikeni ölümüne kanatmasa, haritasız bırakmasa……Aşk, aşk olmaz ki…

Sahi,hiç uykusu gelmez mi aşkın, başı ağrımaz, gözleri dolmaz mı? Merhametin ırmağında yıkamaz mı zalimleri?Gün be gün ağlatana hesap sormaz mı?

Aşk insanın başına gelmeden ölmez mi? Kalbimizden elini eteğini çekmez mi?
Ah sevgili Dost! ne yapsam da şımartsam seni....

Belkııııs! Kalk tahtından… Bir kanadına yaslandığım Dost Kapısı ardına kadar açıldı hiç nazlanmadan… Kalk Belkıs, kalk, Gözümün Nur’u, Sayha’nın bana en büyük armağanı Dost oturacak tahtına…

Sevgili Nur Zelâl,
Ruhum yazdıklarınla çalkalandı, başım ithafınla göğe erdi….”sesin öylesine yakın, öylesine kardeş ki…seninle şiirin ve yüce insanlığın aynı oymağındayız. Kardeş güneşimle” iyi ki tanıdım seni...

Patroooon, iyi ki Sayha’yı doğurdun….Şükranlarımı sunuyorum

  • yorum yap >giriş/kayıt

Bütün şarkılar sussun,bir Dost’un teknesine çağrıldım…

nur zelal — Cts, 27/06/2009 - 03:41

Ey gurbeti mesafelerden azade kılan Dost Yürek.
Şimdiye kadar sayısız mektuba ve adresi meçhul seslenişe kalem oynatan ruhum,böyle bir “kabul”karşısında ne desin bilemedi.Hiçbir ithaf,karşılığında bir buse demeti olup alnımın çatına böyle naif bir dokunuşa dönüşmedi.
Bildiğim ve anladığım dillerden sussam,yeterince tarif edebilir miyim çocuksu sevincimi?
Bilir misin ki,kalem “Dost” tâcının mücavheridir ve göz kamaştıran bir derinliğin gönüllü esiridir.
Tıpkı aşkın “hayal”in gölgesine mahkum oluşu gibi,bu da bir sırdır sonunda.Kapılardan usulca geçen,eşiklerden kolayca atlayıveren ve ömre ömür katan bir sır.Seni de beni de aynı “oymak”ta birleştiren…
Sevgili Zenan,
Ahdim var;aşkın yarasına merhem olacak her şiirin,her nağmenin sonu zindan olsun,zifiri elem karşılasın yaraya kül eleyen elleri.
Aşkı kınından çıkardıktan sonra zafere sırtını dönenin, tarihe “kahraman”diye kaydı düşülsün,kitaplara gölgesi basılsın,siyahından beyazından profili çıkarılsın,asaletin nişanesi kılınsın,kınanmasın,sınanmasın,sadece ve sadece aşka düş olsun gözleri…
Yani doyasıya,kıyasıya yaralasın ki,dikeni yeni güllerin müjdecisi olsun.
Ah be Zenan,ne diye soruyorsun ki?...Ağlayan bir ömür ağlatana minnet borcunu ödeyemiyorsa,hesap kimin hanesine yazılır?Aşk uyuduğunda insan zelildir,ağladığında çöller yeşerir,merhamet dilenmez zalime köledir, uğramadığı kalbe ölüm erkendir.
Ey Belkıs ! Eteklerini toplamayı unutma.Süleyman’ın camdan köşkünde bir Dost’la hasbihal etmeye geldik.Bilgelikte seninle yarışmaya değil,tahtını Süleyman’ın hazinesine katmaya geldik.Hikayenin sonunu merak etmeyenlerdeniz, endamına göz süzenlerden hiç…
Sevgili Zenan Sude, “kabul”ünüz başıma taç oldu,tanışmamız ruhuma ilaç…
Patron,annenizin ellerinden hürmetle öpüyorum.İyi ki dünyaya getirmiş sizi.İyi ki nefer kılmış kader Sayha’ya bizi…
Muhabbetle…

  • yorum yap >giriş/kayıt

Biraz da Musiki

Zenan Sude — Cts, 27/06/2009 - 03:43

http://www.youtube.com/watch?v=IQVm2HuSxbo&feature=related

  • yorum yap >giriş/kayıt

Bir tane daha...

nur zelal — Cts, 07/02/2009 - 03:47

http://www.youtube.com/watch?v=69RXBQe5RYg

  • yorum yap >giriş/kayıt

Beni Kör Kuyularda

Kâni Çınar — Cts, 27/06/2009 - 03:51

"Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın"
Malihülyanın üst perdeden terennümü acısıyla sıcak sıcak aktı içimize. "Beni bensiz bırakmak" mı zor "beni sensiz bırakmak" mı zor dilemması bağdaş kurup oturdu karşımıza ve suale cevap bekler durur...
Dalından koparılan bir kiraz versem... Birinde "Beni bensiz bırakmak" olsa diğerinde beni sensiz bırakmak"
Kanar mı acep?

  • yorum yap >giriş/kayıt

Benzer Yazılar

  • Yaşlı Adam
  • Nâr-î Yâr
  • Dalga Boyu Hüzzam
  • Veyl olsun
  • Kızıma Mektup

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız
  • Fotografhane
  • Kategoriler
  • İzlence

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeni Üyeler

Şu an 0 üye ve 5 misafir çevrimiçi.

  • mucahit
  • Ahmet Halid
  • halim
  • nermin şen
  • almira

Son Yorumlar

  • bu taşı görünce aklıma
    1 gün 20 sa. önce
  • Bu dünyada yolcu olduğunu
    1 gün 20 sa. önce
  • Fotografcinin aci talihi
    2 gün 14 sa. önce
  • TSE standartlarında..
    3 gün 15 sa. önce
  • Heidelberg,Melekler Mekanı
    4 gün 2 sa. önce
  • direnebildiğimiz kadar
    6 gün 8 sa. önce
  • Neden olmasın?
    6 gün 9 sa. önce
  • Oğullar ve Babaları
    6 gün 13 sa. önce
  • Sağnak sağnak...
    6 gün 13 sa. önce
  • Şans mıdır?
    6 gün 14 sa. önce

Anket

Asla Vazgeçmem...:

Fotografhane'den

Maketten evler yaptım hayalimde

Rastgele

  • İçerik
  • İzlence

  • “Aşk, Bizim Annemiz…”
  • Bu atölyeye para ve erkek giremez!
  • Ecmel İnsan!
  • "O'ndan Başka İlah Yoktur"
  • Kutlu, Güzel Yaşama ve Dirlik Temennisi: Selam
  • yenilgi: allahım ben yeni büyüdüm, marşları kim bitirdi?
  • Nusrat Fateh Ali Khan - Dam Mast Qalandar
  • Vural Kaya ile…
  • Bana Bir Şair Söyle Adam Olsun
  • Yol Hikayeleri -2-

Gözdeler

Bugün:

  • Okul Sevgisi
  • Gül Kokulu Aşk
  • Gümüşhane'nin Saklı Güzellikleri

Son görüntülenme:

  • Aşk Denizinde, O'nun İzinde...
  • Şükeyra-3 (Nokta)
  • Ay Vakti 91. Sayı: Erdem Beyazıt ile Gelen Bahar

Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010
Gizlilik ve kullanım şartları I Künye

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim

@ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.