Ey çocukluğumun saf aşkı Ramazan
ismail okutan — Per, 27/08/2009 - 09:07
Rüzgâr toplayıp tepelerden, pencerelerden hızımı artırdım. Başka bir şey için değil, sana ulaşabilmek için hızımı artırdım. Hep seni andım, içinde aşk olan gecelerde. Senin adın aklımıza gelince, sevgin yanımıza uğrayıp umut doldururdu yüreklerimize. Ancak senin dostluğunla belli olurdu güneşin sıcaklığı. En sıcak dostlukları, en özlü sevgileri getirdin, soğuk, izbe, karanlık, çileli dünyamıza. Betonların arasından fışkıran çiçekler gibi yüreğinden çıkıp etrafımızı yeşertti sevgi çiçeklerin. Umut aşıladın bize, çaresizliğin ortasındayken. Eteklerimizden tutup kurtardın bizi tam ateşin kenarındayken. Üşürken ve soğuktan ölürken sevginle ısıtıp kurtardın bizi donmaktan. Taze fidanlar susuzluktan ölürken su verip kurtardın onları. Gecenin karanlığında ve ateşin etrafında pervane gibi tehlikeden habersiz dolanıp duran kelebekler gibi eteklerimizden tutup kurtardın bizi ateşe düşmekten. Bin bir türlü fitne fesat ve şeytansı duygularla dolu, şehvetten geçilemeyen kalplerimizi onardın bir kez daha. Onarıp temizledin kalplerimizi haset ve kıskançlıktan, kötü duygulardan.
Gözlerimden geçip gitti ufuk ötesi hızlar. Göz halkalarımda kalın mor çizgiler. Sesimde titrek bir cesaret vardı. Cenk meydanlarından kalma uğultular kulağımı doldurdu. Elinde hiç düşmezdi dünyanın zulüm haritası. Mazlumların coğrafyasını sevinçle doldurdun her zaman ki gibi. Evleri açlık kokusuyla tütsü tütsü kokan fakirler bayram yapıyorlardı senin gelişinle. Çöplüklerde gül açmaz derdi, seni, bize armağan olarak getiren sevgili peygamberimiz. Her çiçeğin bir güzelliği vardı senin yanında. Yüreğinden belli olur bir yiğit, derdin. Sevda ateşini tutuşturmuştu senin ellerin. Bulutların arasında geziyor gibisin. Hep etrafımızda bulunuyor gibisin. Sana karşı olan duygu ve düşüncelerimiz baharı getirmişti yanımıza. Senin adın sığmaz böyle bir dünyaya. Sen değil miydin uğruna bütün kâinatın yaratıldığı sevgili peygamberimizin Müslümanlara has kıldığı kutsal zaman. İki dünyada da baharı ve saadeti vaat ettin bize. Çocuktuk henüz, mutluluk demek, senin yanında, yakınında bulunabilme umudu taşımak demekti. Mutluluk demek, bir gün senin bize doğru bakıp gülümsediğini görebilme umudunu taşımak demekti.
Senin gelişinle her tarafta çiçekler açtı, buram buram kokuyor her taraf. Kurtarıcı diye sarıldık bu çiçeklere. Bizi tehlikelerden koruyan, güvenliğimizi sağlayan, belimizdeki silahlar değil, polis gücü değil, tank değil, tüfek değil, çocuklarımız değil, malımız-mülkümüz değil, senin sevdandı, senin sevdan. Sevdanı yüreğimizde taşımak can yeleğiydi bizim için. Gökteki yıldızlar gibisin dünyamızda. Sevgilerimizde, sadakatlerimizde o kadar çok ileri gitmiştik ki senden başka bir şey görmüyordu gözlerimiz. Ne olursun göremeyen gözlerimize Nebinin sevgisinden bir zerrecik merhem sür. Mutlaka yanında kalmıştır, bir damlacık da olsa, Resulullah’ın sevginden kalbimize damlat Ey Ramazan. Süraka’nın yüz sürdüğü Ayağının tozundan birazcık da olsa yüzümüze serp ne olur. Yüreklerimizde sevda ateşi tutuşturdun ya, bu da yeter bizim için. Tutuştur yüreklerimizin fitilini, tutuştur da yanıp kurtulalım senin sevdanla ey yetimlerin babası, fakirlerin anası.
Ilgıt ılgıt hasret rüzgarları esen pencerem artık vuslat çiçekleriyle dolu.
Senin sevdanı yüreğimizde taşımak, bizim içim can yeleği demekti.
Ne olursun bizi yalnız bırakıp gitme ey çocukluğumun saf aşkı Ramazan
Ne olursun tut beni bu manevi iklim sarhoşluğunda.

Rahmeti ile gelen, bereketler
Halid Aslan — Per, 27/08/2009 - 10:13Rahmeti ile gelen, bereketler sunan Ramazan geçip gitmeden bütün hücrelerimize varıncaya kadar onla doldurmalı... Gelenin şanına ve geliş güzelliğine yakışır karşılamalı. Hep rahmet, rahmet, rahmet...