Dünden yarına İsrail-II: Siyonist fraksiyonlar ve İsrail iç siyasetinin temelleri
Muhammed Berdibek — Çar, 27/01/2010 - 11:21
İlk bölümde genel olarak Siyonizm’in Fransız Devrimi sonrası ortaya çıkmış; seküler, milliyetçi, hatta bir bakıma din karşıtı bir oluşum olduğunu anlatmaya; Ortodoks Yahudilerin doğal olarak bunlara verdikleri tepkileri yansıtmaya çalıştık. Bu bölümde ise İsrail'deki siyasal partilerin, örgütlerin ve mezheplerin kökenlerini ile birlikte ülkenin demografik yapısını oluşturan birimlerin arka planını irdeleyeceğiz. Bunu yapabilmek için de en iyi çıkış noktasının 18. ve 19. Yüzyıllar olduğunu düşünüyorum.
18. Yüzyıl'a kadar Yahudilik, birkaç istisna dışında, bir bütünlük arz etmektedir. Bu nedenle, mezhepsel çatışmalar yaşanmamakta ve Yahudiler arasında herhangi bir ayrım yapılmamaktadır. Bu anlamda, 18. Yüzyıl'a kadar, bütün Yahudiler 'Ortodoks' olarak adlandırılabilir. Aşkenazi ve Sefarad (Mizrahiler de bunun içine dâhil edilebilir) arasındaki ayrım sadece ameli boyuttadır. Bunun yanında ayrı bölgelerde yaşamaların kültür farklılıklarına yol açması oldukça doğaldır. Bu terimleri biraz açalım.
MİZRAHİ, SEFERAD VE AŞKENAZİ AYRIMI
Mizrahi, İbranicede doğulu anlamına gelir. Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Kafkasya'da yaşayan Yahudiler, Mizrahi Yahudileri olarak tanımlanır. Kullandıkları dil genel olarak Arapça olmakla birlikte, Mizrahiler, Türkçe, Kürtçe ve Aramice dillerinde kullanılırlar.
Sefarad ise, her ne kadar İbranicede 'İspanya' anlamında gelse de, Portekiz, İtalya, Ege Denizi kıyılarında yaşayan Yahudiler için kullanılır. Mizrahilerin ve Sefaradların gelenek ve görenekleri farklı olmakla beraber, ibadet şekilleri benzer olduğundan Mizrahiler de Sefarad kategorisinde sayılır. Sefaradların genel olarak konuştukları dil Ladino’dur. Diğer bir yanda Sefarad kategorisinde kabul edilmeyen bütün Yahudiler Aşkenazi olarak adlandırılır.
Aşkenazi kelimesi İbranicede Almanya topraklarını tanımlayan ifadedir. Bunu Doğu Avrupa’da yaşayan Yahudilerin tamamı için kullanabiliriz. Kullandıkları dil genel itibariyle Yidiş’tir.
FARKLI MEZHEP GRUPLARIN DOĞMASI
18. yüzyılın sonunda Prusya Yahudilerinin, aydınlanmanın etkisiyle ibadet dilini İbraniceden Almancaya çevirmesi ve birtakım geleneksel Yahudi referanslarını ve bağlarını reddetmesi Reformcu Yahudiliğin doğmasına sebep oldu. Reformist Yahudilerin çıkış yeri Doğu Avrupa olmasına rağmen asıl taraftar kitlesini Amerika’da buldu. Yahudiliğin Hıristiyanlığın içinde eriyeceğinden korkan bir kesim ise Muhafazakâr Yahudiliğin temellerini attı. Sonuç olarak, 19. Yüzyıl'ın sonunda Ortodoks Yahudilik ile birlikte 3 ana mezhep oluşmuş ve oluşan gruplar içten içe birbirleriyle rekabet etmeye başlamışlardı. Bu 3 mezhep bugün İsrail iç işlerinde nadiren uyumlu, çoğunlukla ise taban tabana zıt bir siyaset izlemektedir.
SİYONİZM'DE ÜÇ ANA AKIM
Buraya kadar olan bölümde ameli ve itikadı anlamda farklı düşünen Yahudi mezheplerini inceledik. Bundan sonraki bölümlerde farklı Siyonist fraksiyonları ve bu fraksiyonların duruşunun ne olduğunu anlatmaya çalışacağız. Genel olarak, Siyonizm'in oluştuğu ilk yıllarda iki ana akım vardır. Bunlardan birincisi Siyasal Siyonizm; diğeri ise Pratik Siyonizm’dir. Buna üçüncü bir akım olarak Sentetik Siyonistler katılmıştır. Bu üç ana akım, ortak amaç bağımsız bir İsrail devletini kurmak olmasına rağmen, izlenecek yol ve metotlar konusunda ayrışmıştır.
Siyasal Siyonizm’in fikir babaları Theodore Herlz ve Max Nordau, diplomasinin gerekliliğine ve büyük güçlerle işbirliğinin şart oluşuna inanıyorlardı. Theodore Herlz’in Sultan Abdulhamid'den taviz koparma çabası ve daha sonra Balfour Deklarasyonu'nun yayınlanması bu anlamda değerlendirebilir.
Siyasal Siyonistlerin aksine Pratik Siyonistler, Osmanlı'nın Filistin'ine göç edilmesini telkin ediyor; burada oluşacak kurumları İsrail devletinin kurulmasının ön şartı olarak görüyorlardı. Bunlar Yahudi göçünü teşvik etmek için 1882'de Siyon Aşıkları örgütünü kurdular. Hemen sonra bir grup Siyon Aşıkları örgütü gönüllüsü, aynı yıl, ilk Yahudi yerleşim birimini kurdular. Sonra yaşanan göç dalgaları da bu amaca hizmet etti ve dolayısıyla Modern İsrail devletinin kuruluşunu hızlandırdı.
Sentetik Siyonizm ise siyasal ve pratik Siyonizm’in temel yaklaşımlarını tek çatı altında toplamaya çalışan gruba verilen addır. Nitekim Herlz’den sonra Dünya Siyonist örgütünün lideri olan Weizman da bu doğrultuda hareket etmiştir.
SİYONİST FRAKSİYONLAR
İsrail devletini kurmak için farklı yollar izleyen bu üç temel akımın yanında, çoğu yerde bunlarla alakalı olmayan, kurulacak İsrail devletinin temel özelliklerinin ne olacağı konusunda farklı düşünen birçok Siyonist fraksiyon oluşmuştu. Bunlar da üç kategoride incelenebilir: Milliyetçi Siyonizm, Sosyalist Siyonizm ve Dini Siyonizm. Sosyalist ve İşçi Siyonizm Doğu Avrupa kökenli bir hareket Rusya’da ortaya çıktı. İlk yerleşimlerin buradan gelen Yahudiler tarafından yapıldığını söylemiştik. Yishuv (İsrail devleti kurulmadan Filistin’de yaşayan Yahudi toplumu)’da kibutzların oluşumu bu ideolojiye mensup Yahudiler tarafından gerçekleştirilmişti. Dini Siyonizm ise 1930'larda, Ortodoks Yahudilik ve Siyonizm’in birleşmesini öngören Ortodoks bir grup haham tarafından kurulmuştur.
Diğer bir yanda 1925’te Weizmann’ın politikasını ılımlı gören Vladimir (Ze'ev) Jabotinsky tarafından oluşturulan Hatzohar, yani Revizyonist Siyonistler Birliği ile birlikte 'Milliyetçi Siyonizm' vücut bulmuş oldu. Araplara karşı çok sert tavır takınan ve Ürdün Nehri'nin her iki yakasının da yerleşimlere açılmasını isteyen 'Milliyetçi Siyonizm', 1935 yılında Dünya Siyonist Örgütü'nü 'açıkça İsrail devletini kurmak iddiasını deklare etmediği' yönünde çok sert bir şekilde eleştirmiş ve örgütten ayrılmıştır. Ardından yine Jabotinsky önderliğinde Yeni Siyonist Örgüt kurulmuştur. Örgütün askeri gücü olarak nitelendirebilecek Irgun bu dönemde ortaya çıkmıştır. Fakat kısa bir süre sonra, 1946 yılında Dünya Siyonist Örgütü'nün açıkça Yahudi devletini kurma isteğini deklare etmesiyle birlikte Yeni Siyonist Örgüt kendini feshetmiş ve Dünya Siyonist Örgütüne rücu etmiştir.
Buraya kadar, mümkün olduğu ölçüde farklı örgütlerin ne düşündüklerini ve neler istediklerini, mezhepsel farklılıkların nasıl ortaya çıktığını anlatmaya çalıştık. Bundan sonraki bölümde İsrail’in demografik yapısının belirleyen göç politikasını ve İsrail kurulduktan sonraki Yahudi tanımının ne olduğunu ifade etmeye çalışalım.
ALİYAH
Başka topraklardan İsrail’e göç 'Aliyah' olarak adlandırılır. Her ne kadar kelime Yahudilik'te kutsal bir nitelikte olsa da, toplu ve sistemli göçler Siyonizm’in kurulmasından sonra gerçekleşmiştir. 1982’de Siyon Aşıkları ve Bilu örgütlerinin gönüllü göçlerini saymazsak, 1948’e kadar toplam 5 Aliyah yaşandı. Bunlardan ilki, 1882–1903 yılları arasındaydı. 2 bin 500’ü Yemen, 25 bin'i Rusya ve Romanya’dan olmak üzere toplam 27 bin Yahudi İsrail’e göç etti. Bu ilk göçte Siyon Aşıklarının ve Bilu örgütlerinin inanılmaz katkısı vardı. Bu dönemde ilk defa İbranice okullar açıldı. İlkinde olduğu gibi, Rusya ve Polonya’daki Anti-Semitizm kaynaklı pogromlardan kaçan Yahudilerin çoğunlukta olduğu ikinci Aliyah ise 1904–1914 yılları arasında yaşandı. 40 bin kişiden oluşan bu göç topluluğu sosyalist fikirlerin etkisiyle ilk kibutzları kurdular.
1919–1923 yılları arasında Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ertesinde gerçekleşen Üçüncü Aliyah ise, çoğunluğunu Rusya Yahudilerinin oluşturduğu 40 bin kişi göç etti. Bu dönemde, ilk meclis, ilk ordu (Haganah) ve Siyonist İşçi Federasyonları oluşturuldu. Üçüncü Aliyah, ikinci Aliyah’ın devamı olarak algılanabilir; buradaki temel motivasyon Balfour deklarasyonun yayınlanmasıdır. 1924–1929 yılında Polonya, Macaristan ve Rusya'dan toplam 67 bin kişinin oluşturduğu göç ise Dördüncü Aliyah’tır. Dördüncü Aliyah’ı meydana getiren Yahudilerin en temel özelliği, gönüllü olarak İsrail’e göç etmeleridir. Son olarak, Beşinci Aliyah ise Nazilerden kaçan Yahudilerin oluşturduğu grubu kapsar.
YAHUDİ KİMDİR?
Bundan sonraki dönemlerde, İsrail kuruluşundan sonra, 1950’de 'Dönüş Yasası' olarak adlandırılan bir yasayla, bütün diaspora Yahudilerinin İsrail vatandaşı olma hakkının mevcut bulunduğu, prosedürün yerine getirilmesinden sonra hepsinin İsrail vatandaşı olacağı öngörüldü. Mevcut yasada herhangi bir Yahudi tanımı verilmediğinden ‘Yahudi kimdir?’ veya ‘Kime Yahudi denir?’ tartışmaları başladı. İsrail mahkemelerinin verdiği bazı çelişkili kararlardan sonra 1970 yılında İsrail parlamentosu Knesset'te, Dönüş Yasası'nda yapılan bir değişiklikle Yahudi tanımı yapıldı.
Buna göre Yahudi kabul edilmenin önkoşulları şunlardır.
1-Yahudi anadan doğmuş olmak.
2-Yahut Yahudilik dinine geçmiş olmak.
3-Aynı zamanda başka bir dine mensup olmamaktır.
Bu yasayla birlikte 3 farklı Yahudi tanımı ortaya çıkmış oldu. Birincisi etnik anlamda, ikincisi dini anlamda, üçüncüsü ise milli anlamda… Yasayı belki de en önemli kılan husus Yahudiliğe geçiş imkânının sağlanmasıydı. Fakat ‘bir insan hangi aşamalardan sonra Yahudi olabilir?’ sorusu zihinleri meşgul etmeye başlamıştı. Ortodoks Yahudilerin baskısıyla Yahudi dinini seçen kişi Ortodoksluk esasına göre Yahudiliğe geçme durumunda bırakıldı. Bu konuda tekel oluşturan Ortodoks Yahudiler, muhafazakâr ve reformcu Yahudiler tarafından şiddetle eleştirildi.
GERİ DÖNÜŞ OPERASYONLARI
Dönüş Yasası'ndan sonra birçok operasyonla dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan Yahudiler İsrail’e getirildi. Bunlardan bazıları Yemen, Irak, Etiyopya ve Rusya Yahudileridir. Bunlardan en önemlisi ve İsrail’de büyük tartışmalara sebep olan Etiyopya Yahudileri konusudur. 1975 yılında Ortodoks hahamlar tarafından kayıp 10 kabilenin torunları olarak kabul edilen Etiyopyalı Yahudiler, 1984 ve 1991’de iki ayrı operasyonla İsrail’e getirildiler. Etiyopyalı Yahudilere verilen genel ad Beta İsrail’dir. Bunun yanında ‘yabancı’ anlamına gelen ‘Falaşa’ Etiyopyalılar tarafından aşağılayıcı anlamda kullanılmıştır. Etiyopya Yahudileri İsrail’e varışlarından beri, hakir ve aşağı görülmüş ve bunların önemli mevkilere gelmeleri engellenmiştir. Yahudi aileler çocuklarını Beta Yahudi çocukların gittiği okullara göndermekte tereddüt ediyorlar ve İsrail Kızılayı Beta Yahudilerinin kan bağışını kabul etmiyor. Bunun en önemli sebebi Beta Yahudilerin siyahî olmasıdır. Tartışmalar siyahî Yahudi olabilir mi ekseninde gelişmiştir.
AŞKENAZİLERİN TAHAKKÜMÜ VE DİN OLGUSU
Sonuç olarak, bugün dünya Yahudilerinin yarısından fazlası İsrail'dedir. İsrail’deki nüfusun ise yüzde 76’sı Yahudi'dir. Yahudi nüfusu genel olarak Sefarad, Aşkenazi, Mizrahi ve Beta Yahudileri olmak üzere dört farklı etnik gruba ayrılır. Geri kalan yüzde 24’lük nüfus genel olarak Araplardan oluşmakta, Dürzîler ve Berberileri kapsamaktadır. Doğuşundan itibaren Siyonizm en çok rağbet gösteren etnik Yahudi grubu Aşkenazilerdir. Bunun en önemli sebebi Anti-Semitizm’in doğu Avrupa kökenli olması ve Yahudi pogromların burada başlamasıdır. Yukarıda belirttiğimiz üzere ilk üç Aliyah dalgası Aşkenaziler tarafından yapılmıştır. Bu doğal olarak, onların İsrail devletinin kuruluşunda söz sahibi olmalarını sağlamıştır. Devletin kurucu başbakanı olan David Ben Gorion ikinci Aliyah’la gelen insanlardan biridir. Sefaradlar ise İsrail’in kuruluşundan itibaren ikinci sınıf vatandaş olarak görülmüşler. Beta Yahudilerin durumu ise oldukça trajiktir. Bırakın 3. sınıf vatandaş olmayı, şiddetli ve sürekli ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar.
Dini anlamda ise Yahudiliğin ne derece kabul edildiği hususunda net bir veriye sahip değiliz. Fakat 2000 yılında yapılan bir araştırma, İsrail’de yaşayan Yahudilerin yüzde 43’ünün herhangi bir dine inanmadığını, yüzde 5’inin din karşıtı olduğunu, yüzde 35’inin muhafazakâr, yüzde 12’sinin Ortodoks ve yüzde 5’nin reformcu olduğunu gösteriyor.
İsrail’deki Arapları da işin içine katarsak, İsrail’in hem demografik hem etnik hem dini anlamda ne kadar heterojen olduğu görülür. Bu da İsrail’in sadece din ve etnik ekseninde değerlendirilmesini çok zor olduğunu kanıtlıyor. Bununla beraber etnik grupların bir bütün olarak tek bir partiye yönelmesi söz konusu değildir. Ama genel olarak söyleyebiliriz ki Aşkenaziler Sosyalist Siyonist partilerine, Sefaradlar Ortodoks veya muhafazakâr Yahudi partilerine, Araplar ise genel olarak Siyonist ve Ortodoks olmayan Yahudi partilerine ve Komünist Parti'ye oy vermektedirler. Bugün Türkiye’nin İsrail ile oluşan koltuk krizine sebep olan Ayalon ve Liberman ‘İsrail Bizim Evimiz’ partisinin üyeleridir. 'İsrail Bizim Evimiz' partisi oldukça milliyetçi-Siyonist bir partidir. Nitekim parti tüzüğünde, Liberman yollarının Vladimir (Ze'ev) Jabotinsky’in yolu olduğunu beyan ediyor. Partinin ilham kaynağı olan Jabotinsky’in ne kadar uzlaşmaz bir tavır içinde olduğunu yukarıda belirtmiştik.
Çalışmanın son bölümünde İsrail siyasetin var olan partilerin hangi ideolojiyi ve insanları temsil ettiğini anlatamaya çalışacağız. Bunun yanında Türkiye’nin 'komşularla sıfır problem' yaklaşımlı dış politikasının İsrail iç politikasında nasıl etkilediğini ve partilerin İsrail-Filistin sorununa nasıl baktıklarını yansıtacağız inşallah.

Devam inşaAllah.
asude zeynep toprak — Per, 28/01/2010 - 20:42Ciddi bir bilgi birikimini bizimle paylaşan bu yazı serisini ilgi ile takip ediyorum. Tebrik ediyorum.
http://www.oykuzen.com/
14 Mayıs 1948 tarihinde
İhsan Garip — Per, 28/01/2010 - 08:4114 Mayıs 1948 tarihinde kurulan “Medinat Yisrael” yani bildiğimiz adıyla İsrail Devleti, resmi belgelere göre kuruluşundan günümüze kadar 103 ülkeden Yahudi göçü almıştır. Yahudiler, yaklaşık 2000 yıldır, dünyanın çeşitli ülkelerinde dağınık bir halde yaşıyorlardı. İsrail’in kurulma sürecinde Filistin’e (bugünkü İsrail toprakları) yani kendi deyimleri ile “Eretz Yisrael”e gelen Yahudiler hem milli hem de dini olarak “tek” olmalarına rağmen sosyolojik yapı içerisinde kültürel denilebilecek bir bölünmeye uğramışlardır.
....
İsrail’in kurucuları “Aşkenaziler”
Dünyada yaşayan Yahudilerin % 80’nini oluşturan Aşkenaziler, İsrail Devleti’nin de kurucusudur. “Aşkenaz” İbranice’de “Almanya” anlamına geliyor. Aşkenazilerin İbranice telaffuzları, kültürleri, Alman usulü sinegog kantilasyonu (ilahi söyleyiş biçimi) ve özellikle sinegog törenleri Sefaradilerden oldukça farklıdır. Çok kesin ve keskin bir biçimde olmamakla birlikte dini algılayış ve uygulayış farklılıkları olan İsrail’in iki ayrı yüzü Aşkenaziler ve Sefaradilerin hahambaşılıkları da ayrıdır. Aşkenaziler, geldikleri yerlerin kültürlerini korumuşlardır. Kendi aralarında Yidiş adı verilen bir dilde konuşurlar. 2003 yılında yapılan son nüfus sayımına göre, nüfusu 6.5 milyona yaklaşan İsrail’in 2/3’si Aşkenazilerden oluşuyor.
İkinci İsrail ya da “Sefaradiler”
“Sefarad”, İbranice’de “İspanya” anlamına gelmektedir. Aşkenazilerden farklı olarak Babil Yahudileri’nin ayin geleneklerini sürdürüyorlar. İsrail içerisinde Oryantal Yahudiler, Doğu Yahudileri ya da İbranice söylenişi ile “Mizrahi” deniliyor. Yine Aşkenazilerde olduğu gibi geldikleri ülkelerin kültürlerinden izler taşırlar ve Ladino ya da Judeo Espanyol adı verilen dili konuşurlar. Sefaradilerin tarihi Aşkenazilerden oldukça farklı bir seyir izlemiştir. Babil Sürgünü ile Mezopotamya bölgesinden sürülen Yahudiler, Kıta Avrupa’sında İspanya’ya kadar ilerlemiş ve Endülüs’e yerleşmişlerdir. 15. yüzyıl sonuna kadar bu bölgede Endülüs Emevileri hakimiyeti altında yaşayan Yahudiler’in kaderi 1492 yılında değişmiştir. 1492’de Aragon Kralı Ferdinand ile Kastilya Kraliçesi İsabelle, Endülüsü ele geçirir geçirmez yayınladıkları ferman ile bölgede yaşayan tüm Yahudi ve Müslümanlara “Ya Hıristiyan olursunuz, ya burayı terk edersiniz, ya da kılıçtan geçirilirsiniz.” diyerek yeni bir sürgün hareketini başlattılar. Kaynaklara “Reconquista” olarak geçen bu yeni göç dalgası daha öncekilerin aksine batıdan doğuya doğru oldu. Babil Sürgünü ile birlikte devamlı surette batıya doğru göç hareketi içinde bulunan Yahudiler bu defa tersine göçe başladılar. İspanya kıyılarından gemilerle nispeten yakın bölgelere giden Sefaradiler, Kuzey Afrika, Arap ülkeleri ve Osmanlı İmparatorluğu’na göç ettiler. Gerek uzun yıllar Endülüs’te birlikte yaşadıkları Arap’lardan, gerekse Reconquista sonrası yerleştikleri ve yine büyük çoğunluğu Arap ya da Müslüman olan ülkelerin kültürlerinden etkilenen Sefaradiler, İsrail’e yerleştikten sonra bile bu geleneklerinden vazgeçmediler
kaynak: http://www.kalemlervekiliclar.com