Özgürlüğün İçindedir Tutsaklık
Fatih Mehmet Mirza — Cum, 12/02/2010 - 09:01
“Her Özürlük içinde bir tutsaklığı barındırır”
Tutsaklık ve özgürlük kelimelerinin zihnimde vücut bulması çocukluk yıllarımda olmuştu.
Karasal iklimin hâkimiyetini sürdüğü bir şehirde dünyaya misafir oldum. Üç çocuklu ailenin en küçüğüydüm. İklimin etkisinden olsa gerek, meşrebi sert bir babam ve vakur duruşlu bir annem vardı. Ablam hamaratlığı ile anneme benzerken, ağabeyim sergilediği duruş ile benim önderim konumuna çoktan gelmişti. Babam her akşam yemekten sonra bizleri bir arada toplar ve yaşamamızı sorgulamamızı gerektiren değerleri bize anlatırdı. İnandığımız gibi yaşamayı bize öğreten belki de tek değerdi babam.
Sorgulanmayan bir hayatın hayat olamayacağı ve inancımızın bizleri ayakta tutacağı söylemleri, kulaklarımızın en çok aşina olduğu yetilerdi. Babamın zamanında arzuladıklarını yapamaması şimdilerde özgürlüğüne vurulan bir pranga idi. Artık bir ailesi vardı ve düşünceleri özgür olmasına rağmen eylemlerinde ise bir tutsağı andırıyordu. Bu tutsaklığı bizlere belli etmemeye çalışsa da ailesini koruma içgüdüsü ve bir arada tutma tutkusu buna engel oluyordu. Lakin bende ve ağabeyimde tutsaklığı çokta göremiyordum. Babamın öğretileri ile inancımız perçinleşirken, bunları haykırmak için elimizden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorduk. İnançlıydık ve inancımızı korkmadan her yerde haykırabiliyorduk. Gün geldi sesimizi kısmaya çalıştılar, gün geldi dayak yedik; ama biz kapalı mekânda öğrendiğimiz hakikati umumi yerlerde dile getirdik.
Ağabeyime olan saygım ve hayranlığım her geçen gün katbekat artıyordu, hatta onu küçük babam olarak görüyordum; ama o, her seferinde ona “Sen benim küçük babamsın” dediğimde bana kızıyordu, ben yine de ona “küçük babam” demeyi sürdürüyordum.
Yıllar birbirini kovalamış, ağabeyim bir tutsaklıktan daha kurtulup tahsili için memleketimizin en gözde şehrine gitmişti. Örnek aldığım, önderim, ağabeyim, küçük babam yoktu artık. Her hafta bize gönderdiği mektupları akşam yemeğinden sonra hep birlikte okurduk, ben okurdum. Annemin göz pınarları boşalır, babam belli etmemeye çalışsa da gözleri dolardı. Ablam etrafa kesif bir bakış atarak bu hüzünlü ortamı dağıtmaya çalışırdı. Bense sanki her kelimeyi, her harfi sindirircesine okurdum. Özgürdüm ama bir o kadar da tutsak.
Ağabeyim birkaç ay sonra bana ailemizden ayrı mektuplar göndermeye başlamıştı. İlk önceleri niçin bana ayrı mektuplar gönderdiğini anlayamamıştım, aslında hoşuma da gidiyordu bu durum. Demek ki değerliydim ağabeyimin nazarında. Ağabeyim mektuplar hususunda aileme hiçbir şey söylemememi istiyordu. Söylemeyeceğimi gönderdiğim bir mektubumda yazmıştım ki hiçbir zaman söylemedim zaten. Ağabeyim mektuplarında hep inancımız üzerine vurgu yapıyordu, duruşumuz ve sorgulayışımız üzerine anlatımları vardı. Onunla birlikte dayak yediğimiz zamanlarda insanlara anlatmaya çalıştığımız değerlerdi bunlar, daha kapsamlı bir şekilde bana sunulmuştu. Son günlerde ülkemizi gençler üzerinden yapılan ideoloji savaşları esir almıştı. Sağcı solcu diye nitelendirilen grupların acımasızca birbirini öldürdüğüne şahit oluyorduk. Her ölüm haberinde bizim evi bir telaş havası kaplıyordu. Annemin ve ablamın ağlayışlarına bir de babamın tedirginliği eklenince benim de havam kaçıyordu, nasıl kaçmasın ki. Babam her seferinde ailesini sakinleştirmeye çalışıyordu, ama nafile, birkaç gün sakinleşen hanemiz yeni bir ölüm haberi ile yeniden telaşlı bir havaya bürünüyordu. Ağabeyim nasıldı acaba? Son iki aydır hiç mektup göndermemişti, hem bana hem aileme. Ben de içten içe geriliyordum, ne kadar sakin bir yapım olsa da.
9 Eylül 1978,
Ağabeyimden aylar sonra bir mektup gelmişti, yalnızca bana göndermişti. Bu mektup diğerlerine göre daha duygu yüklü ve daha mesaj vericiydi. Ağabeyim mektubunda bana:
Sevgili Kardeşim, Dostum, Arkadaşım, Emanetçim,
İnşallah iyisindir. Okulunu aksatmıyorsundur umarım. Çalışıp benim yanıma geleceğin günü ümitle bekliyorum. Anam nasıl? Gözlerinden yaşlar akar bilirim, çok özledim onu. Ya babam nasıl kardeşim, telaşlı mı? Gerçi belli etmemeye çalışır ama bilirim için içini yer. Ablan suskun mu yine, derin sözleri ile hayat veriyor mu yuvamıza? Sen güç ver onlara yiğidim.
Buralarda durumlar karışık aslanım, inancımızı hiçe sayanlar var buralarda, üstüme bu sefer sopayla değil silahlarla geliyorlar. Allah’a şükür inancımızdan bir an olsun taviz vermedik, Allah babamdan razı olsun iyi yetiştirmiş bizleri, bunu bu günlerde daha iyi anladım. Özgürlük dediği babamızın bu olsak gerek, inancını savunmak, duruş dediği de ayakların inanış üzerine sabit olması demekmiş kardeşim.
Geceleri yalnız başıma kaldığımda bizleri Yaratan’ın kudretini daha iyi anladım. Allah o kadar büyük ki, bunu insanoğlu kendi kelimeleri ile anlatamaz, ancak Allah’ın ona öğrettiği kelimelerle izah edebilir. İnancımızın sahibi Allah ise bizleri kimse yıkamaz, yok edemez. Bizler doğru yoldayız kardeşim, sakın ümitsizliğe kapılma. İnancının arkasında dimdik dur, Allah yanında olacaktır. Sabrı ve şükrü kendine düstur eyle, zorlukla beraber muhakkak ki bir kolaylık vardır. Sana bunların geçici olduğunu söyleyecekler, kuru bir gürültüden başka bir şey olmadığını belirtecekler, ülkenin gerçeği bu değerlerin olmadığını, hoşgörü kılıfı altında inancından taviz vermeni isteyecekler. Sakın kardeşim bu yalanlara kanma, onların gücü, Senin dayandığın gücün yanında bir sinek kanadı kadar bile değersiz. Sen Allah’a inan ve dosdoğru ol.
Zor günler geçiriyoruz kardeşim, buradaki saldırıların duracağı yok gibi; ama biz inancımızla hepsinin üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Mektuplarımı aksatıyorum farkındayım, telefon ile görüşmeye çalıştım ama yapamadım, biliyorsun postanede sıra beklemek gerekiyor. Uzun zaman sonra benden başka mektup alamazsan bu mektubu babamlara da oku.
Anaların anası,
Sevgili anam, sütünü helal et bu yavruna. Gözyaşlarını sil yüreğinden, sevinç yağmurlarına dönüştür o pınarları. İnşallah en kısa zamanda görmeye geleceğim sizleri, özledim seni, bilirim sen beni benden çok özlemişsindir. Vakurlu duruşunu koru anacığım, kardeşimin dayanacağı bir yüreğe ihtiyacı var. İnancımızın yegâne kudretine emanetsin.
Canım babam, atam,
Senden, Allah büyük razı olsun. Bizlere öğrettiğin değerleri bugünlerde daha iyi anlıyorum. İnançtan yapılmış bir kale asla düşmezmiş babam. Yarın inşallah ben de evlatlarıma senin düsturunu anlatacağım, bize öğrettiklerini aktaracağım. Özgür fikirlerine rağmen ailenden ötürü tutsaktın bedenine. Bugün ben senin tam olarak yaşayamadığın özgürlüğü yaşıyorum. İnşallah Allah bizleri utandırmaz. O’na emanetsiniz.
Metanetli bacım,
Evimizin muallimi, ortalığı yatıştıran, hüznü dağıtan, sevinç tohumu eken, lakin az konuşan, deruni düşünen, bilgece kelam eden kardeşim. Babamızın öğütlerini yüzüme atılan ilk tokatta sindirmeye başlamıştım. O ana kadar sadece bir fikir olarak bende yer bulmuştu; ama o an suratıma atılan tokat, yüreğime atılan bir kıvılcıma dönüştü adeta. Yaşayınca daha bir başka oluyormuş değerler. Bacım, küçük kardeşimize o değerleri korumasını öğret ve pekiştirmesine yardımcı ol. İnandığına emanetsin.
Aslanım,
Allah bugünleri bize bahşetti, bizler yapmamız gerekenlerin ne olduğunu bilerek yaşayalım. Gücünü nereden alacağını biliyorsun, O’ndan iste. Uzakları yakın eder O sana. Dualarında bir yer aç bana da.
Sevgi ve dua ile…
Ağabeyin
23 Şubat 1979,
Ağabeyim bir daha hiç mektup atmadı. Son mektubunu aileme okuduğumda herkesin gözlerindeki ışıltı görülmeye şayandı. Allah’a çok şükür ki biz bir aileydik ve inançlı bir aile. Kime dayanacağımızı biliyorduk ve dayandıkta, dayanıyoruz da. Ağabeyim suratına atılan tokat ile kendini bulurken, ben onun özgürlüğüne atılan kurşun ile hayat buldum. Ağabeyim bana her seferinde inancımı korumamı söylerdi ve o, inşallah inancı üzere tutsak olduğu, misafir olduğu bu âlemden gerçek özgürlüğe kavuştu. Hayat, yaşadık, yaşıyoruz kim bilir belki de yaşamaya devam edeceğiz; lakin ne kadar özgür olduğumuzu düşünsek de tutsak bir yanımız var hep bu âlemde. Tutsağız, ama inancımızdır aslında bizi götüren özgürlüğe.
“23 Şubat Cuma günü namaz çıkışında silahlı saldırı da bir genç hayatını kaybetti. “
Not: Bu Öykü bir çocuğun gözüyle bir yetişkinin kaleminden hayat bulmuştur. Hikâyede bazı olaylar gerçekle örtüşebilmektedir. Kahramanlara isimleri bilerek verilmemiştir.
