Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › nur zelal yazıları

Yavaşlatın Geçeni

nur zelal — Cts, 27/02/2010 - 09:36

(Sayha’nın emektar Kaptan’ına ve dizleri hala kanayan tüm dostlara…)

Bir yerlere koşturuyorum içimde,cevabı belli sorular cebimde. Artık yavaşlasa zaman,soluğuna bir mola verse geçip giden.

Çocuktum önceleri…

Tarifi zor bir lezzetin damağımda bıraktığıydı hayat.Öyle yavaş,öyle sakin;öyle coşkulu,öyle umarsız…

bir sonu yok gibiydi hikayemin,ya da kovalamıyordum geçeni henüz.Nasılsa geceyi öteleyen gün kadar sıralı bir mutluluktu hayat.Bahar da umurumda değildi,ayazın iliklerimi yaktığı yorgunluk da. Mevsimler tenime değmeden geçip giderlerdi,her mevsim şendi,e hüzünse hüzün,dümdüz ve dingin…

Çocuktum…

Bir kahkahadan ağıda kestirmeden yol gitmezdi.

Düşerdim,incinirdi bir yerlerim.Annem melhem sürerdi yaralarıma, yarın,acı dinecek demekti,yarın bu kadar mucize bir dokunuştu çünkü.Bugün ağladıklarıma yarın güleceğim kesindi.Dün kaybettiğimin yarın daha afilisi alacaktı yerini.Bir sürü ‘yarın’ım vardı ve harcamak göze batmazdı o zamanlar, umarsanmazdı da…

Çocukluğum…

Gözlerim masallardaydı ve babamın ayağı bisikletime destekti daha.Yakışıklı,filinta bir adamdı babam.Büyüdükçe ben,benzerlerinde sevda büyüttüğümdü,aslımdı suretimden arındırdığım…

Elimde karneyle koynuna sığınışımdaki sırnaşıklığı muhabbetiyle örtbas eden adam,her aferinle beni kabımdan yeniden taşırandı.Kalemimde mimdi,gözlerimin dumanında dahi tozu dumana katan.

Çocuktum işte...

Dört duvardan bîhaber cümbüş rengindeydi hayat.Gecelerde esrarlı ,gündüzlerde haylaz oyunlarımız vardı.Nedense geceleri saklambaçta diretirdi ruhumuz ve geçerdik yarı ürkek,fazlaca meraklı karanlık tünellerin taş sokaklarından. Kaybettiklerimizi bulmak sadece bir oyunun damarlarından sızandı.Er geç saklandığı yerden soluğunu duyardık arkadaşlarımızın.Daha olmazsa sokak kedilerinin gölgesinin düştüğü yerde ele verirdi kendini en hınzırımız.

Sonra,kaybettiklerimiz göğümüzde yıldız olup aktı,aktı…

Bir sokak ötede otururdu ilk dostum,sıra arkadaşım.Göğümdeki ilk yıldız…

Dedesinin taş plağına sessizce sokulur,bunaltan bir yaz ikindisinde oturup o cızırtının ruhumuzda kopardığı fırtınadan habersiz “sevemedim karagözlüm”dinlerdik,arka arkaya kaç kez…Dede camiden gelmeden elimiz titreyerek iğneyi usulca kenara çekerdik ve tören sona ererdi.Bir sonraki resitale kadar aklımızın yarısı o iğnenin ucuna takılı kalırdı işte.

Ne kadar da çocuktum…

Bir ilan-ı aşk’ı kıyılarımdan vâkarla uzaklaştırdığım güne denk gelir en ukala sözcüklerim…O gündür ki ilk;
“dostluk”dedim,peygamber demedim…

İlk öğretmenim,hayata soldan bakardı.Bense Onun gözlüklerinden sızardım kitapların koridorlarına. Upuzun simsiyah saçları vardı,hayranlığım aşikârdı.O küçük,kilitli dolabını her açışında kalbim yerinden fırlardı.Elinde tuttuğu şey ikimizin sırrı gibiydi,aynı parıltıyla kırpardık gözlerimizi. Bilirdim,yeni kahramanları ağırlayacaktı yüreğim,bilirdi,bir daha açılsın diye o sırlı dolap, ertesi gün soluğu yanında alacaktım.

Bazen uzun uzun susardı O,ben gözlerinde hayata yelken açardım.Bazen de uzun uzun giderdi, ”içerde” derdi kapı önlerindeki fısıltılar, “içerde”derdi onu tanıyanlar,sonrasında tüm sorulara kapıları kapatan bir kararlılıkla…Sormaya korkardım,neresiydi ve susmak için gitmek gerekli miydi?

Beti benzi soluk,biraz da gölgeli bir yüzle çıkagelirdi ansızın,uçardım.

“içerde”n gelirdi sonunda;kahramanlarımın gözleri parlardı,benim kanım daha bir coşkuyla akardı,O’nun yaraları kabuk bağlardı.Upuzun siyah saçları olmasa da artık,düpedüz hayrandım O’na,bilirdi.

Biz yeniden kitapların sır’lı dünyasında keşiflere çıkardık.

Oysa “dışarıda”hayat; koyu karanlık,sokaklar tekinsiz,sırtlar birbirine dönük bir belirsizlikti.Babam çocuklarını kollardı,okul yollarında bir yedek yürek taşırdı annem,akşamı hafakanlarla birlikte karşılardı.

Çok fena çocuktum daha,

sevdikleri yıldız olanların hesabını tutamayacak kadar…

Bazen içimizden kayardı biri, “artık yok” derlerdi. Nasıl olur derdim,daha dün düğün fotoğraflarının olduğu vitrinin önündeydim. Tepsideki kahveler bile soğumadı ki.Hani o dalyan gibi adam,bizimkilerin “kafalı” abisi,acer damat…Hadi canım derdi hayretle birileri,sahi mi derdi esefle sokaktaki fısıltılar,daha dün derdim ben acıyla,daha dün…
Olurdu ,saçma gelirdi ama olurdu işte.Bir sabah namazı dönüşü,ekmek almaya giderken…

Gerisi yutkunmaktı,gerisi duvara yüzünü dönüp hıçkırmaktı,gerisi “pırlanta gibi”sıfatlarının hiçleştiği vurulmaktı,vurulmaktı…

O zaman büyümekten ölesiye korkardım. Büyümek karanlığa dokunmaktı sanki,büyüyenlerin gözlerindeki dehşeti görmezden gelmekti çocukluk.Havayı kuşatan nefreti solumayı reddetmek…

Direncim elimdeki tek oyuncağımdı,onu hiç bırakmadım.

Şimdi “kırık aynalar” çalıyor taş plakta ve yitip gidiyor hatıralar…Gece ve karanlık ve pus…
Şehrin ışıkları bile fazla,hatta gökyüzü ve oradan hikayeme göz kırpanlar…

O kilitli dolapta ve vitrindeki mutlu fotoğrafta geçmişini arayan

çocukluğum…

  • Geçmiş Zaman Olur ki
  • nur zelal yazıları
  • yazıcı sayfası
  • gönder
  • Rastgele Yazı

Yanağını pencereye

Şahan Çoker — Per, 04/03/2010 - 20:09

Yanağını pencereye dayamış
Karşı sokağa bakıyor çocuk
Mor entarisinden sızıyor yürek tıpırtısı
Elleri beyaz bir limon çiçeği
Gamzelerinden dokunuyor hayata

Yoldan bir adam geçiyor, kırkında
Yanında bir oğlan beşinci sınıfta
Hüzünlü bir şarkı söylüyor
Bal gibi tatlı söylüyor
Mavi gömleğinin omzunda
Ay ışığıyla serçeler yıkanıyor

Kelimeleri kalmamış sorulardan
Yaralı dizlerini saklıyor
" Hiç acımadı ki ? diyor
Penceredeki yanağı yaşlı kız
Bir de gece ona inanmış gibi yapıyor

Sesleniyor canhıraş adam

Hey..! Gül bakışlı,
Bakışı nazlı kız
Ağlama gözünü seveyim
Gözünde gül saklı kız

bir şair başka ne yapabilirki..her hikaye kendimize çıkıyor aslında

selam ve dua ile

www.sahanhoca.com

"Hiç acımadı ki "

nur zelal — Per, 04/03/2010 - 20:40

O "hiç acımadı ki"dedikçe bütün dünyanın daha da inanası geliyor bu yalana,öyle değil mi?

Beynim yorgun...İyi geldi diyorum iyi,bu şiir üstüne...

Şair yine yapması gerekeni yapmış,daha ne söylenir ki?...

Selamlar...

Çocukluk işte..

mehsani — Çar, 03/03/2010 - 20:43

Nur Zelal Kardeşim,

Kuşkusuz çocukluk, birbirinden güzel masumiyet anılarıyla dolu, yaşadıkça yaşanılası bir dönemdir. Hemen herkesin yaşantısında bu nevi özlem ve hatırat vardır. Dolayısıyla, bu güzel hatıra kompozisyonunuzdan etkilenerek bende çocukluğumun bir yerlerine gidip geldim adeta.

Birincisi; Ebeveynimin koruması altındayken yaşadığım çocukluğu “Cennet Bahçesi” gibi kabul ederim. Ama ergenlik dönemi önündeki çocukluğum, hayatımın en zor, en tehlikeli dönemidir diye düşünüyorum ve asla bir kez daha yaşamak istemem.
Bilemiyorum? Acaba sadece erkek çocuklar için mi, yoksa benim için mi geçerli; hasbelkader bir başka mahalleden geçerken, birisi laf atar. Cevap vermezsen korkaklıkla yaftalanır, yok cevap verirsen üzerine gelen 5-10 kişi olur birden ki, bu seferde tabana kuvvet, yakalanırsan bir ton dayak.. Çocukluk işte..

Efendim, bütün güzellikler sizlerle ve sizlerin olsun dilerim.

Mehmet Sani Özel

Bir başka boyutu...

nur zelal — Çar, 03/03/2010 - 22:24

Mehmet Bey;
muhakkak farklı ayrıntılarından yakalıyoruz geçmişi ve büyürken çekilen sancıların mahiyeti de değişebiliyor.Hatta ağırlığı ve içimizde bıraktığı tortu da...

Yalnız evet haklısınız,erkek çocuk büyürken daha bir bıçkın tarafına denk geliyor hayatın.Daha sivri uçlu anılar biriktiriyor dağarcığında.

En zor ve en tehlikeli dönemler...

Projektör tutmaya çalıştığım dönemler de zor ve herkes için çok tehlikeliydi.Bunun muhasebesini yaparken hikayelerden yola çıkalım istedim ki zamanı değerli kılan akıp giderken insana dair biriktirdikleridir.

Aslında aynı dönemleri yaşamış dostların biriktirdiklerini de bilmek isterdim,belki farklı pencerelere açılırdı diye ufkumuz.

Paylaşımınız için teşekkür ederim.

Çocukluk ve hüzün

aLi İhsan — Salı, 02/03/2010 - 15:44

Çocukluk ve hüzün...

Bizde ayrıksı duran sizde ayırt edilemeyen iki kelime. Biz 80 sonrası doğanlar siz ise 80’i yaşayanlar. Aradaki yılların azlığına göre zihinler arasındaki uçurumun derinliği fazla değil mi? Bu derinliği oluşturanlar uçurumun dibinde olduklarını dahi bilmeyenler mi? Yoksa yükseklik korkusundan aşağıya bakamayanlar mı?

Titrek bir bakış yakaladığım bu yazının netleştirilmesi talebiyle…

Deneyim ve gözlem...

nur zelal — Salı, 02/03/2010 - 19:45

Önce şunu belirtmeliyim ki, hüzün her kuşağın –yoğunluğu farklı olsa da-er ya da geç karşılaşacağı bir durak.Zaman zaman hepimizi saran ve bazen bir acıya bazen de bir kayba denk düşen anlarda bizi hayatın hengamesinden koparan ve gerekli olan.
Hüzün bizim hem ondan kaçtığımız hem de yakalanmayı biteviye istediğimiz sağnakta ıslanma hali.

Sevgili Ali İhsan;

Bir batılı yazar hayatının en verimli çağlarında bütün düzenini bırakıp İstanbul’a yerleşmeye karar veriyor. Soruyorlar:

“Yahu senin ülkende refah seviyesi yüksek,rahatın yerinde,işin gücün düzenli.Ne yapacaksın bu ülkenin hengamesinde?"

El-cevap:“Ben de tam bu yüzden buraya yerleşmeye karar verdim.Benim ülkem o kadar düzenli ki,bir süre sonra sıradanlıkta boğuluyor insan.Oysa Türkiye-ve de İstanbul-öyle mi?
Her an değişiyor gündem burada,her dakika aksiyon,yarın ne olacağı belli değil insanın,sürekli bir hareketlilik var ve bu da beni müthiş cezbediyor”
Şimdi anlayabiliyor musunuz,yılların mesafelere katkısızlığını bu ülkede?

O kadar çok şey oluyor ki bir kuşaktan bir kuşağa,hızını ölçmede zihinlerimiz sınıfta kalıyor. Düşünün bir kere;biz henüz yeni yeni seksenli yılların şifrelerini çözmeye doğru yol alırken ve bunu tartışmaya cüret gösterirken,benzeri ve belki de daha korkunç bir sürecin içinden geçtiğimizin acıyla farkına varıyoruz.Aslında ortada oynayan tek cambaz, ipin bir ucuna bizim kuşak asılıyor,diğer ucuna da sizin kuşak.

Yalnız sizin kuşak çok ama çok şanslı.Zihinleriniz bir uçurum hissi yaşamıyor,çünkü tünelin ucundaki ışık sizler doğduğunuzdan itibaren netleşmeye başlamıştı zaten.Siz bir alacakaranlık sonrası açtınız gözlerinizi dünyaya.
Seksenleri yaşayanlar-ki biz o zamanın ufaklıklarıydık henüz-korkunç bir kabusun büyüttüğü çocuklardı.Karanlık koyu,hayatlar belirsizliğe yamanmış,sırtınızı dayayacağınız mutlak gerçek gölgelenmiş,sokaklar tekinsiz,konuşmak lüks,hürriyet ise bütünüyle fantazi…

Seksenler karanlığın asla sorgulanamadığı zor zamanlardı.O kadar bezmişti ki ülkemin insanı, o sabah hiçbir sessizlik bu kadar özlenmemişti.Hiç bir sindirilme bu kadar istenmemişti.Hiçbir sokağa çıkma yasağı bu kadar sevinçle karşılanmamıştı.
Oysa çok ama çok sonraları anladık ki,öncesi ve sonrası,her şey kocaman bir yalandı,kocaman bir yalan.

Sevgili Ali İhsan;

Biz bir kaosun kucağına doğduk ve koca bir yalanla büyütüldük.”İyiliğimiz için” olduğu söylenen her şey hayatımızdan çalınandı.Hayallerimize vurulmuş prangalardı.Bunu çok geç anladık,bazılarımız bilse de susup oturmaktan başka çare bulamadı.

Seksen sonrası,hayatı laylaylom yaşamak üzere programlanmış,asimile edilmiş bir kuşak ikame edilmeye çalışıldı.

Kitaplarla mesafesini yitirmiş,sadece “gelecek kaygısı”üzerine bina edilmiş beyinler yetiştirilmeye uğraşıldı.Benim için en korkunç sonuç buydu aslında.

Sonra sizin kuşak geldi ve aydınlık üzere gelmiş olmalısınız ki,hergün bir parça daha batık su üstüne çıkmaya başladı.

Yine zor zamanlardan geçiyoruz,zor ve karmaşık.

Bir farkla- ki büyük bir farktır bu -siz madolyonun iki yüzüne de şahitlik etme şansını yakaladınız.Artık kaosun kolları kırık,cılızdır karanlığın silüeti.

Biz deneyimledik ve büyüdük,siz gözlemliyor ve serpiliyorsunuz.

Biz titrek bakıyoruz hayata ve biraz da ürkütülmüş yürekler taşıyoruz bağrımızda,
sizin kocaman ve sağlam adımlarınız var atılacak,büyük harflerle yazıyorsunuz hikayenizi korkusuzca.

Eğer buna sebepliğimiz varsa,yaşadıklarımızın hüznüne de acısına da eyvallah demek boynumuzun borcu.

Sevgilerimle…

bir zamanlar orjinaldik...

ömer ceylan — Cum, 05/03/2010 - 02:41

Sevgili nur titrek bir bakış anlattığınız muhteva ile netleşmiş oldu. Velakin iki kuşağında kesiştiği ortak hataların olduğuna da tanıklık ettiğimi anladım. 80 neslini baskıyla susturmaya çalışan zihniyet 80 sonrası nesli teknolojinin cazibeleri ile susturmaya çalışmış. 80 neslinin önünde gözlem yapma fırsatı yoktu, 80 sonrası nesilde ise bu gözlemi yapacak düşünme fırsatı yok veya azınlıkta. Ve son olarak 80 nesli de 80 sonrası nesilde hala bir takım kısır tartışmalarla, büyük resimi görmek yerine o resimdeki figüranlara takılarak ve ustelik bunu sanki bir maharetmiş gibi sunabilmiş.
Bütün be nedenlerden kendimi soyutlayarak çocuk olmanın nesil tanımadığını düşünmek istiyorum yinede Neden mi? çünkü;
Çocukluk belkıde hiç bitmesini istemediğimiz anıların taht kurduğu bir zaman dilimiydi. en masum, en samimi arkadaşlıkların kurulduğu en masumane oyunların oynandığı bir sahneydi. Bazen saatlerce bir ilkokulun onunde bulmaya çalışırım bu masumluğu bazen de sokak aralarınca saklambaç oynuyan çocuğu seyre dalarak. Fakat her deneyimim bana "korsanın orjinal kadar gercekçi olmadığını gösterir.

Hayat doğal seyrindeyken...

nur zelal — Cts, 06/03/2010 - 14:06

Orjinallik çocukluğun olmazsa olmaz getirisi zaten.Bazen çocukça bir deyişin altında ezilir zihnimiz,şaşar kalırız buna. Bir çocuğun muhayyilesi bizi savurur da zihnimizin karmaşıklığına tokat gibi gelir tepkisi.

Evet Sevgili Ömer,

çocukluk zamansızlıktır,mekan tanımazlıktır,masumiyetin lafazanı değil içeriğidir,başıdır,sonudur.

Biz izlerken O olamayız artık,O'nda kendimizi arar ve sonuçlarının yüreğimizi ferahlatmasını umarız.Yalnız her ayrıntının bu yolculukla birlikte yeniden bizi yoklaması gerçeğini de göze alarak.

Büyümek mi?
Tek tek kalelerinizi yitirmek demek...
Dağların dört mevsim kara mahkumiyeti demek...
Öğrenmek ve her yeni bilgide daha da yalnızlaşmak demek...
İnadına yolculuklara çıkmak demek...
Yola,yolcuya,hancıya,menzile,çakıl taşlarına rağmen sevmeye devam etmek demek...

hafıza...

Zenan Sude — Çar, 03/03/2010 - 20:44

Sevgili Nur, o batılı yazar sakın bir ilaç firmasının Genel Müdürü olmasın...

ihtimaldir...

nur zelal — Çar, 03/03/2010 - 22:02

Sen öyle diyorsan...
Alatlı'dan kalma bir bilgi sanırım ama kuvvetle muhtemel yanılıyor olabilirim...
Teşekkürler düzeltme için...

benim için zevkti...

Zenan Sude — Çar, 03/03/2010 - 23:19

Bahsedilen kişiyi en çok cezbeden şeylerden biri İstanbul'un trafiği ve keşmekeşiymiş.... Kendisi zaten İstanbul'da yaşıyormuş ve emekli olunca ülkesine dönmeme sebebini böyle açıklamış... Eğer 80 ihtilaline şahit olsaydı böyle şeyler söyler miydi? hiç sanmam....

Ona ne şüphe...

nur zelal — Çar, 03/03/2010 - 23:37

Bilgiler taze olunca havalar da atılıyor tabi,zevkini çıkar elbet devran döner...

Vatandaşa gelince;eminim 80 ihtilalini yaşasaydı o kaostan sıyrılma becerisini gösterir ve üstüne "yaralılara şifa"repliği eşliğinde zula yapardı.Bir mahallemin insanına doğmuyor güneş böyle zamanlarda,sade vatandaş Amerikalı arkadaşın eczasında arar yine şifasını,naçar...

kahkahamı tutamadım...

Zenan Sude — Per, 04/03/2010 - 00:08

Bu bayat bir bilgi esasında 6-7 yıllık...E seninle de paylaşalı aylar oldu....Taze olması gereken yer senin zihnindi, benimki değil....Sen Genel Müdürü "batılı yazar" yapınca kahkahamı tutamadım....İsviçre'ye, yani Alplere sırtını dönmüş ve İstanbul'u tercih etmiş.... Öyle hayatının verimli çağları falan da değilmiş yani....

üşüyen bir ağaçtır çocukluğum

Kâni Çınar — Pzt, 01/03/2010 - 19:52

üşüyen bir ağaçtır çocukluğum
yaprakları dökük ve unutulmuş kış günü
cemre hiç düşmez, bahar umarsız
alelade bir mezar taşı
uzun ve tenha bir kabristan
çırılçıplak ölümün adı
çocukluğumun başında.

ayağından bağlanıp uçurulmuş
sütbeyaz bir güvercindir
çocukluğum
yaramaz çocukların taşlarına
hedef kılınan.

Hazan...

nur zelal — Pzt, 01/03/2010 - 20:44

Bazen soğuk bir taşa alnını yaslayan "çocuk"oluveririz ya,benzemez hiç kimseye hikayemiz...

Bazen sızarız kendi içimizden baharı da öteleyip hazanın en soluksuzuna...

Avutmaz en şekerinden bayram bile ve haylazlık sonrası nefes nefeseliğimiz...

Sadece göğümüzden bize göz kırpan yıldızlar ve yalnızlığımız...

Üşümek yazgımız olur ya,apansız...

İşte o zamanlarda "içimdeki çocuk"için bir düş kurar ve ona o şarkıyı söylerim.

O halde sizin için de gelsin Kaptan,belki yeniden yeşerir çocukluğunuzun anıları ve yuvasında yaralarını saran bir şefkate uyanır o güvercin,belki...

http://www.youtube.com/watch?v=O96CasD00yE

çocukluk

yavuz akengin — Pzt, 01/03/2010 - 11:21

Tanrım çocukluk ne kadar geniş ve anlamlı! Kimbilir belki de Tanrı çocuk masumluğunda saklamıştı "yüzünü" arayıp bulalım diye...

Eskilere giderek, bugüne gelerek tekrar, öyle bir ruh haliyle okudum yazıyı. Kelimeler hep "çocuk diliyle" dökülsün böyle kaleminizden, yüreğimize "renk" sayesinde...

Aramakla geçer ömrümüz...

nur zelal — Pzt, 01/03/2010 - 13:56

Ne kadar konuşsak o kadar çoğalıyor çocukluğumuzun kelimeleri.Ne kadar ezber tazelesek de hücrelerimizde daha bir serpilip büyüyor geçmiş.

Hiç geçmişine gitmeyenlerin,hep büyüyemeyenlerin kirlettiği bir dünya yaşadığımız Sevgili Yavuz.
Onların bir "anı defterleri"yok ki. Küçücük bedenlere sığdırılmış kocaman dünyalarda hayal kurmamışlar ki.Bu yüzden ya hep siyahın koyu karanlığında kendi nefeslerinde kurumuşlar,ya da kirli beyaz oyunlarda öldürmüşler içlerindeki çocukları.

Fakat hiç siyah-beyaz bir gerçeklikte gökkuşağını yeşertmemişler.Ne yazık ki varlar,hala varlar.

Yalnız biz de varız öyle değil mi?Ne kadar sükûnet içinde çabalıyorsak kendimiz olmaya,o kadar çoğunluğuz,o kadar yeteriz bir diğerimize.

Ne büyük bir şansın sahibiyiz sahi.

Selamlar...

cocuk......

medine dogan — Pzt, 01/03/2010 - 02:50

oncelikle Nur Zelal dan ozur dileyerek bir ricam olacak.sayhadaki arkadaslarda.Konu cocuk olunca.

Eskiye ait buyuklerin bildigi cocuk oyunlari varsa.Cok ihtiyacim var anlatirlarsa cok sevinirim.Internette de arastiriyorum. ama yoresel oyunlarda olabilir.Belki ilginc seyler ortaya cikabilir.

eline saglik Nur Zelal cok guzel bir yazi olmus.Her satirinda kendi cocuklugumu buldum aslinda.....

Yara,merhem, agac dallari uzerinde oyunlar..:) Babaanneler, kitli gomme dolaplar......

Iyi ki varsin.

selam ederim....

Akan sular dursun...

nur zelal — Pzt, 01/03/2010 - 13:39

Konu çocuk olunca Sevgili Medine,dünyanın bütün arşivlerine çağrıda bulunabilirsin,tüm çocuk kalmış yüreklere.Özür ne demek...
Oyunlar...
Sen söyleyince farkına vardım ki,şimdikilere nazaran hiç de orijinal oyunlar değilmiş bizimkisi.Gündelik mahalle ve sokak aralarında -ne kadar yabancı geliyor şimdiki çocuklara bu mekanı sahiplik- doğaçlama gelişen oyunlar icad ederdik.Evet,aslında birer mucittik biz.Bir günü diğerine benzemeyen sıkı çocuklardık.

Aile çok geniş olunca,e bir de kocaman çiçeklerle dolu bir bahçeli evin varsa eğer,bir de karanlık ve gizemli tünelleri,her biri başka bir enstantene olan "mahallenin delileri",içinden kaprisli bir sevgili gibi ara sıra coşup türküler söyleyen bir nehir geçiyorsa şehrinin,hayatın kendisi kocaman,heyecanlı bir oyuna dönüşmez mi?

Aramızda kalsın;ben abilerimle futbol oynamayı herşeyden çok severdim.Babamın nazlı kızı olduğumdan toplar bendendi. Bazen tepeleri atardı,"sen kızsın,düşüp bir yerin incinecek sonra babadan azar işit" sızlanmaları eşliğinde kırmızı kartla oyun dışı kalırdım.Kapris bu ya,alırdım topumu skor tabelasına adımı "kızgın" harflerle yazdırırdım.

Onlarda benden öçlerini küçük oyunlarda fazlasıyla alırlardı lakin.

Sahi bilir misin, "hırsız-polis" oynardık. "hırsız"yazılı kağıdı "polis"olanımız bulmak durumundaydı.Eğer o "hırsız"bensem ve "polis" olan zalim beni bulursa oyun çok acıklı bir sonla nihayete ererdi.
Güya oyunun kuralı cetvelle-hakimin tayin ettiği miktarda-elleri kabartmaktı.
Hiç insaflı değillerdi hiç.-Galiba ilk o zaman "feminist anarşist" oldum ben,bu lakabı kim takmıştı bana hatırlamıyorum-

Sonra "yüzük saklamaca"oynardık.İki gruba ayrılır,annemin alyansını ödünç alıp onu avucunda saklayanı bulmaya çalışırdık. Oyunu ilginç kılan şey,yüzüğü saklayanın "vücut dili"ni çok sıkı kontrol etmesi gerektiğiydi.Yüzük avucunda olmayanlarsa karşı tarafın sözcüsünü yanıltmakla mükellefti.Kıyasıya bir takdik savaşı başlardı.En fazla yakalananlarımızı düşünüyorum da,galiba büyüdükçe en fazla çocuk kalanlarımızdı.

Bir de "amiral battı"oynardık.Fakat şimdiki gibi hazır kalıplarda değil.Her bir ayrıntısını kendimiz çizip inşa ederek.
"İsim-şehir"oyunumuz vardı sonra.

Yalnız-güya- en büyüğümüz en fazla hile yapanımızdı.Nedense hiç "falaka"yüzü görmezdi O.Sürekli kağıtları birbirine karıştırır,yüzüğü son anda en küçüğümüzün-ki ne yazık ki bendim o-eline sıkıştırır,kendi sıyrılırdı işin içinden.

Zor zamanlardı,büyüdükçe daha iyi anladım ki çok zor zamanlardı.
Yine de ne çok güzel anı biriktirmişiz ve bunu o karanlık günlerde nasıl başarmışız bilmiyorum.

Bütün dostlar iyi ki var Medine,iyi ki Sayha var-direkten dönmüş olsa da-,iyi ki bunları paylaşacağımız yürekli dostlarımız var.

Muhabbetle...

Yoruldukça, büyümek denilen

Aynur Yavuz — Paz, 28/02/2010 - 22:44

Yoruldukça, büyümek denilen şeyin acısını damarlarımızda hissettikçe daha da bir sıkı tutunuyoruz çocukluğumuza. içinde "çocuk" geçen tüm cümleler ve içinde "çocuk" geçen tüm dizeler kalbimizin bir köşesinden yakalayıveriyor anında..
Ve tüm çocukluklar ne çok benziyor birbirine..

Büyümek ağır işçiliği hayatın...

nur zelal — Pzt, 01/03/2010 - 00:59

Çocukluğumuza tutunuyoruz çünkü sığınmak istiyoruz en savunmasız ama en sağlam zamanlarımıza.

Çocukluğumuz hayatımızın emniyet kilidi gibi adeta.Bir zamanlar olduğumuz,ne zaman istersek hayallerimizi demirleyebileceğimize inandığımız,bizi hiç koşulsuz kollarına alıp avutabileceğinden adımız gibi emin olduğumuz limanımız.

Hepimiz farklı farklı hikayelerin ufaklıklarıydık belki.Hayat çok başka mecralarda ve zamanlarda bulaştırdı yüreğimize mutu,hüznü,acıyı...

Yalnız ufaklık olma halini hiç bir şeye değiştirmememiz bizi birleştiriyor.Ne mutlu ki,yollarımızın kesiştiği köşe başını tutmuş çocukluğumuz.
Hem birbirine çok benzeyen hem de eşi benzeri bulunmayan bir hâli yaşamak gibisi.

Çocukluğumuz...

Edip Bilge — Paz, 28/02/2010 - 16:16

Sevgiyi nefrete, mutluluğu hüzne, tatlıyı acıya, aydınlığı karanlığa, kısaca güzel olan hiçbir şeyi çirkinliklere karıştırmayan ve çocukluğun bayram elbiseleri gibi akşamdan koynumuza aldığımız insana yakışan her şeyi ruhunda taşıyan çocukluk duygularımızı ve cümbüşü içinde saklı o siyah-beyaz fotoğrafları önümüze açan, büyümüşlüğümüze feda ettiğimiz dünyayı geçmişin çocuk bahçeleriyle yüzleştiren bir yazı okudum..
Şimdi yeniden deseler, boydan boya merhem sürse bir el tüm yaralarımıza, zaman soluklansa, toplansa tüm yitirdiklerimiz, geçmişi sırtlayıp getirse çocukluğumuz ve elimizden tutsa; kendini taşıyamayan bu dünyaya sığdırabilir miyiz dersiniz?

http://www.youtube.com/watch?v=yiUsccMLCsw&feature=related

müzmin muhalif

yüzleşmek...

nur zelal — Paz, 28/02/2010 - 20:38

Yüzleşmek evet;siyah beyaz asaletin kucağından koparıp bizi,paldır küldür bir hengamenin kollarına atan her bir ayrıntıyla hatta,yüzleşmek…

Yüzleşmek;kendimiz olmaktan vazgeçmenin büyümeye denk düşen taraflarına dokunarak,kanırtarak hatta,yüzleşmek…

Feda ettiklerimizin dökümünü yaparak aheste aheste,soluğumuza güvensek şöyle en sağlamından,çocukluğumuza itimat etsek ki genişlese ferahlasa dünya…

Özlemeyi bile özlesek geçmişin ara sokaklarındaki çocukluğumuza sığınıp da…

Yüreğimiz kanasa da unutmasak…

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız
  • Fotografhane
  • Kategoriler
  • İzlence

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Rastgele

  • İçerik
  • İzlence

  • İbrahim Bir Yaşında
  • Aşk Pahasına Gözlerin Azze
  • aşkar dergisi, 11.sayı
  • Bal ve altın
  • Kocakarı Rüyası
  • Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı
  • Zahmin 7 - (Körebe)
  • Tefekkür Yazıları - 4
  • Mollanızın Vaziyet-i Umumiyesi Beyanındadır
  • Esaretin Bedeli - The Shawshank Redemption

Fotografhane'den

Mescd-i Nebevi

Duyuru - Etkinlik

  • -"Biz İsrail’i suçlayanlar
  • -"Ne Bahar Kaldı, Ne Gül" Konuşma
  • - ''İkindi Yazıları yeniden tıpkıbasım olarak yayımlanacak''
  • ... Devamı
  • Gözdeler

    Bugün:

    • 100 Türk Büyüğü
    • Nevbahar
    • Dost'a Mektuplar

    Son görüntülenme:

    • Peşindeyim
    • Ey çocukluğumun saf aşkı Ramazan
    • Şifremi unuttum, ne yapmalıyım?

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010
    Gizlilik ve kullanım şartları

    • söz makamı
    • 100 türk büyüğü
    • kitap makamı
    • site haritası
    • ara
    • İletişim

    @ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.