Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Muhammed Berdibek yazıları

Dünden yarına İsrail-Son: İsrail ne olur?

Muhammed Berdibek — Cts, 13/02/2010 - 10:07

İkinci bölümde genel olarak 18. yüzyıla kadar etnik ve dini anlamda Yahudiliğin bir bütün olduğunu ve Aşkenaziler ile Seferadlar arasındaki farklılıkların ameli boyutta olduğu ifade etmeye çalışmıştık. Bununla beraber, 18. ve 19. Yüzyıl'da yaşanan dönüşüm ve değişimlerin farklı mezhepsel grupların doğmasına sebep olduğunu; yine 19. ve 20. Yüzyıl'da değişik Siyonist akım ve fraksiyonların meydana geldiğini söylemiştik. Bu son bölümde ise bu dönemde oluşan siyasi hareketlerin ve daha önce var olan Yahudi grupların İsrail siyasal sisteminde nerede durduklarını ve bugün koalisyona ortak olan partilerin hangi siyasal hareketin devamı olduğunu dilimiz döndüğünce ifade etmeye çalışacağız. Yanı sıra, son dönemde Türkiye ile İsrail arasındaki sorunlu ilişkinin sebeplerini ve İsrail siyasi partilerinin buna ilişkin tavrını, ayrıca İsrail'in iç siyasi yapısının gelecekteki muhtemel görüntülerini yansıtmaya çalışacağız.

İSRAİL SİYASAL SİSTEMİ VE SİYASAL PARTİLER

İsrail siyasal sisteminin en önemli kurumu olan Knesset parlamentosu, 120 kişiden oluşuyor. Knesset’in 120 üyesi 4 yılda bir yapılan genel seçim sonuçlarına göre Merkezi Parti Listelerinden seçiliyor. Ülkede yüzde 2’lik baraj sistemi uygulanıyor.

İsrail siyasal partileri Yahudilerin yaşamında oldukça önemli bir yere sahip. Zira İsrail’deki mevcut partilerin İsrail devleti öncesi sosyal hareketler ve oluşumlarla organik bağı var. İsrail devleti öncesi etnik, dinsel, mezhepsel, kültürel farklılıklar; İsrail devleti kurulduktan sonra da devam ettiğinden, bugüne kadar hiçbir parti tek başına hükümet kurmak için çoğunluk elde edememiştir. Bu da İsrail’in koalisyonlarla yönetilmesine sebep olmuştur.

Halihazırda Knesset’te 12 parti temsil ediliyor. Bunlar Kadima, Likud, İsrail Evimiz, İşçi Partisi, Şas Partisi, Birleşmiş Tevrat Yahudiliği, Ra’am Ta’al, Hadaş, Ulusal birlik, Balad, Meretz ve Habayit Hayehudi partileridir. Bugüne kadar 16 genel seçimin yapıldığı ülkede, Başbakanlığını Likud Partisi lideri Netanyahu’nun yaptığı 17. ve son hükümet, Likud, Evimiz İsrail, İşçi Partisi, Şas ve Yahudi Evi Partilerinden oluşmaktadır.

Koalisyon ortaklarını biraz daha yakından tanıyalım.

İşçi Partisi: Türkiye ile ilişkileri geliştirelim

1949 yılında yapılan ilk seçimlerden itibaren David Ben Goriun’un liderliğini yaptığı Mapai (daha sonra İsçi Partisi) 1977’ye kadar İsrail siyasal sistemine damgasını vurmuş ve sürekli iktidar olmuştu. Sosyalizm veya işçi Siyonizminin devamı sayılan ve 1977'den sonra da Knesset’te önemli bir yere sahip olan İşçi Partisi merkezi solu temsil etmekte, çoğunlukla Aşkenaziler tarafından desteklenmektedir. Bugün İsrail Meclisinde 13 koltuk sahibi bu parti koalisyon ortağı olarak işlev görmektedir. İşçi Partisi lideri Ehud Barak bir yandan Filistin’de çift devletli çözümü savunurken; diğer yandan Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesini savunan bir isim. Birkaç gün önce yaptığı ziyaret bu anlamda değerlendirebilir.

Likud açılımı

1948 yılında kurulan Herut (daha sonra Likud) Partisi 1977 seçimlerine kadar oldukça sönük kalsa da; bu seçimlerden sonra hızlı bir yükselişe geçmiştir. Bunda Sefaradların ciddi etkisi vardır; çünkü devletin kuruluşundan itibaren üvey evlat muamelesi gören Seferadlar milliyetçi sağa yönelmişler ve 'intikam'larını 1977’deki seçimde Herut’u iktidara taşıyarak almışlardı. Çift devletli çözüme şiddetle karşı çıkan Likud; İsrail’in, Ürdün nehrinin her iki yakasında tarihsel haklarının olduğunu iddia ediyor. Barak’ın bir önceki dönemde, hiçbir zaman tartışılmaya açılmayan ‘Kudüs’ün statüsü’,’Filistinli mülteciler’, ‘nihai sınırlar’ gibi konuları barış için tartışmaya açması, Likud lideri Ariel Şaron’un iktidar gelmesine sebep olmuştu. Şaron’un iktidar gelmesi, Barak’ın barış sürecinde başarısız olması, İkinci İntifida’nın başlaması, Lübnan’daki Hizbullah direnişi, İsrail’de sağın ve milliyetçi dalganın ciddi oranda yükselmesine sebep olmuştu. Likud şu an 27 milletvekiline sahip. İsrail’deki sağ partiler Arap-İsrail barış sürecinin nihai bir çözüme ulaşmasını çok zor gördüklerinden, Türkiye ile iyi ilişkilerin geliştirilmesi taraftarıdırlar.

Pragmatik Şas'lılar

İktidarın diğer bir ortağı olan Şas, 1984'te Sefaradlar tarafından kuruldu. Sefaradların etkisiyle 1977’de Likud’un iktidar olduğunu söylemiştik. Bununla yetinmeyen ultra-Ortodoks Yahudiler tarafından kurulan bu parti oldukça pragmatist bir yapıda. İki ana rakip partinin (İşçi Partisi ve Herut) 1977’den sonra dengeli oy almalarından dolayı koalisyon oluşturabilmek için ikinci ve üçüncü partilere ihtiyaç duymaktadırlar. Bunun yeteri kadar farkında olan Şas gibi partiler, dini anlamda hükümetten taviz kopararak iktidar ortağı olma yönelimine girmektedirler. Bu dönemde de 11 koltuk sahibi Ortodoks Yahudiler kendileri açısından çok önemli sayılan Din Hizmetleri Bakanlığını elde etmişlerdir.

Yahudi Evi Partisi: 3 vekil, 1 bakan

3 milletvekilliği ve bir bakanlığı olan Yahudi Evi Partisi, iktidarın en küçük ortağı durumunda. Parti, dini Siyonistler tarafından oluşturuldu (Dini Siyonizm’in 1930’larda Ortodoks Yahudilik ve Siyonizm’in birleşmesini öngören Ortodoks bir grup haham tarafından oluşturulduğunu söylemiştik.) Bu parti genellikle 'yerleşimci' hakları üzerine yoğunlaşmaktadır. Gerek Şas'ın, gerek Yahudi Evi Partisi'nin, dış politikadan öte iç politikayla ilgilendiklerini ve kapsamlı bir dış politikaya sahip olmadıklarını söyleyebiliriz.

Evimiz İsrail, ''toprak karşılığı barış''a karşı

İktidarın en sert ve en muhalif politikaya sahip ortağı Evimiz İsrail Partisi Knesset’te 15 koltuğa sahip. Türkiye ile yaşanan son krizin sorumlusu olan bu parti, İsrail Yüksek Mahkemesi tarafından ırkçı programı nedeniyle kapatılan Kach Partisi'nin eski üyesi olan Avigdor Liberman tarafından kuruldu. Parti, İsrail’in neredeyse kuruluşundan itibaren bağlı olduğu ‘toprak karşılığı barış’ ilkesine karşı çıkmakta; bunun yerine ‘barış karşılığı barış, toprak karşılığı toprak’ ilkesini savunmaktadır. Ayrıca, Kudüs, Batı Şeria ve Golan Tepelerinde daha fazla yerleşim birimlerinin inşa edilmesi de Parti'nin temel taleplerindendir. İsrail’in homojen bir devlet olmasını şiddetle arzulayan bu parti, İsrail’de yaşayan Arapların bulundukları yerlerin Filistin sınırları içine dahil edilmesini; Kudüs’ün bir bütün olarak, Batı Şeria’nın ise bir kısmıyla İsrail sınırlarına çekilmesini barış için çözüm modeli olarak sunmaktadır. Dini kimliğin geri planda kalmasını ve milli kimliğin yüceltilmesini talep eden Evimiz İsrail Partisi, bu anlamda Şas partisiyle taban tabana zıt bir siyaset izlemektedir. Nitekim 2009 Seçimleri öncesi Şas’ın kurucusu Rabbi Ovadiag Yasef, Evimiz İsrail’in lideri Lieberman için ‘Şeytan’ benzetmesinde bulunmuştu.

Dış politikada oldukça saldırgan bir tutum benimseyen Lieberman, New York Times'a verdiği demeçte şunları söylemişti: ''İlk işimiz, Batı dünyasını İran konusunda sert bir politika benimsemeye ikna etmek olmalıdır. İran ile diyalog yüzde yüz başarısız olacaktır. Biz İsrail olarak İran problemiyle kendi başımıza uğraşmaya hazır olmalıyız. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Yahudi halkının karşı karşıya olduğu en büyük tehdit İran'dır.'' Lieberman, son Gazze saldırısında da çok sert ifadeler kullanmış, İsrail'in HAMAS'a karşı Amerika'nın İkinci Dünya Savaşı sırasında davrandığı gibi davranması gerektiğini ilan etmiş, yani nükleer silah kullanımını ima etmişti.

Taş devrinden füze devrine

Gördüğünüz üzere birbirine benzemez beş partinin oluşturduğu Netanyahu hükümetinin geleceği oldukça sıkıntılı gözükmektedir. Bunun bir örneği olarak, Lieberman'ın senaryosunu yazıp çizdiği ve Ayalon’un başrol oynadığı komik 'alçak kanepe' oyununda, koalisyon ortakları ve muhalefet tarafından değişik yorumlar yapılmıştı. İsrail hükümeti için “Seramik dükkânında boğa gibi değil, akıllıca hareket etmeliydi” diyen ana muhalefet partisi Kadima'nın Konsey Başkanı Haim Ramon, Netanyahu’nun İsrail halkından özür dilemesi gerektiğini söylemişti. Radikal sol eğilime sahip Meretz partisi sözcüsü ise “İsrail’e verilen zararı gidermenin tek yolu Lieberman ve Ayalon’un istifalarıdır” dedi.

Bu olayda bile oldukça farklı düşünen taraflarının bir bütün olarak değerlendirilmesi oldukça zor görünüyor. Fakat hükümetin genelde bir hayli milliyetçi bir eğilime sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bunda İsrail’in Hizbullah tarafından geri püskürtülmesinin, Hakan Albayrak’ın tabiriyle “HAMAS'ın taş devrinden füze devrine geçmesi”nin, Gazze operasyonlarının önemli etkisinin olduğunu belirtmekte fayda var.

İsrail-Türkiye ilişkilerinin genel seyri

1948 yılında İsrail bağımsızlığı ilan ettiğinde İsrail’i ilk tanıyan ülkeler arasında Türkiye de yer almıştır. Osmanlı'nın engizisyon mahkemelerinden kaçan Yahudilere kucak açmasından bu yana Türk-Yahudi ilişkilerinin 1990’ların ortasına kadar mutedil olduğu söyleyebiliriz. 1956’da İsrail’in İngiltere ve Fransa desteğiyle yürüttüğü Süveyş Harekâtı'ndan sonra, Türkiye, İsrail’deki büyükelçisini geri çekmiş fakat diplomatik ilişkilerini sürdürmüştür. 1991 yılında Körfez Savaşı'ndan hemen sonra İsrail ilişkilerini yeniden büyükelçilik düzeyine çıkarmıştır. İlişkiler çok iyi durumda olmasına rağmen Türkiye büyükelçiliğini İsrail’in başkent ilan ettiği Kudüs’e taşımamıştır. 1996 yılında 'Savunma Sanayi Antlaşması'nın imzalanması Türkiye-İsrail ilişkilerini doruğa ulaşmıştır. Bunda 1991’de Madrid’te Arap-İsrail barış sürecinin başlamasının etkisi aşikârdır.

İster sağ olsun, ister sol olsun, İsrail siyasi partileri Türkiye ile iyi ilişkiler sürmesi taraftarıdırlar. Bunun nedeni, olası bir kamplaşma veya sürtüşme durumunda, Türkiye’nin Arap ülkeleri ile ilişkilerinin güçlenmesine sebebiyet verme endişesi olacak ki, ilişkileri mümkün olduğunca sıkı tutmaya çalışmaktadırlar.

YENİ DÖNEM

Türkiye İsrail ilişkileri AK Parti döneminde yeni bir hal aldı. Aslında ilk dönemde Türkiye ile İsrail ilişkilerin olumlu bir seyir izlediğini söyleyebiliriz. AK Parti, bir yandan HAMAS ve Arap ülkeleriyle görüşmeler gerçekleştirirken, diğer yandan İsrail ve Araplar arasında arabulucuk yapma gayreti içindeydi. Bu doğrultuda, Türkiye, İsrail ve Suriye arasındaki barış görüşmelerinde arabulucu oldu. 2009 yılında Türkiye’nin arabulucu olduğu İsrail-Suriye barış görüşmeleri sürerken, İsrail’in Gazze’yi bombalaması Recep Tayyip Erdoğan’ı çileden çıkarmış; Erdoğan’ın İsrail’in devlet terörü uyguladığı söylemesi ilişkileri germişti. Davos’ta Erdoğan’ın ‘One Minute’ çıkışı bu işin tuzu biberi olmuştu.

İsrail Cumhurbaşkanı'nın Erdoğan’ın hışmına uğraması ve buna ilaveten Türkiye’nin, Suriye, Lübnan ve Ürdün gibi ülkelerle vize uygulamasını karşılıklı olarak kaldırması, Liebarman gibi aşırı milliyetçileri azdırmıştı. Liberman, kendince Türkiye’yi cezalandırmak istedi; ancak Türkiye’nin kararlı tutumu nedeniyle geri çekilmek ve özür dilemek durumunda kaldı.

İsrail gibi 'diplomasi şampiyonu' bir ülkenin bu kadar zor durumda kalmasının tarihte sadece bir tek örneği var. O da BM genel kurulunda Siyonizm’in ırkçı bir ideoloji olduğu yönünde karar alınması.

İSRAİL-TÜRKİYE İLİŞKİLERİN GELECEĞİ

AK Parti'nin 2002’den beri kronikleşmiş sorunları çözme gayreti içine girmesi, bir yandan içte demokratik açılım sürecini başlatması, öbür yandan dış politikaya yeni perspektifi getirmesi bazı kesimleri rahatsız etmiş; bunlar Türkiye’de 'eksen kaymasının yaşandığını' dile getirmişler. Hâlbuki, durum eksen kaymasından çok ötede. Ahmed Davutoğlu’nun “Eksenimiz Ankara ekseni, ufkumuz 360 derecedir” sözleri Türkiye’nin yeni dış politikasının çok yönlü olacağının kanıtıdır. Türkiye’nin, bölgenin süper gücü haline gelmesinin olmazsa olmaz koşulu iç ve dış politikada kronikleşmiş sorunları çözmesidir. Noam Chomsky, Türkiye'nin isterse bölgesinde 'önemli bağımsız bir oyuncu' hale gelebileceğini belirtirken, Türkiye'nin 'ABD-İsrail tatbikatı'na katılmayı reddederek 'bağımsız' bir biçimde hareket ettiğini söylemiş; bu doğrultuda hareket edilmesi neticesinde ilk kaybedeni İsrail olduğunu ifade etmiştir.

Dikkate değer bir diğer husus da, Lieberman gibi aşırı milliyetçi birinin Dışişleri Bakanlığı yaptığı sürece İsrail'de herhangi bir yumuşuma trendine geçişin zor olacağıdır. Lieberman'ın özür dilerken bile Türkiye’yi tehdit ettiğini düşünürsek (“Umarım Türkler İsrail’e ve Yahudiler saygılı davranır. Tarih bize başka türlü bir davranışa izin vermeyeceğimizi göstermiştir”) muhtemel bir çekişme durumunda aynı tavrı sürdüreceği açıktır.

OLASI SENARYOLAR

Üç bölüm boyunca, İsrail’in, sanıldığının aksine bir bütün olmadığını; toplumun seküler-dindar, Siyonist-Siyonist olmayan, Yahudi-Arap, sol-sağ gibi gruplar oluşturduğunu ifade etmeye çalıştık. Bu grupların var olmasına karşın, İsrail’i ayakta tutan en önemli faktörün, bizim 'Sevr Sendromu'na benzer bir duygunun İsrail halkına hakim olduğunu düşünüyoruz. Kanaatimize göre, Arap devletlerinin ve İran’ın, dolayısıyla HAMAS ve Hizbullah’ın İsrailliler üzerindeki psikolojik baskısı olmasaydı, İsrail çoktan iki devletli bir yapıya dönüşecekti. Örnek verecek olursak, bundan birkaç ay önce Kudüs Belediyesi Şabat gününde çok katlı otopark açılışı yapmaya karar verdi. Bu kararın uygulanacağı gün Ortodoks Yahudiler otoparkın açılışını protesto etmek için toplandılar. Seküler Yahudiler karşı atağa geçerek Ortodoks Yahudileri protesto etmeye başladılar. Büyüyen olaylar güçlükle engellendi. Takdir edersiniz ki bu ve bunun gibi olaylar (sözgelimi Türkiye ile yaşanan son kriz) İsrail toplumunda kutuplaşmaya ve ciddi sorunların doğmasına sebep olmaktadır. Bu da İsrail'in gelecek dönemde başını ağrıtacak sorunlardan biridir.
Uluslararası arenada, BM Genel Kurulu'nun ve Güvenlik Konseyi'nin aldığı birçok karara uymayan İsrail’e oldukça toleranslı davranıldığı hepimizin bildiği bir gerçektir. Ancak, şu aşamada oldukça zor görünse de, Avrupa ya da özellikle Amerika’nın dış politika tercihlerinde görülecek olası bir değişiklikte (veya başka bir süper gücün ortaya çıkışında) İsrail’in 'toz duman' olacağı ortadadır.

Bir diğer husus olarak şunu belirtmeliyiz ki, Arap-İsrail savaşlarındaki başarısı, İsrail’in ‘yenilmez'liğinden değil, Arap ordularının kokuşmuşluğundan kaynaklanmıştır. Arap devletlerinin hemen hemen hepsinin belli bir grup veya kişi tarafından yöneltildiğini, halk ve devlet arasında derin uçurumlar olduğunu, liderlerin kendi pozisyonlarını korumak için insanları işkence çarklarından geçirdiklerini, bunun da insanların kendi devletlerine sadakat göstermemelerine sebep olduğunu ifade etmekte fayda var. Kendi halklarına oldukça sert olan bu liderler, kimi zaman kasa masa altından İsrail ile işbirliği yapmakta ve Batı'dan destek almaktadırlar. Bu uyuşukluk evresinin bitmesi ihtimalinde, halkın kendi iktidarını belirlemesi gibi durumlar oluşursa, İsrail’in o zaman Arap-İsrail savaşlarında ne kadar 'yenilmez' olduğu ortaya çıkacaktır.

  • Ümmet Coğrafyası
  • Muhammed Berdibek yazıları
  • yorum yap >giriş/kayıt
  • yazıcı sayfası
  • Rastgele Yazı
  • gönder

Türk İsrail ilişkileri

Cabülka — Pzt, 15/02/2010 - 18:39

Türk İsrail ilişkileri “eskisi gibi sıkı” olmayacak. Başbakan bir tabuyu yıktı, her taiım aştından çıkan İsrail, büyük israil vs. gibi şişmiş balonu öyle bir patlattı ki şimdi herkses İsrail'in o kadar da büyük olmadığını düşünmeye başladı. zaten büyük değildi. Zaten İsrail korku ve yalan üzerine politika inşa ederek ayakta durmaya çalışıyordu. Zaten İsrail en ufak bir sendelemede göçecek bir viraneydi. Gölgeler büyük görünür. Başbakan ışıkla bitirdi işi.

  • yorum yap >giriş/kayıt

Benzer Yazılar

  • Pakistan Ağlıyor
  • Gazze'de Bir İşgal Yaşanıyor!
  • Ticaretin Ofsayt Golü
  • "Bir tek Muhsin Yazıcıoğlu yoktu"
  • Ümmet'e Dair - 1

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız
  • Fotografhane
  • Kategoriler
  • İzlence

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeni Üyeler

Şu an 0 üye ve 2 misafir çevrimiçi.

  • Furkan Yazıcı
  • Nezihe Eylül
  • Ercan Olaş
  • adem gülsoy
  • Çetin Yeşil

Son Yorumlar

  • "Bayram bir çocuğun kalbine
    20 sa. 18 dk. önce
  • Ramazan'dan ayrılırken sevinç
    22 sa. 12 dk. önce
  • El öpenleriniz çok olsun,el
    1 gün 9 sa. önce
  • bayram.....
    1 gün 11 sa. önce
  • bayramlar bayram olsa keşke
    1 gün 11 sa. önce
  • Bayram
    1 gün 12 sa. önce
  • Ramazan'a tekrar kavuşmak
    1 gün 13 sa. önce
  • Sessiz/-im/-iz/-siniz
    1 gün 21 sa. önce
  • "uyanış"
    2 gün 11 sa. önce
  • Vadi Şenleniyor,yaşasın...
    3 gün 11 sa. önce

Anket

Asla Vazgeçmem...:

Fotografhane'den

Yalnız ve Yaşlı

Rastgele

  • İçerik
  • İzlence

  • Dengeler Adına - Hakan Albayrak
  • "Haklarınızı helal ediyor musunuz?"
  • Nevruz Türküsü -Kardeş Türküler
  • Sana,Bana,Vatanıma,Ülkemin İnsanlarına Dair / ERDEM BEYAZIT
  • Cemal Süreya-8.10 Vapuru

Gözdeler

Bugün:

  • Bayramınız Kutlu Olsun
  • Gül Kokulu Aşk
  • Tebrik

Son görüntülenme:

  • Ayrılık Gemilerini Yaktım
  • Aliya Sen Olmasaydın
  • Bahane

Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010
Gizlilik ve kullanım şartları I Künye

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim

@ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.