Hem İsyankâr Hem De Uysal Bir Mütefekkir: Nurettin Topçu
Salih Furkan — Cts, 05/06/2010 - 08:38
“İnanmak, ummak ve sevmek gibi saadet yoktur” bakışını idealizme dönüştüren yakın tarihimizin en aksiyoner filozofudur Nurettin Topçu. Kendisinin, Avrupa’da “Hareket Felsefesi” nin kurucusu Fransız filozofu Maurice Blondel ile tanışması onun belki de fikir hayatında dönüm noktası olmuştur. Bu felsefe kendini aşma felsefesidir. İnsana özgü hareket, aynı zamanda ona hak ettiği değeri kazandırır. Eylemi olmayanın imanı da, fikriyatı da, ideali de olamaz.
Onun hayat felsefesi “insan için insandır.” İnsanın maksadı insanın kendisidir. Kısaca önce “kendini tanı!”. Hareket adamı, idealine gideceği yol üzerindeki her türlü fitneyi aşabilen imanlı adamdır. Topçu, duvarlar arasında konuşan teorisyen bir münevver değildi. Tam tersi hayatında idealist insanın örneklerini bizzat verendi. “Kırk sene öğretmenlik yaptım, mabede nasıl girdimse sınıfa da öyle girdim.” ifadesi ideal insanın en güzel tipi olsa gerek.
Maurice Blondel, Sezgici Bergson ve müsteşrik Luis Massignon hazretin en çok etkilendiği mütefekkirler oldu. Bizde ise onu en hararetle iştahlandıran ve belki de ona hareketin ruhunu veren Mehmet Akif’tir. Akif’in yaşamı ve Safahat’ı onu derinden vurmuştur.1
I. Dünya Savaşı’nın son demlerinde oluşan fikir akımlarına karşı bir tepki olarak “Anadoluculuk” hareketinin başlatıcılarından oldu. Bu belki bir öze dönüş, belki de kültürel bir izahattı. Ne olursa olsun ilk kurulan TBMM, bu açıdan bize bir fikir sağlamalıdır. Anadolu’yu anlayamayan, ülke sorunlarının kökenini de algılayamaz.
Hareket, hürriyetin ve ahlâkın temelidir. Hareketi basit bir reflex ya da kaba bir içgüdüye indirerek değil sosyolojik ve faydacı bir anlayış olarak benimsemeliyiz. İnsan kendini ve eşyayı hareket ederek tanır. Hareket etmeyen insanın ahlâkından ve hürriyetinden söz etmeye kalkışırsak, nice uluları idam eden, cellatların da statüko içinde yüce ahlâkından söz etmeliyiz. Tam tersine bu hareketin içerisinde hem isyan var hem de uysallık.
Eylemle hayat bulan ahlâk nedir? Ahlâk bilginin üstündedir. İyinin gerçekleşmesini sağlayan şey iyilik fikri değildir. Sırf fikir olarak vazife fikri, insanı harekete geçirmede yetersizdir. Gerçeği düşünmek eylemdir, her türlü somut amacın yetersizliğini kavrayan, bir bakıma onunla güçlenen ve bize önümüzdeki çukuru gösteren, çukuru aşma olanağını da sağlayan eylem.2
Topçu’nun savunduğu sosyalizm zamanın yanlış tasavvuru bir kenara bırakıldığında, ahlâkî açıdan herkesin sorumlu olduğu bir anlayışın ürünüdür. Burada pozitivist (Marksçı) bir sosyalizmden söz etmiyoruz. Hal böyle olunca hazreti en çok din adamları ve zenginler tenkit etmiştir. O cebinde üç şey barındırdı: Hürmet, merhamet ve hizmet. Ondan korkulmasının belki de en büyük nedeni kucağındaki toplumu Anadolucu bir tarzda anlamaya çalışırken, üst kesimin sözcülüğünü yapmamasıydı. Çünkü böyle bir adamın üniversitede ders vermesine set koyulmasını başka türlü anlayamayız.
İslâm da Allah’a teslimiyetin soylu bir uysallığını taşırken, aynı zamanda her türlü zincire isyan hareketinin oluşturulmasıdır. Bu açıdan İslâm, Batının çok kafa yorarak ele aldığı konuları içinde barındıran en yüce idealdir. Gerçekten de, en büyük anarşist Müslümanlar, olmalıdır.
Bazılarının işaret ettiği küllî irade ve cüz’i irade kavramları yeniden ele alınmalıdır. Ele alınırken de Topçu’nun işaret ettiği izden gidilebilir. İnsanlığın yükselişi, ilahi iradeye iştirake götüren yolda ilerleyiştir. Hakikat yolunda ilerlemek harekettir. Olduğu yerde beklemenin meşru bir eylem olduğunu savunsaydık, Allah’ın sözünde işaretini bulan “öyle bir azaptan korkun ki içinizden yalnızca zulmedenlere dokunmakla kalmaz…” ifadesini yok saymamız gerekirdi. Allah’a şükürde, tevekkülde, tevbede ve her türlü sığınmada eylemin izlerini görürüz. Sabır cilası harekete sürülen en parlak ciladır. Tevbe ederken yanlış yaptığının farkında oluş ve olumsuzu tekrar etmeme hem uysallık kanadını hem de kişinin kendi ahlak nizamını oluşturur. Dahası kişi tevekkülden önce kavgasını vermiştir. Dolayısıyla, İslâm zamana ve mekâna sığdırılamaz, kişinin her hücresinde hissettiği, tüm kâinatın hareket alanıdır.
Hani derler ya “bana ahlâk dersi mi veriyorsun?” Tam adresi Nurettin Topçu olmuştur. Hayatında öğretmenlik rütbesi dışında bir unvanı kabul etmeyen bu insanı selamlıyoruz. Bu hareketin üzerinden kendine ve yanı başındaki her şeye ahlâk mayasıyla isyan edenlerden olmayı kaderimiz kabul ediyoruz.
1- Hüseyin KARAMAN, Nurettin Topçu, İstanbul 2010, s. 39-41.
2- Fırat Mollaer, Anadolu Sosyalizmine Bir Katkı: Nurettin Topçu Üzerine Yazılar, İstanbul 2007, s. 39.
- Salih Furkan yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- yazıcı sayfası
- Rastgele Yazı
- gönder

laurent mignon, "nurettin
Halid Aslan — Paz, 06/06/2010 - 21:41laurent mignon, "nurettin topçu özel sayisinin ardindan birkaç düşünce", hece, sayi 112, nisan 2006
http://www.hece.com.tr/112.%c3%b6zel2.htm
- firat mollaer, " nurettin topçu janus’u üzerine ya da bir eleştiri üzerine", hece, sayi 113, mayis 2006
http://www.hece.com.tr/113.ozel3.htm
- laurent mignon, "nurettin topçu hakkinda birkaç söz daha", hece, sayi 118, ekim 2006
http://www.hece.com.tr/118.ozel2.htm
"... ahlakta iradeyi bu
Münekkid — Paz, 06/06/2010 - 21:36"... ahlakta iradeyi bu kelime (isyan) ile ifade edeceğiz. onu şiddetli bulanlar ve asileri bozguncu sayanlar çoktur. birçokları asi ve şaki kelimelerini aynı manada kullanmaktan hoşlandılar. bunlar hayat rüyalarının bozulmasından korkanlardır. bu "cemiyet hayranları"nın ahlakta son sözleri, beldenin kanunlarına itaat ve veya cemiyet nizamına uymaktır... bunlar düşünmezler ki, eğer bir nizamın muhafazası ahlakın gayesi olsaydı, ilk cemiyetin hayat nizamını bugüne kadar muhafaza etmemiz lazım gelecekti. onların tekamül kelimesi ile ifade etmek istedikleri bütün yaratıcilıklar, mevcut nizamın ötesine geçen iradelerin eseridir; ve bu irade, mevcut nizam içindeki bütün imkanları kullanıp her zaman menfaat ve ihtiraslarının tatminine koşan insanlığa karşı gelerek, yani isyan ederek yeni ve daima daha üstün nizamlar yarata yarata allah'a doğru ilerlemektedir... yeni yeni cemiyet nizamını yaratanlar, nefslere çevrilen tüketici hareketlere isyan ettiler. nefslerindeki lezzetlerin düşkünleri ise bu asilerin hareketlerinde kendi huzur ve rahatları için en büyük tehlikeyi görerek onlara engel oldular; takip ve itham ettiler. halkı kendi sefaletlerinden kurtarmak isteyen kahramanları, cemaat her devirde ateşe veya darağacına yollamaktan hoşlandı. lakin bu da bu asilerin birinden ötekine geçen sonsuz kuvveti artırmaktan başka birşeye yaramadı.
insanlığın en gerçek hürriyet abideleri, kurulmuş darağaçlarıdır..."