Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Editör yazıları

Okuduklarım - 6

Editör — Salı, 03/08/2004 - 23:00

ERDEM VE MUTLULUK (Man for Himself: An Inquiry into the pyschology of Ethics) Erich FROMM Çeviren: Ayda Yörükan, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2. Baskı, 1994

Bu kitap birçok bakımdan Özürlükten Kaçış’ın bir devamıdır; ben o kitabımda çağdaş insanın kendinden ve kendi özgürlüğünden kaçması problemini incelemeye çalıştım; bu kitabımda ise insanın kendi benliğini ve kendi imkanlarını gerçekleştirmesini sağlayan normlar, değerler ve ahlak problemi üzerinde duracağım.3

Gurur ve iyimserlik havası son birkaç yüzyıl içinde Batı kültürünün belirgin bir özelliği haline gelmiştir: İnsanın, tabiatı anlamak ve ona egemen olmak için kullandığı bir araç olarak akıldan duyduğu gurur ile insanlığın en fazla bel bağladığı umutların gerçekleşmesi, en çok sayıda insanın en büyük mutluluğa ulaşması konusundaki iyimserlik…11

Aklı sayesinde insan öyle bir maddi dünya yaratmıştır ki, bu dünyanın gerçekliği hayallerin, peri masallarındaki önsezilerin ve ütopyaların bile çok ötesine ulaşmıştır.12

Çağdaş insan, kendini yine de tedirgin ve gitgide daha şaşkın hissetmektedir. Çalışıp çabalamakta, ama yaptığı işlerin boşluğunu belli belirsiz bir şekilde fark etmektedir. Madde üzerindeki gücü arttıkça, özel hayatında ve toplum içerisinde kendini güçsüz hissetmeye başlamıştır. Tabiata egemen olmak için yeni yeni ve daha iyi araçlar yarattıkça, bu araçların karmakarışık ağına düşmüş ve onlara anlam kazandıran biricik gayeyi-yani kendisini-gözden kaçırmıştır. Tabiatın efendisi oldukça, kendi elleriyle yapmış olduğu makinenin kölesi haline gelmiştir. Madde konusundaki tüm bilgisine rağmen, insan varlığının en önemli ve temel soruları konusunda bilgisizdir: İnsan nedir, nasıl yaşamak zorundadır, insanın içindeki çok büyük güçler nasıl serbest bırakılabilir ve verimli bir şekilde nasıl kullanılabilir?12

İnsanın çağdaş bunalımı bizi Aydınlanma Çağının umutlarından ve fikirlerinden vazgeçmeye götürmüştür.12

Aydınlanma fikirleri, insana, sağlam ahlak normları koyabilmek için bir yol gösterici olarak akla güvenebileceğini ve iyiyi-kötüyü bilebilmek için ne Tanrı vergisi bir sezgiye ne de kilise otoritesine ihtiyaç duymaksızın kendine güvenebileceğini öğretmişti… İnsan anlı ve bağımsızlığı konusundaki gittikçe artan şüpheler ahlaki bir karışıklık yaratmış, böylece insan hem aklın hem de Tanrı vergisi bir sezginin önderliğinden yoksun kalmıştır. Bunun sonucu olarak da değer yargılarının ve ahlak normlarının yalnızca bir zevk sorunu olduğunu ve bu alanda objektif olarak geçer olan bir şeyin söylenemeyeceğini öne süren rölativist bir anlayış önem kazanmıştır. Ama insan, değerler ve davranış normları olmadan yaşayamayacağına göre, bu rölativizm onu akıldışı değer sistemleri için kolayca yakalanan bir av haline getirmiştir..13

Psikanaliz, psikolojiyi bir tabiat bilimi olarak kurmaya teşebbüs ettiği sırada, onu felsefe ve ahlak problemlerinden yoksun bırakma gibi bir hataya düşmüştür. İnsana bir bütün olarak bakmadıkça, onu bir bütün olarak görmedikçe insan kişiliğinin anlaşılamayacağı gerçeğini kavrayamamıştır. Şüphesiz insanı bir bütün halinde anlamak demek, insanın varoluş problemine, varoluşun anlamına bir cevap aramayı ve insanın yaşarken uymak zorunda olduğu normların neler olduğunu bilmeyi de gerektirir.15

Değerleri ve ahlaki çatışmaların tabiatı hakkında yeterli bir bilgiye sahip olmadıkça, insanı ve insanlarda görülen heyecan ve zihin bozukluklarını anlamamız mümkün değildir.15

Çağdaş toplum, mutluluk, bireysellik ve kişisel menfaat üzerinde bu kadar durduğu halde, insana hayatının amacının mutluluk değil, görevini yerine getirmek ya da başarı kazanmak olduğunu öğretmiştir. Para, saygınlık ve güç kazanma isteği, hem insanı bir şeyler yapmaya götüren bir kuvvet_bir itici güç_ hem de insan hayatının amacı olmuştur. İnsan yaptığı işlerin kişisel menfaatine uygun olduğu yanılgısı ile hareket ettiği halde, gerçek benliğinin menfaatleri dışında her ne varsa ona hizmet etmekten başka bir şey yapmış değildir. Kendi hayatı ve yaşama sanatı dışında her şey onun için önemlidir. Varlığı kendisi için değil, kendisinin dışında kalan her şey içindir.30

İnsan köleliğe ayak uydurabilir, ama buna karşı, düşünce ve ahlakla ilgili niteliklerinin zayıflaması ile tepki gösterir; karşılıklı bir güvensizlik ve düşmanlıkla belirlenmiş bir kültüre uyabilir, ama böyle bir uyma onun zayıflaması ve verimliliğini yitirmesi ile sonuçlanır.34

İnsanın gerçekten kendisi olabilmesi için ne yapması gerektiğini gösteren ve böylece ona iyinin ne olduğunu öğreten akıl olmakla birlikte, erdeme ulaşmanın yolu insanın kendi güçlerini etkin bir biçimde kullanmış olmasıdır.39

“Bir insan olmak,
benim için,
başka insanlarla paylaştığım şeydir.
Görmek, işitmek,
Yemek yemek ve su içmek
Bütün hayvanlar gibi
Benim de yaptığım şeylerdir.
Ama benim ‘ben’ olmam
Yalnızca benimdir
Ve başka hiç kimseye değil,
Bir meleğe de değil
Ve Tanrı ile birleşmediğim sürece
Tanrıya da değil
Bana aittir. (Master Eckhart, Fragments). 57

Tek bir insan… Hem kendisidir, hem de ‘hepsi’dir; kendi özellikleri olan bir bireydir ve bu anlamda tektir, biriciktir ama aynı zamanda insan soyunun bütün ayırt edici niteliklerini kendinde toplamaktadır.57

Varoluşla ilgili en temel çatallaşma hayatla ölüm arasında olanıdır. Ölmek zorunda oluşumuz, insan için, değiştirilemeyen bir gerçektir. İnsan bu gerçeği bilir ve işte bu bilgi onun hayatını derin bir şekilde etkiler.61

Her insan, insani imkanlarının tümünü kendinde taşıdığı halde, hayat süresinin kısalığı, en elverişli şartlar altında bile, bu imkanların tam olarak gerçekleşmesine fırsat vermez.61

İnsan tek başınadır, ama aynı zamanda başkaları ile ilişkisi olan bir yaratıktır. İnsan biricik, tek bir varlık olduğu ve başka hiç kimseyle aynı olmadığı için yalnızdır ve kendisinin apayrı bir varlık olduğunu fark etmektedir.62

İnsan, panige kapılmaksızın gerçekle yüz yüze gelebilirse, kendi güçlerini geliştirerek ve yaratıcı bir şekilde yaşayarak, kendi hayatına vermiş olduğu anlamın dışında, hayatın başka bir anlamı olmadığını anlayacaktır.64

Tüm yaşantısı ‘ailesine saplanıp kalma’ ile belirlenmiş olan ve bağımsız bir şekilde hareket edemeyen bir kimse, gerçekte, ilkel toplumlarda rastlandığı gibi, atalara tapan bir insandan başka bir şey değildir.69

Bir şeye yönelme ve kendini bir şeye adama sistemine duyulan ihtiyaç, insan varlığının ayrılmaz bir parçası olduğu için, bu ihtiyacın şiddetini anlamak güç değildir. Gerçekten de insanda bundan daha güçlü bir enerji kaynağı yoktur.69

İnsan ‘ideallere’ sahip olma ya da olmama arasında bir seçme yapacak kadar özgür değildir.69

Kişilik derken, tek bir bireyin ayırt edici niteliği olan, onu tek ve biricik hale getiren kazanılmış ve kalıtımla geçen ruhsal özelliklerin tümünü anlıyorum.70

Mizaç tepki biçimi ile ilgilidir, yapısaldır ve değişmez; karakter ise daha çok insanın yaşantıları ile, özellikle ilk çocukluk günlerindeki yaşantıları ile oluşmuştur; gerçeği kavramak ve yeni yaşantılar edinmekle bir dereceye kadar değişebilir.72

Karakter, bir insana yalnızca tutarlı ve ‘akla uygun’ bir biçimde hareket etme imkanını vermekle kalmaz; aynı zamanda, o insanın topluma uyması için gereken temeli de sağlar.81

Karakter Tipleri:
1-Alıcı yöneliş: Bir insan ‘her türlü iyi şeyin kaynağı’nın kendisinin dışında olduğunu hisseder ve ister maddi bir şey olsun, ister sevgi, aşk, bilgi ya da zevk olsun, istediği şeyi elde etmenin yolunun onu bu dış kaynaktan almak olduğuna inanır. Bu yönelişte sevgi problemi, sevmek değil de, yalnızca sevilmektir… Bu gibi kimselerin ayırt edici niteliği kendi başlarına en ufak bir çaba gösterecek yerde, ihtiyaç duydukları bilgiyi kendilerine verecek birini bulmaktır.82-83 Bu tiplerin görünüşü genellikle iyimser ve dostçadır.84

2-Sömürücü yöneliş: İlkeleri şudur: En tatlı olan meyveler çalınmış olanlardır.85

3-Biriktirici yöneliş:Bu insanlar dış dünyadan yeni bir şey alabileceklerine pek inanmazlar. Hatıralara özel bir bağlılık gösterirler. Her şeyi bilirler ama hiçbir şey ortaya koyamazlar ve yaratıcı bir şekilde düşünemezler. Eşyaların yerinden oynamasına, yerli yerinde olmamasına katlanamaz ve onları otomatik olarak tekrar yerine koyar. Kendi sınırlarının dışında kalan şeylerin tehlikeli ve ‘kirli’ olduğunu hisseder. Saplantıya varan bir dakikliği vardır. En çok değer verdikleri şeyler düzen ve güvendir.

4-Pazarlama yönelişi: Çağdaş insan kendini hem satıcı, hem de pazarda satılacak bir mal olarak gördüğü için, kendine vermiş olduğu değer kendi elinde olmayan şartlara bağlıdır… Başarılı ise değerlidir, başarısız ise değersizdir… Bir insan kendi değerinin, her şeyden önce, sahip olduğu insani niteliklere değil de, şartları hiç durmadan değişen yarışmalı bir pazardaki başarısına bağlı olduğunu hissediyorsa, kendine verdiği değer çarçabuk sarsılacak ve hiç durmadan başkalarının onayına ihtiyaç duyacaktır.93

5-Yaratıcı yöneliş: Yaratıcılık, insanın kendine özgü imkanlarını gerçekleştirmesi, kendi güçlerini kullanmasıdır.109

İnsanlar birine ‘aşık’ oldukları zaman, sevdiklerini hissederler ve birine sahip çıkmalarını da ‘sevgi’ olarak nitelerler. Ğerçekten de, sevmekten daha kolay hiçbir şeyin olmadığına, bütün güçlüğün sevilecek objeyi bulmak olduğuna ve sevgi alanındaki mutsuzluklarının, kendilerine uygun bir eş bulma imkanını veremeyen kötü talihlerinden ileri geldiğine inanırlar. Oysa kendimizi inandırmak istediğimiz bütün bu karışık düşüncelere rağmen, sevgi çok özel bir duygudur; ve her insanda sevme yeteneği bulunmakla birlikte, sevginin gerçekleşebilmesi en güç başarılarımızdan biridir. Gerçek sevgi, köklerini yaratıcılıktan alır, bunun için de ona ‘yaratıcı sevgi’ demek uygun olur.121

Zeka, insanı bir takım pratik gayelere ulaştıracak bir araçtır; amacı, nesneleri kullanabilmek için gerekli olan bilgiye ulaşmak, onların bazı görünüşlerini ışığa çıkarmaktır.125

Sevgi insanın kendisiyle ve başkalarıyla yaratıcı bir ilişki kurması demektir.134

Calvin kendi kendimizin sahibi değiliz der.146

Kant’a göre başkalarının mutluluğunu istemek bir erdemdir; ama insanın kendi mutluluğunu istemesinin ahlakla ilgisi yoktur. Çünkü insan tabiatının ulaşmak için çaba harcadığı bir şeydir bu; tabii bir çabanın ise olumlu bir ahlaki değeri olamaz.148

Kant, insan tabiatında doğuştan gelen bir kötülük eğilimi olduğu noktası üzerinde durur.149

Stirner ve Nietzsche, başkalarına karşı duyulan sevgiyi bir zayıflık ve kendini feda ediş olarak görmüşler ve suçlamışlar, kendini düşünmeyi, bencilliği ve kendini sevmeyi bir erdem olarak kabul etmişlerdir.150

Nietzsche de sevgiyi ve özgeciliği bir zayıflık ve kendini inkar etme olarak görmüş ve suçlamıştır. Nietzsche’ye göre sevginin peşinde koşmak, istedikleri şeylere ulaşabilmek için savaşma gücü olmayan ve bu yüzden onları sevgi yoluyla elde etmeye çalışan kölelere özgü bir şeydir.151

Nietzsche’nin karşı çıktığı sevgi, insanın kuvvetinden değil, zayıflığından kaynaklanan sevgidir.”Başkalarını sevmeniz, kendinizi yeterince sevmediğiniz içindir. Kendinizden kaçıp başkalarına sığınıyorsunuz ve bu nedenle bunu bir erdem haline getirmek istiyorsunuz.”153

Bencil insanların başkalarını sevemedikleri doğrudur, ama onlar kendilerini de sevemezler.159

Çağdaş insan kendini inkar etme ilkesine göre yaşadığı halde, kendi menfaatini göz önünde tutacak şekilde düşünmeye başlamıştır. Kendi menfaatinden yana hareket ettiğine inanmakta, oysa aslında paraya ve başarı kazanmaya büyük bir ilgi duymaktadır; en önemli insani imkanlarının gerçekleşemeden kaldığını ve kendisi için en iyi olduğu öne sürülen şeyin peşinden koşarken kendi benliğini yitirdiğini görememektedir.163

Bir Pazar ekonomisi içerisinde yaşayan insan kendini bir mal olarak görmektedir. Tıpkı herhangi bir malı satan kimsenin satmak istediği şeyden kopması gibi o da kendinden kopmuştur.165

Yaptıkları her şey kendilerine boş gelen insanların sayısı gittikçe artmaktadır.168

İnsanın ‘vicdanıma göre hareket edeceğim’ demesinden daha büyük bir gururla söyleyebileceği hiçbir şey yoktur…. Vicdan olmasaydı, insan soyu gelişme sürecinin tehlikeli akışı içerisinde çoktan batağa saplanmış olurdu.170

Gerçekte başkalarına ya da kendimize karşı gösterdiğimiz zalimce ya da ilgisiz davranışların hemen hepsi vicdanın emri olarak rasyonalize edilmekte, böylece vicdanımızı yatıştırabilmek için yine vicdanın gücünden yararlanmamız mümkün olmaktadır.171

Kutsal kitap’ta Kabil’in suçunu ve cezalandırılmasını anlatan hikaye, insanın en çok korktuğu şeyin ceza değil, bir yana itilme olduğu gerçeğinin klasik bir örneğini vermektedir.176

Bizim otoriter-olmayan kültürümüzde bile, ana-babaların hayatta elden kaçırmış oldukları fırsatları telafi edebilmek için çocuklarının ‘bu amaca hizmet etmelerini’ bekledikleri görülüyor. Ana-babalar hayatta başarılı olamamışlarsa, çocuklarının aracılığı ile tatmin olabilsinler diye, çocuklarının başarılı olması gerekir.183

Her nevrozun temelinde, akıldışı bir otoriteye karşı açılan savaşta çocuğun yenilgisinin bıraktığı yara izleri vardır.187

İnsanın kendi sesine kulak vermesi çok güçtür, çünkü bu sanat çağdaş insanda seyrek olarak rastladığımız başka bir yeteneği gerektirir; kendisiyle yalnız başına kalabilmek… Gerçekten de yalnız kalmaktan çok korkarız; kendimizle yalnız kalmaktansa en değersiz, hatta en hoşlanmadığımız kimselerin yanında olmayı, en anlamsız şeylerle uğraşmayı tercih ederiz; kendimizle karşılaşmaktan ürker gibiyiz. 191

Ölmek çok acı bir şeydir, ama yaşamadan ölmek zorunda olduğumuzu düşünmek katlanılmaz bir şeydir.192

İnsan tabii olarak başka insanların kendisini beğenmesini, onaylamasını ister; bu yüzden de düşüncelerinde, duygularında ve hareketlerinde kültürel kalıplardan ayrılmaktan korkar. Bu akıldışı beğenilmeme korkusunun nedenlerinden biri, bilinçdışı bir suçluluk duygusudur.194

Bir sapıklık olarak masochism, acı çekme isteğinin bilinçli olduğu bir cinsel uyarım ve tatminle ilgilidir. Manevi masochism ise, ruhsal bakımdan incitilmek, küçük düşürülmek ve zorba davranışlarla karşılaşmak için gösterilen bir çabadır.210

Bir çok sadist insan, başkalarını küçük düşmüş bir durumda görmetkten zevk duyduğunu içtenlikle inkar edecektir. Ama rüyalarının ve serbest çağrışımlarının analizi, bilinçdışı bir zevkin varlığını açığa vurur.211

Acı ve mutsuzluk da bilinçdışı olabilir…. Bir insan, istemiş olduğu kadar başarılı olamadığı için, sağlığı bozuk olduğu için, ya da hayatındaki bazı dış etkenler yüzünden kendini mutsuz hissedebilir; ama mutsuzluğunun temel nedeni, yaratıcılıktan yoksun oluşu, hayatının boşluğu, sevme yeteneksizliği, ya da onu mutsuz kılan başka bir takım iç yetersizliklerdir. Mutsuzluğunu rasyonalize eder ve böylece gerçek nedenini fark etmez.211

İnsan, organizmanın normal fizyolojik ihtiyaçlarına bağlı olacak yerde, endişe ve ruh çöküntüsünü yatıştırmak için duyulan ruhsal ihtiyaçlardan ileri gelen şiddetli bir açlık hissine de kapılmış olabilir. İçmek için duyulan ihtiyacın, çoğu zaman susuzluktan değil, ruhsal şartlardan kaynaklandığı çok iyi bilinmektedir. Şiddetli bir cinsel istek de fizyolojik ihtiyaçlardan değil, ruhsal ihtiyaçlardan ileri gelmiş olabilir. Kendi değerini kendine kanıtlamak, ne kadar karşı-konulmaz bir insan olduğunu başkalarına göstermek, ya da cinsel bakımdan ‘sahip olma’ yolu ile başkalarına egemen olmak için şiddetli bir ihtiyaç duyan güvensiz bir insan, şiddetli cinsel isteklere kolayca kendini kaptırabilir ve bu isteklerini tatmin edemezse acı veren bir gerginlik duyabilir.215

Bedenin gerçekleşmeyen ihtiyaçları gerginlik yaratır.217

Tatminin temelinde bir yoksunluk ve eksiklik hali vardır.217

İki insan arasındaki en yakın ilişkiyi dile getiren, aynı zamanda her birinin kişilik bütünlüğünün olduğu gibi korunduğu yaratıcı sevgi ise bir bolluk olayıdır ve böyle bir sevgi duyabilme yeteneği insan olarak olgunlaşmış olmanın kanıtıdır.219

Çağdaş hayatın en belirgin psikolojik özelliklerinden biri, belli amaçlara götüren araçlardan başka bir şey olmayan etkinliklerin gitgide kendi başına bir amaç haline gelmeleri; kendi başına amaç olan şeylerin ise gerçek olmayan, silik bir anlam kazanmalarıdır.225

İnanç, ruhun olumlu bulduğu şeyleri kabul etmektir; inançsızlık ise onları inkar etmektir. (Emerson)227

Bugünkü inanç yokluğu derin bir şaşkınlığın ve umutsuzluğun belirtisidir.228

Çağdaş şüphenin tipik şekli, her şeyin mümkün olduğunu, hiçbir şeyin belli olmadığını dile getiren bir kayıtsızlık tavrıdır.231

Akıldışı inanç birine ya da bir şeye karşı duyulan bağnaz bir inançtır ve köklerini kişisel olmayan akıldışı bir otoriteye boyun eğmekten alır.235

Akla uygun bir hayalin doğuşundan bir kuramın ortaya atılmasına varıncaya kadar, her basamakta, inanç zorunludur.236

Bir insana inanmanın başka bir anlamı, başkalarının, kendimizin ve insanlığın sahip olduğu imkanlara duyulan inançla ilgilidir. Bu inancın en ilkel şekli, annenin yeni doğan bebeğine duyduğu inançtır.237

İnsanın hayattaki başlıca görevi, kendi kendisini yaratmak, kendi güçlerini ve imkanlarını gerçekleştirmektir. Çabalarının en önemli ürünü kendi kişiliğidir.269

Bizim ahlak problemimiz insanın kendisine karşı duyduğu kayıtsızlıkla ilgilidir.282

İyilik de kötülük de kendi başına ya da bir alınyazısına bağlı olarak gerçekleşen şeyler değildir. Karar, insana bırakılmıştır. Bu karar, insanın kendisini, kendi hayatını ve mutluluğunu ciddi bir şekilde ele alma yeteneğine bağlıdır; kendisinin ve içerisinde yaşadığı toplumun ahlaki problemi ile yüz yüze gelme isteğine bağlıdır. ‘KENDİSİ’ olma ve ‘KENDİSİ İÇİN’ olma cesaretini göstermesine bağlıdır.284

  • Tanıtılanlar
  • Editör yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Ümmet Coğrafyası Gelişi Güzel Reyhan Ümidlere Dair Hakikat Hikayet Şiir Makamı Hüzün Alanı Gül Kokusu Yürek Yarası Zamana Dair Hay Sızı Berceste Söz Ola Kişilere Dair Hür Tefekkürün Kaleleri Tefekkür Gülü Gülle Tartarlar İçe Dönüş Tanıtılanlar Kara Kalem Yazıları Haberdar Kimdir Nicedir Düş Vakitleri Güncel Gonca
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 0 üye ve 0 misafir çevrimiçi.
  • H.Hicran Kaya
  • mavro
  • yusuf özkara
  • fatih
  • Serâzad Oruç

Duyuru - Etkinlik

-Minare Dergi 2
  • - Az Edebiyat Dergisi'nin 2. Sayısı Çıktı
  • - Rihle Dergisi'nin 3. Sayısı
  • - Yirmiikinci Tasavvur!
  • - Zemheri Edebiyat 6. sayısıyla okurla buluştu!
  • - filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - Yankı Bir Dedi
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Sayha'ya nasıl ulaştınız?:

    Son yorumlar

    • Kahve bir değerdir,
      6 sa. 23 dk. önce
    • Hoş bulduk
      6 sa. 34 dk. önce
    • Teşekkür ederim öncelikle.
      6 sa. 43 dk. önce
    • Kahvehaneler her ne kadar
      6 sa. 47 dk. önce
    • Teşekkür ederim. O nezih
      6 sa. 54 dk. önce
    • Düş Vakitleri hepimizin
      7 sa. 5 dk. önce
    • radyoda duydum.
      7 sa. 6 dk. önce
    • Matbu dergi olmasını
      7 sa. 16 dk. önce
    • Tarihçi Talat Beyin Gömleği
      7 sa. 25 dk. önce
    • Tesadüf
      7 sa. 34 dk. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Kara Tane
    • Bahane
    • Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerinde İnsan ve İnsan Psikolojisi

    Bilgi

    Kitap

    Bülent Akyürek - İçinizdeki Öküze Oha Deyin

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim