"Değirmene Giren" Misali...
M.Nuri Bingöl — Paz, 20/04/2008 - 20:16
Çok defa yaşamışızdır. Yapılması “zaruri” bir mesele neticeye bağlanacaksa, o yolda çekilecek sıkıntı, ya da –moda deyişle- “gerginliğe” aldırış etmeyiz. Neden? Çünkü o mesele şöyle ya da böyle, mutlaka halledilmelidir de ondan.
Molla Kasım’lığa gerek yok. Oradan buradan nakillerle kimseyi uğraştırmak istemeyiz. Hele bugünlerde?.. Baharın tadını çıkarmak, tabiatın bağrında “tefekkür” seyahatleri yapmak dururken.
Yine de aklımıza takılmadan etmiyor atalarsözü. “Değirmende un, iyice yun.”
Bilinir; un elde etmek için, eğer değirmene girmek gerekiyorsa, kirlenmeyi, una kepeğe belenmeyi göze almak her babayiğidin değil ama “er” babayiğidin harcı. Böyle bir “zahmetin” sonu ne olacak peki?..
Fırından çıkarılan “çıtır çıtır” ekmeğin “kemal-i afiyetle” bünyemize katılması, “şükür” mekanizması “dil” ile telezzüz etmesi. Böyle bir “netaic” için, o yorgunluğu çekmeye değmez mi? “Emek olmadan yemek olmaz.” Sözü de , “her hal” bunun için denmiş olmalı.
“Fıtratı müteheyyic olan insanın rahatı sa’y ve cidaldedir.” diyor Üstad. Beyan cihanşümul bir “cadde-i kübra”. Bugün de değil, 1960’lardan sonra istenenin “zekatının zekatı” dahi pek çok düğümü çözmeye yeterdi.
Molla Kasım’lığa gerek yok. Oradan buradan nakillerle kimseyi uğraştırmak istemeyiz. Hele bugünlerde?.. Baharın tadını çıkarmak, tabiatın bağrında “tefekkür” seyahatleri yapmak dururken.
İnsan şaşmadan ve “garip garip” düşüncelere takılmadan edemiyor. “Armut piş, ağzıma düş.” galatı, herkesin olsa bile, “fıtratı müteheyyic olması” gereken bizlerden fersah fersah ırak olmalıydı.
Hele “değirmene” girmeyi göze alan insanlara, - hele o giriş kapıdan olmuşsa, yani müspetse- o “mukaddimeye” ferasetsizlik demenin mantığını ben bulamıyorum.
“Dun-himmetli” itabı –belki de- bunlar için yapılmıştır. Çokların üzerinde sırıtan böylesi bir sıfattan “azade” iklimler, çoğumuzu kendine çekmeli.
Molla Kasım’lığa gerek yok. Oradan buradan nakillerle kimseyi uğraştırmak istemeyiz. Hele bugünlerde?.. Baharın tadını çıkarmak, tabiatın bağrında “tefekkür” seyahatleri yapmak dururken.
Dostumun biri bu tip “hamiyyetsiz”lere “culluk Kafalı” deyince garipserdim eskiden. Benzetmesinin sebebini de bu yüzden sormuştum. Anlattı:
“ Çocukluğumun köy günlerinde , hindi sürüsü gütmeyi sevenlerden öğrenmiştim. Sığır sürüsü bile kolaylıkla bir araya gelir, geç de dağılırdı. Ama hindiler, mahalli dille culluklar hiçbir zaman öyle değildir. onları derleyip toplamak, bir araya getirmek için epey uğraşmak gerekir. Topladıktan sonra da , etraflarına iki üç mısır tanesi saçarsan, kısa zamanda da dağıtırsın onları.
Tekrar, topla toplayabilirsen...”
Bunu sadece “dun-himetlilere” misal olsun diye mi demişti? Şimdi tam hatırlayamyorum, ama belki... Yalnız bu benzetmeyi her düşündüğümde “ittihad-ı hakiki” içinde olamadığından, “uhuvvet-i hakikiye”yi belli bir çevreye sığıştırmaya kalkıp, temel “eserlere” de – bu şekilde- bühtan eden nefisleri hatırlıyorum.
Yine de Molla Kasım’lığa gerek yok. Oradan buradan nakillerle kimseyi uğraştırmak istemeyiz. Hele bugünlerde?.. Baharın tadını çıkarmak, tabiatın bağrında “tefekkür” seyahatleri yapmak dururken.
Not: Bu satırları, belli bir düşünceyi kastederek, “eğer şunu yapmasalardı, başlarına bu gelmezdi.” Diyen kimi dostlarıma ithaf ediyorum. O yaptıkları eğer göstermeleri gereken bir tavırsa, öylesi bir fedakarlığı göze aldıklarından, takdir yerine tekdir gösterenlere ne ad verilir, düşünülsün!
- M.Nuri Bingöl yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Son yorumlar
7 sa. 57 dk. önce
8 sa. 7 dk. önce
8 sa. 17 dk. önce
8 sa. 20 dk. önce
8 sa. 28 dk. önce
8 sa. 38 dk. önce
8 sa. 40 dk. önce
8 sa. 49 dk. önce
8 sa. 58 dk. önce
9 sa. 8 dk. önce