Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Osman Nuri Öz yazıları

Hakimiyetten Egemenliğe Sürüklenen Hegemonya Cumhuriyeti!..

Osman Nuri Öz — Paz, 27/04/2008 - 04:53

(Hakimiyet yani ki Egemenlik sözün bir adım ötesinde Hegemonya bilâ kayd-u şart Milletinmiş!)

Yazıya başlamadan önce böyle bir tespiti, dünyada en az hak eden bir milletin üzerine yüz yıllardır en çok söz söylenen hakimiyetini derin tefekkürler neticesinde kendi ağzımdan dillendirme isteğimden kaynaklandığını belirtmeden geçemeyeceğimi esefle beyan etmeliyim. Zira bizler, bu toprakların keşf-i kadim memurları, kim ne derse desin hakimiyetin fikirlerde olduğuna inandık, en az karamsar ifadeyle inandırıldık kime ne…

Hakimiyet dedikleri ağızlarda çokca dolaşan keven sakızı suretinde bir şeydir zannımca. Amma söz üstadlarımız modern zamanlarımıza yetişemedikleri için, şöyle ki, onların devrinde henüz kavramların içi boşaltılmadığından hakimiyeti; hüküm koyma, hüküm verme yetkisi anlamlarıyla eşleştirmişlerdir. Batı’nın bir türlü batmayan üstadları ise meseleyi kendilerince genel olarak şu şekilde tanımlarlar: J. Bodin’e göre hakimiyet, yurttaşlar ve uyruklar üzerinde yasayla kısıtlanmamış en yüksek iktidardır. (Kendi cümlesini çözmeye çalışan bir düşünür ifadesi var yüzümde) J. J. Rousseau’ya göre genel iradenin uygulanması, İbn-i Haldun’a göre de, sahibinin gücü üzerinde bir gücün bulunmaması anlamındadır. Bu itibarla İbn-i Haldun’u kendime biraz daha yakın hissettiğimden midir nedir bilemiyorum tanımını kendime biraz daha yakın buldum. (Bu arada AB’ye girecek miyiz girmeyecek miyiz tartışmalarının ortasında şunlar aklıma geldi; İbn-i Haldunumuz, Mevlanamız, Yunusumuz… biz de kalsın da nereye girersek girelim son tahlilde)

Çağdaş, modern, ötekileştirme askerleri veya anladınız siz onları, hukukçular ise - ufak tefek farklılıklar bir yana bırakılacak olursa - kısaca şöyle tarif etmeye çalışırlar bahsi geçen keven sakızını: “Aslî ve en yüksek kumanda ehliyet ve yetkisi.”

Biraz ciddileşmekte fayda var.

Üstad Mevdudi’ye göre ise hakimiyet: “Siyaset biliminde bu terim; en yüksek iktidar ve mutlak iktidar anlamında kullanılır. Her hangi bir kimse ya da topluluğun hakimiyeti elinde tutmasından maksat şudur: Onun her hükmü kanun mahiyetini taşır ve kanun olur. Böyle bir kimse ülkesinde yaşayan fertlerin üzerinde hükümlerini yürütür ve sınırsız tercih ve yetkilerin sahibi olur.”
Bize, yani doğuya ait olmayan ‘Egemenlik’ kavramı üzerine üç beş kelam etmek gerekirse söze Avrupa’dan başlamak yerinde olacaktır. Ortaçağ Avrupası’nın büyük bir bölümünde, kaynağını kralla vassalleri veya vassallerle diğer yerel güç odakları arasındaki sözleşmelerden alan feodal ilişkiler egemendi. Bunun yanı sıra, çeşitli derecelerde bağımsız olan şehirler, köy birlikleri, federasyonlar, ortak yönetim alanları vb. mevcuttu. Ayrıca bazı yönleriyle krala bağlı, bazı yönlerden tamamen bağımsız olan Kilise de önemli bir siyasi güçtü.

Modern krallıkların ortaya çıkmasıyla birlikte, Devlet'i Devlet yapan temel hak ve yetkilerin tanımlanması sorunu ortaya çıktı. Fransız hukukçu Jean Bodin (1530-1596) modern egemenlik kuramının kurucusu sayılır. 1576'da yayımladığı Les six livres de la république (Devlet'e Dair Altı Kitap) adlı eserde Bodin egemenliği “Devlet'in mutlak ve kalıcı gücü” olarak tanımladı. “Mutlak”, egemenliğin bölünemeyeceği ve paylaşılamayacağı anlamındaydı (ancak bu mutlaklık sadece kamu hakları alanındaydı ve bireyin özel haklarına tecavüz edemiyordu). “Kalıcı” olması ise bu gücün hükümdarın ölümü ile sona ermediği ve bireylerden bağımsız olduğunu gösteriyordu. Egemenlik belirtilerinin bir bölümünü hükümdar şahsen kullanabilir, bir bölümünü memurlarına ve kurumlara kullandırabilirdi. Ancak egemenliğin kendisi devredilemezdi.

17. yüzyılda Hollandalı hukukçu Hugo Grotius (1583-1645) modern devletler hukukunun ilkelerini egemenlik kavramıyla temellendirdi. 1648 Westfalya Barışı ile, egemen devletlerin hukuki eşitliği ilkesi modern Avrupa devletler sisteminin temeli olarak benimsendi. 17. ve 18. yüzyıllarda Hobbes, Locke, Montesquieu, Rousseau gibi düşünürler egemenlik hakkının felsefi ve analitik temelleri üzerinde günümüze dek etkili olan düşünceler ürettiler.

Charles de Montesquieu (1689-1755), 1745'te yayımladığı Esprit des Lois (Kanunların Ruhu) adlı eserinde, egemenliğin üç uygulama alanını birbirinden ayırarak, yasama, yürütme ve yargı erklerinin dengelenmesinin önemine değindi. 1789'da kabul edilen ABD Anayasası, Montesquieu'nün görüşlerinin etkisiyle, yasama, yürütme ve yargının mükemmel denge içinde olacağı bir Devlet düzeni tasarladı. Söz meclisten dışarı ABD’nin dünyanın her tarafında demokrasi, halkların egemenliği adına halihazırdaki jandarmalığı bana öyle geliyor ki kendi oluşturduğu bahsi geçen mükemmel dengeyi hiçbir yerde inşa etmemeyi sağlamak. Yani adiyattan demokrasi oluşsun ama kaynağını doğu-batı sentezinden alan anlayış hiçbir yere hakim olmasın. Hani ne demiştik başta asıl hakimiyet fikirlerin hakimiyetidir. Büyük bir orman olan yeryüzünde geçerli olan kanuna göre de güçlünün haklılığı yasası vardır?.

Klasik dönem düşünürlerinin hemen hepsinde egemenliğin nihai kaynağı olarak halkın iradesi gösterilir. Roma hukukundaki omnis imperium ex populo ilkesi bu düşüncenin kaynağıdır. Devletin bir “Toplum Sözleşmesi” ile kurulduğu görüşü de aynı düşünceyi ifade eder. Ancak ilk kaynağı halk olan egemenliğin nasıl ve ne ölçüde hükümdara aktarıldığı, sınırlarının ne olduğu, o sınırlar aşıldığı zaman hangi tedbirlere başvurulacağı, egemenlik aktarımından sonra halkta hangi bakiye güçlerin kaldığı, tartışma konuları olarak kalır. Günümüz Türkiye’sinde de hala tartışılmakta. Egemenlik halkın olmasına halkın da halkın kendine vekil tayin ettiği kişilerin egemenliğidir asıl sorun olan. Egemenliği halka dayandıran görüşle demokrasi fikri ilk kez 19. yüzyılda bağdaştırılmaya başlamış ve bu fikir ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında genel kabul görmüştür.

Türkiye'de milli egemenlik fikri ilk kez, padişahın cülusunda “anayasaya riayet ve vatana ve millete sadakat” yemini etmesini zorunlu kılan 3 Ağustos 1909 tarihli Kanun-ı Esasi (anayasa) değişikliğiyle gündeme geldi. 1876 Anayasası’nda hükümranlık hakkının temelleri tanımlanmamış, sadece bu hakkın “eski usul gereğince” Osmanlı hanedanından bir kimse tarafından kullanılacağı belirtilmişti. 1909 Anayasa değişikliğiyle hükümranlık hakkı vatan ve millete sadakat koşuluna bağlanıyor, “vatan ve milletin” anayasa yoluyla ifade bulan üstünlüğü teyit ediliyordu.

Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi’ nin 20 Ocak 1921'de kabul ettiği Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’ nun birinci maddesi, “Hakimiyet bila kayd ü şart milletindir” (egemenlik koşulsuz ve sınırsız olarak ulusundur) ilkesini ilan ederek radikal bir adım attı.

Bu ilke, öncelikle padişaha ve onun şahsında somutlaşan geleneksel güçler dengesine verilmiş bir cevaptı. “Milleti” temsil ettiği kabul edilen Meclis'in, kendi dışında hiçbir güç ve irade tanımadığı bildiriliyordu.

Egemenlik ilkesi, aynı zamanda, Meclis'in gücünün hiçbir sınır tanımadığını da ifade ediyordu. Nitekim aynı Meclis bundan birkaç ay önce çıkardığı Hıyanet-i Vataniye Kanunu ile kendi yasallığına yönelik her türlü muhalefeti vatana ihanet sayarak ölümle cezalandırmış; Aralık 1920'de kurduğu İstiklal Mahkemeleri'ne ise, herhangi bir hukuki prosedüre bağlı olmaksızın Meclis adına tek celsede ölüm cezası verme yetkisini tanımıştı. Bu anlamda “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sloganı demokratik bir anlayıştan çok, bir tür Meclis diktatörlüğü düşüncesini yansıtıyordu. Zaten bizim anlayışımıza göre hakimiyet ilkesi hiçbir şekilde diktatörlük ihtiva etmez. Öyle ise bu durum daha Osmanlı’nın son döneminde diktatörlük içeren bir anlayışa bürünmüştür. Sözüm ona şimdilerde devlette, değil meclis diktatörlüğünü azınlık? diktatörlüğü kurmaya çalışanlar var. İsmi lazım olmayan bir parti din de bizim devlette bizim siz kimsiniz deme ayıbını kamuoyu önünde hatta kamusal alanlarda söyleme cesaretini nereden bulduğu başka türlü nasıl izah edilebilir.
Hegemonya ise, Yunanca “hegemonia” kelimesinden gelmektedir. Bir sistem içerisindeki bir elemanın diğerlerinden üstün, baskın olduğunu belirtir. Marksist teoride daha teknik ve has olarak kullanılmıştır. Hegemonya kelimesini eserlerinde ilk defa kullanan Antonio Gramsci’ de baskın sınıfın boyun eğenlerinin izniyle gücü kazanması olarak bahsedilmiştir. Zoraki bir yönetim olmayan hegemonya daha çok burjuvazi değerlerine göre işleyen kültürel ve ideolojik bir metot olarak anlaşılır. Politik ve ekonomik boyutu vardır.

Şimdi halimizi arza mecalimiz kalmadan bir kanun teklifi yapılabilir: hakimiyet milletin olsun, egemenlik meclisin olsun, hegemonya da güçlünün veya köşe başlarındakilerin… Nasıl olsa hepsi millet, nasıl olsa hepsi aynı anlama geliyor…

  • Kara Kalem Yazıları
  • Osman Nuri Öz yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Düş Vakitleri Zamana Dair Ümidlere Dair Tefekkür Berceste Gülü Gülle Tartarlar Haberdar Kara Kalem Yazıları Şiir Makamı Hüzün Alanı İçe Dönüş Yürek Yarası Reyhan Gelişi Güzel Ümmet Coğrafyası Gül Kokusu Hür Tefekkürün Kaleleri Kişilere Dair Kimdir Nicedir Hay Sızı Söz Ola Hakikat Hikayet Gonca Tanıtılanlar Güncel
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 0 üye ve 2 misafir çevrimiçi.
  • H.Hicran Kaya
  • mavro
  • yusuf özkara
  • fatih
  • Serâzad Oruç

Duyuru - Etkinlik

-Minare Dergi 2
  • - Az Edebiyat Dergisi'nin 2. Sayısı Çıktı
  • - Rihle Dergisi'nin 3. Sayısı
  • - Yirmiikinci Tasavvur!
  • - Zemheri Edebiyat 6. sayısıyla okurla buluştu!
  • - filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - Yankı Bir Dedi
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Sayha'ya nasıl ulaştınız?:

    Son yorumlar

    • Kahve bir değerdir,
      10 sa. 55 dk. önce
    • Hoş bulduk
      11 sa. 5 dk. önce
    • Teşekkür ederim öncelikle.
      11 sa. 15 dk. önce
    • Kahvehaneler her ne kadar
      11 sa. 18 dk. önce
    • Teşekkür ederim. O nezih
      11 sa. 26 dk. önce
    • Düş Vakitleri hepimizin
      11 sa. 36 dk. önce
    • radyoda duydum.
      11 sa. 38 dk. önce
    • Matbu dergi olmasını
      11 sa. 47 dk. önce
    • Tarihçi Talat Beyin Gömleği
      11 sa. 57 dk. önce
    • Tesadüf
      12 sa. 6 dk. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Kara Tane
    • Bahane
    • Sayha'ya nasıl ulaştınız?

    Bilgi

    Kitap

    Bülent Akyürek - İçinizdeki Öküze Oha Deyin

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim