Mimarlar Aranıyor!
Fatih Mutlu — Paz, 11/05/2008 - 06:33
Kayseri’deyim. Düpedüz bir Selçuklu şehrinde. Şehrin orta yerinde, meydanda kendi etrafımda dönüyorum. İşte Sahabiye Medresesi. Zarif kapısı ve çeşmesiyle Kayseri’yi koruyor. Diğer medreselerin aksine ne müzeleştirilmiş, ne de incik boncuk mekânı olmuş; içerideki herkes kitap okuyor. Dönüyorum. Hunat Külliyesi. Devasa bir mühür. Bir yanda medresesi, ortada camii, hemen yanında hamamı. Az daha dönüyorum. Halid bin Velid’ce fethedilen Kayseri Kalesi. Hatırı sayılır bir kısmı küçümsenip ortadan kaldırılsa da şehri merkezleştirmeye devam ediyor. Kafamı çeviriyorum. Büyük Bürüngüz Camii. Henüz çok yeni ama o aldığım enfes kokuya tesir etmiyor bu. Dönmeye devam ediyorum. Nihayet Kurşunlu Camii. “Kayserili” Sinan’ın Kayseri’ye attığı tek [sembolik] imza. Dua ediyorum. Tam “Allah’ım; kendi etrafımda dönüşü az ya da çok tamamladım sayılır” diyecekken vurgunu yiyorum. Turumun finalinde, güm güm atan şehrin kalbinde canavarca yükselen bir bina görüyorum. Yüzbin katlı, milyon odalı, “milenyum” boyalı modern zamanlar otellerinden biri şehre kusuyor adeta. Ümidim her dem taze ama moralim fena halde bozuluyor. Bir kez daha dua ediyorum.
ULUSAL YIKIM, ULUSAL KIYIM
Ne Kayseri yegâne şehirdir bu vurguna sebep, ne de Hilton yegâne vurguncu. Konya’ya gidiyorum mesela. “İslami holdingler” şehir mimarisini katletme yarışında, kule üstüne kule dikiyor, büyüklük taslıyorlar kâinata. Önce Hilton’ken sonra Rixos olan bir başka korkunç kule şehrin bir ucunda. Üniversite yıllarında, o zamanın popüler filmi Yüzüklerin Efendisi’nden ilhamla “iki kule” derdik bunlara. Zaten şehrin görüntüsüne yaptıkları, Orthanc ve Barad-dur’unkilerden farksız. Ulus’un göbeğinde kan donduran Kiler, İstanbul da zaten katliamın başşehri. Dünya dönüyor.
İlim ve irfan, bilgi ve hikmet, tabi ki zarafet ve tabi ki estetik yuvaları olması gereken üniversiteler bile sığlıkta zirveye oynuyor. Cehalet midir, ironi midir bilinmez, kampüslerdeki en berbat binalar mimarlık fakültelerine ait [bu noktada Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinin yeni ve muhteşem binasını son kale/kurtarılmış bölge olarak selamladığımı belirtmeliyim.] Sivrildikçe sivrilen köşeleriyle iç karartıcı binalar, “büyük Türk düşünürleri”nin birbirinin kopyası heykelleri [heykel de nedir?], kümbet taklidi saçma yapılar, sırf yeşillik olsun diye dam üstündeki saksağan gibi dikilmiş ağaçlar, olur olmaz göze batan reklâm panoları, acayip kere acayip anıtlar. Mimari bir devrimin pilot bölgesi olacak üniversiteler Devletin elinde “yükselmekten” hiç rahatsız değil anlayacağınız.
Köyler bile kendinden geçmiş durumda. Köydeki evini artık yazlık olarak kullanmaya başlayan “şehirli” ya da “Alamancı” köyde en fazla iki katlı evlerin olmasını hiç dikkate almıyor. Evvelce köyde dikilmiş evlerin camını, penceresini, damını, kapısını hiç umursamıyor. Çoğusu mimarların ne iş yaptığından habersiz. Çoğusu kendi kendinin mimarı. Üç katlı, tuhaf balkonlu; dışarıya sarkan garajlarıyla köydeki evler de “ihtişam” kaynağı haline geldi. Birkaç yıl evvel Güneysulu hemşehrilerine “köydeki evlerinizi yeniliyorsunuz; yahu gözünüzü seveyim şu dokuya uygun binalar yapın, bozmayın buranın havasını” diyen Recep Tayip Erdoğan’a köylüsünün verdiği “sen ne yaptın ya? Gelip villa kondurmadın mı köyün ortasına?” cevabı köylerdeki bu çarpık durumu ortaya koyuyor.
Dünyanın hangi medeniyeti köşelere bu kadar önem vermiştir, cevapsız. Fakat 80 yılda geçirdiğimiz travma neticesinde en küçük köyünden en büyük şehrine kadar köşelere emanet ettik mimariyi. Alabildiğine simetrik, alabildiğine yüksek, alabildiğine garip boyalı binalarla medeniyeti yok saydık. Son 80 yılda hiçbir mimar yekdiğerinden bütünüyle farklı bir eser koymadı ortaya [acele etmeyin; “o” konuya geleceğim.] Hiçbir hükümet mimari estetiğe ve şehir çehresine azami ihtimam gösteren politikalar üret[e]medi. Çekilen onlarca belgesel, Osmanlı ya da Selçuklu mimarisini söylemden ileri gitmeyen “şanlı medeniyetimiz” propagandasıyla öylece gösterdi sadece; hiçbiri bundan yola çıkarak mimari bir öze dönüş önermedi. Mimarları belediye başkanı yaptık, en büyük fantezileri Özgürlük Anıtı’na nazire etmek oldu. Belediye başkanı olamayan mimarlarsa müteahhitlerin gözetiminde harakiri yaptılar.
Peki, bu ne kadar daha sürecek? İlelebet? Mümkün değil. Mümkün olmamalı.
MİMARLAR ARANIYOR!
Pilot bölgeler tespit edilecek. Yepyeni şehir planları çizilecek buralarda. Kamu binalarının, özel binaların, dahası camilerin ne şekilde olmaları gerektiği bu planla tayin edilecek. Hangi çiçek nereye ekilecek, hangi ağaç nereye dikilecek, metro, tramvay bir şehir için ne demektir tane tane anlatılacak. Bunlar olurken periferide devam eden mevcut çarpıklıklar, restorasyon çekinceleri ortadan kaldırılacak. İlk örnek yenişehirler cümle âleme hem parmak ısırtacak, hem de gıpta ettirecek. Belki müteahhit ya da devlet tahakkümünden hiç rahatsız olmayan mimarlar, sanatçılar tahrik olacak bundan; onlar da bu mübarek kasıtla hareket etmeye başlayacaklar. Yeni dergiler çıkacak piyasaya. Muhteşem mirasa vitrinden değil, içindeymişiz gibi bakmamızı telkin edecek bunlar. Hatta bu hususta o kadar bağnaz olacaklar ki, tesis etmeye çalıştığımız bu estetik anlayışını “faşistçe” savunacak, “diktatörce” telkin edecek. Yapılamaz mı? Yapılır; iman eder gibi inanıyorum buna.
Belediyelere meydan okuyacak adamlara ihtiyacımız var. Devleti kıyasıya eleştirecek mimarları bekliyoruz. Her şeyin başına ahlakı koymamız gerektiğini yüksek sesle tekrar edecek sanat tarihçilerini arıyor gözlerimiz. Gerektiğinde çıkıp basın toplantısı düzenleyecek, gerektiğinde bir köşe yazısıyla beyinleri afallatacak, kalplere by-pass yapacak, zihniyetleri şoke edecek. Devleti, devletçileri, müteahhitleri, hatta Osmanlıcıları kendilerine çekidüzen vermeleri hususunda uyaracak gözükara estetik dostlarını arıyoruz. Ortadoğu’nun, Balkanların, Mağrib’in şarkısının bizim şarkımız olduğunu on kere, yüz kere, bin kere hatırlatacak mimarlar nerede?
Yok mu? Elbette ki var; iman eder gibi inanıyorum buna.
Hala mimarlık fakültelerinde okuyan çocuklar var. Sanat tarihini, sanat tarihini sevdiği için öğrenenler var. Kayseri Lisesinde, Konya Lisesinde yetişen, yüksek tavanlara meftun, hayalgücü uçsuz, eşsiz öğrenciler geliyor. Tüm bunların yanında küresel kapitalizmle, kitlesel metamorfozla, büyük buhran safsatasıyla çarpışmayı göze almış, bunu bir 21 yaş fantezisinden ileri götürmeyi başarmış adamlar var. Onlar da bu mimari faciayla yakından ilgililer. Tek endişemizse bu iki grubun; mimariye ve mimarisine özen gösteren henüz gençlerle, mimari ve mimarisi için endişe eden henüz adamların bir araya gelip gelemeyeceği endişesi. Bir araya gelemezler mi? Öyle bir gelirler ki; iman eder gibi inanıyorum buna.
Hatta, Nasrallah gibi konuşayım:
Şaka yapmıyorum. O mail adresini süs olsun diye yazmıyoruz oraya.
- Fatih Mutlu yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Kıbrıs'ta operasyon tamamdır inşallah!
Fatih Mutlu — Cts, 17/05/2008 - 08:50Birkaç saatliğine Lefkoşa'daydım. Tek kelimelik bir mimari izlenim edinecek kadar gezdim şehri. İtiraf edeyim, çarpıldım!
En yüksek bina 3 katlı; tek tük zaten. Geri kalanlar ya iki katlı, ya tek katlı.
Evler bahçeli. Nar, limon, erik, kayısı... Ne ararsanız var bahçelerde.
Kaldırımlar yola sıfır neredeyse.
İnsanın yürüyesi geliyor, boydan boya. Şehir, kendisine bakmamızı telkin ediyor.
Yunan mirası mıdır, İngiliz dayatması mıdır, yoksa Osmanlı alışkanlığı mıdır, öğrenecek kadar vaktim olmadı.
Lakin gördüğüm manzara beni mest etmeye yetti.
Kıbrıs'a gidip ''Yanmış, yıkılmış, mahvolmuş'' diyenlerin aksine, ben ''Kıbrıs operasyonu %49 tamamdır inşallah!'' diyorum.
Dışı dai içi de beni yaksın, bunları sonra konuşuruz.
Ancak, mekan planında Kıbrıs bizimdir, amenna!
yeşilada islam cumhuriyeti
Cesur Küçük — Çar, 21/05/2008 - 17:02sevgili fatih acaba "yeşilada islam cumhuriyeti" 'ni kurmak için her şey elverişli mi kıbrıs'ta. "ellerin ellerin ve parmakların bir nar çiçeğini eziyor gibi" diyerek yürüdün mü nar bahçelerinde.
Hayır, ''Yeşilada İslam
Fatih Mutlu — Per, 22/05/2008 - 10:37Hayır, ''Yeşilada İslam Cumhuriyeti'' için söylemedim; ''Kıbrıs'tan ümidi kesmek için hiçbir sebep yok'' demeye getiriyorum:
''Kıbrıs hakkında ileri geri konuşan herkes bundan böyle düşmanımdır.''
...gibi.
Fatih Mutlu bizi Kıbrıs'a
Halid Aslan — Per, 22/05/2008 - 19:23Fatih Mutlu bizi Kıbrıs'a götür... Gerçi şimdi sıcaklar başladı ama olsun... Kıbrıs, Kıbrıs.
evet kıbrıs'a gidelim
Cesur Küçük — Cum, 23/05/2008 - 08:20bizi kıbrıs'a götür. eskad'da çay içelim. bahçelerden çağla aşıralım. trafikte ezilme tehlikesi yaşayalım.
fatih mutlu bizi kıbrıs'a götür.
korkum odur ki şehirleri
Halid Aslan — Pzt, 12/05/2008 - 17:04korkum odur ki şehirleri gerek tabii hava sirkülasyonu, su kaynakları, gerek miras kalmış eski yapıların yıkımı ve çok katlı telaşesi ile tamamen elden kaçırıp "banliyo" denilen ucubelere hicret edecegiz. Gidişat bunu gösteriyor. şehirlerin intikamı korkunç olacak. hissediliyor bu. lütfen depremlere bakınız... hava kirliliğine, kalabalığa..
yazarımızın belirttiği hususa gelince "estetik" hayatımızın bütün alanlarından kuduz köpek gibi kovalandı. bir gül yetiştirmenin zarafetini bile bilmiyor, tadmıyor şehrin insanı. geniş, yatayına mimari örnekler maliyet hırsızları tarafından çok kata tebdil edildi. evet, bari çok kat olsa da mimari bir estetikle olsa der hale geldik.
ümit edelim, bulalım mimarlarımızı..