Eskidendi, Çok Eskiden...
Selman Ertaş — Pzt, 08/10/2007 - 23:00
(Dışarısı güzdü)
Çocuk o gün ilk kez gidecek başka bir yeri olmadığı için soluğu Cadde’de alan yüzlerce insandan biriydi. Kendisini en huzurlu ve hüzünlü hissettiği yerdeydi. Cadde’deydi. Susacak kadar korkak, hatırlamayacak kadar unutmuş adımlarla başladı.
Cadde kentte hatırı sayılır bir yerdeydi. Hiçbir menderese sahip olmayan bir Cadde nasıl da bir çocuğun içerisinde menderesler çizerdi? Hiçbir sapağa sapmadan yol alındığında ucu bucağı görünmeyen bozkırlara, üç-beş haneli köylere, yolları bozuk kasabalara, kentlere ve hatta uzak ülkelere ulaşabilirdi. Başını hafifçe kaldırdığında apartman bacalarından fışkıran kirli dumanların arasındaki kent surlarını belli belirsiz görebiliyordu.
Çocuk, kent ile arasında olan ibrişim bağı koparmadan yaşardı. Dervişlerin yapayalnız, dağ bayır gezip şiirler söylediği bir çağda yaşamıyordu elbet. Bu kentte en suskun adımlarla sokak sokak gezmek alışkanlık halini almıştı. Attığı adımların sonunda kaldırımın bitişiyle sendelemesi sonunda almıştı bu duyguyu. Böyle zamanlarda Cadde’de kendisinden başka insanların da olduğunu fark edebiliyordu. Onu dervişlerden ayıran en belirli özellikte buydu.
Nihayet Cadde’nin en sevdiği yerindeydi, okulun önündeydi. Eksik bir şeyler var gibiydi. Ne zaman okula baksa hayatında çok kez rastladığı o vurdumduymaz, o fırtınalı izlerini bulurdu duvarlarda. Ne de olsa tam on bir yıl geçmişti bu okulun önünden. Zamanın bir tutam ot gibi yandığı onbir yıl… Nasıl geçmişti?
Unutmak bazı iç hesaplaşmalarımız sonucunda aklımızdakileri karanlıkta bırakmak gibiydi. Ya çevreden zaman zaman gelen loş ışıklar? İnsan her şeyi unutabilir miydi? Unutmak mümkündü. Lekesiz bir zihin, acılarından onarılmış. İç ölmelerden sonra solmuş yapraklar üzerindeki ayak izleri tek yaşam belirtisi... Şairin şiirinden ibaretti unutmak: -’Unutmak ölümlüdür, sanki hiç ölmedik!’’
Dışarısı güzdü. İğne atsa yere düşecek kadar kalabalıktı. İnsanlara baktı. Herkes kendince hızlı adımlarla gidiyordu. Ve kimsenin duyamayacağı bir iç konuşmayla sordu: -’Hiç avucunuz size ait olmayan bir gözyaşıyla ıslandı mı? -’ Gülümsedi ve çok geçmeden yine bir iç sesle cevapladı: ‘Anılarınız ne kadar fazla ise o kadar ağır adımlarla yürürdünüz’’
Dışarısı güzdü. Gün yavaş yavaş üzerine deviriyordu göçünü. Çocuk uyandığında; ayaklarına örttüğü battaniye yere düşmüş ve yaktığı sigara çoktan sönmüştü. Üşüyordu. Güncesi masada açık, öylece duruyordu ve üzerinde bahardan kalma kelebek ölüsü. Kısık sesli açık kalan radyoda çalan parça bilincinin yerine gelmesine yardımcı olmuştu… -’Hani herkes arkadaş / Hani oyunlar sürerken / Hani çerçeveler boş / Hani körkütük sarhoş gençliğimizden / Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken / Eskidendi, eskidendi, çok eskiden… ’ (Sezen Aksu)
- Selman Ertaş yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Son yorumlar
14 sa. 58 dk. önce
15 sa. 25 dk. önce
15 sa. 36 dk. önce
15 sa. 43 dk. önce
15 sa. 48 dk. önce
18 sa. 6 dk. önce
1 gün 6 sa. önce
1 gün 19 sa. önce
1 gün 20 sa. önce
1 gün 20 sa. önce