Ayrıksı Sarı Gül Dalı
Gülden Aras — Pzt, 07/07/2008 - 00:00
Bazı ayrılıklar çok acılı bazısı çok hüzünlü oluyor. İstemeden ayrılmak zorunda kalmak her şeyden beter. Ama hep sevgili değildir ayrılık denince akla gelen. Bazen bir şehirden, evlattan , anneden , bir kediden, kuştan hatta bir elbiseden bile ayrılmak zorunda kalabiliyor insan. Şartların zorladığı ayrılıkların dışında bir de tek taraflı gidişler de var ki buna da terk edilmek deniyor. Ayrılıp gidenin geride bıraktığı neylesin? Biraz ağlasın ,biraz üzülsün, biraz unutamasın belki hastalansın acıdan. Bir zaman sonra hastalıklara da alışsın. Çok zaman sonra her şeye alıştığının farkına varsın ama bir tek ayrılığa alışamadığını anlasın.İşte o zaman baktığı her şeyde ayrıksı sarı güller görsün. Çünkü ayrılığın ifadesidir sarı gül. Ayrıksılığı ; ayrılıktan kalma hırçınlıktan . Nedensiz ve umutsuz ayrılığın yarattığı kırgınlıktan.
İçimde ayrıksı bir sarı gül açıldı.
Gülün sarılığını benden başka kim duyumsayabilir şimdi.Değil mi ki benim içimde,gözlerimin uykusuzluğunda, belki de kalbimin derinliğinde açıldı?Sarıca,mimozalardan beter , ayrıksı bir sarı gül dalı...
Her şeye ve herkese aykırı değil ama olabilecek olmanın sarılığında.Tüm sözlerin olabildiğince rahat söylenmesi ve bu söylemin ardında durabilmenin keyfi.Sarı güllerin ardında durmanın ve güllerin kökü olmanın.Ayrıksılığın…
Tüm hatlar kopabilir.Sevdiğim ve kaybedince de bir ömür boyu sevebileceğim insanların karşısında bile çoğu zaman,ayrıksı bir sarı gül dalı… Bu rengin vereceği ayrılığın,ne yaşatacağı bilinmez dalgalanmaların, kendimi kötü hissedişlerin, pişmanlıkların mı peşindeyim ki inadına böylesi ayrıksı sarı gül dalı? O pişmanlıklar ,o ayrılıklar ,o kaybedişler ,o ağlamalar bana neyi getirebilir ki bendeki bu ısrarlı ayrıksı sarı gül dalı?
Ömrümün dolambaçlı yolları ,hayalleri ,umutları ,belirsizlikleri ; olmazsa daha neler neler uğruna böyle isyankar ayrıksı sarı gül dalı...
Her şeyin ve herkesin şaşırtabildiği kadar kendisi de şaşkın ayrıksı sarı gül dalı.
Hayatın oldukça acil bir zamanında aranan dengenin sağlanıldığını hissederken tam ; -dengesiz – kalmanın adı ayrıksı sarı gül dalı ,ölçüsüz , tartısız .
Tutarsızlıklar, umulmaz benzeşimsizlikler … Dilimin hırçınlıkları. Yine de sevgi dolu öğrencilerin ellerinde ,haziran ayrılığında, topraktan süzülüp gelmiş mağrur ve kayıp sarı gül dalı , ayrıksı…
Açıldı içimde birdenbire. Ben bile neyin ne olduğunu anlamadan. Yabani ,ayrıksı sarı gül dalı. Derli toplu bir goncadan süzülüp gelmiş gibi nazikçe değil ,kocaman bir dağ gülü gibi hoyrat ... Dikenleri ayıklanamayacak cinsten hani şöyle ince ,küçük battı mı çıkmaz kanatanlardan. Toprağı dağ toprağı, suyu bulut yağmuru ,çalı dikenli ayrıksı sarı gül dalı…
Ama yine de açmasın kimsenin içinde ayrıksı sarı gül dalı.
Ben temizlenmeye çalışıyorum.
Temizlenmesin kimsenin içinden , açılan gül dalları.
Güller var koyu kırmızı,
Güller var sabırlı,
Güller var suskun,acılı
Güller var uçarı…
Kalbiniz hangisine meyilliyse o açılsın içinizde .
Ve orada ,kalbinizin tüm cümle kapılarında sarmaşık olup dolansın. Onları oradan söküp atacak bir bahçıvan da hiç bulunmasın.
- Gülden Aras yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Bülbül ile bağban
Zehra Arslan — Çar, 09/07/2008 - 00:09Bülbül ile bağban
Bahçıvan bir sabah bağında güzel bir gül açtığını gördü. Baktı, seyretti, hoşlandı, gönlü ısındı ve onu, sanki âşık olmuşçasına korudu. Gözünden kıskanıyor, esen yelden sakınıyordu.
Bir sabah ne görsün!.. Bülbülün biri gülün dalına konmuş, yapraklarını bir bir koparıyor, zedeleyip yaralıyor. Önce bülbülü kovaladı. Ama gülü boynunu bükmüş, mahzunlaşmıştı. Ertesi sabah gül ile bülbül arasında aynı hadisenin yaşandığını, gülün daha kötü hırpalandığını gördü. Bu sefer bülbüle kastetmek istedi. Ama bülbül uçup gitmişti. Bahçıvan güle bakıp bakıp ağladı. Üçüncü gün bülbül yine gelecekti. Ona bir tuzak kurdu, bülbülü yakaladı. Ne çare bülbül tuzağa düşesiye kadar gülün bütün yapraklarını yok etmişti, sevgiliye kıymıştı. Üstelik de girdiği kafesten bahçıvana şöyle diyordu:
- A insafsız adam!.. Sana ne yaptım ki beni kafese kapattın? Eğer sesimi beğendiğin için beni hapsettiysen ben zaten senin bağının bülbülü değil miyim?!.. Eğer başka bir suç işlediysem bunu bilmek elbette benim hakkımdır, söyle, neden bu kafesi bana reva gördün?
Bahçıvan olup biteni anlattı, gülünü kopardığı için kendisini cezalandırdığını söyledi. Bu sefer bülbül sesini daha da yükseltti:
- Yani şimdi sen, yalnızca bir iki gün içinde solacak bir gülü telef ettim diye mi bunu bana reva gördün?.. Bunun için mi hürriyetimi kısıtladın?!.. Bu seninki adalet midir?!..
Bağcı merhamete geldi, bülbülü bıraktı. Özgürlüğüne kavuşan bülbül bahçıvana şöyle dedi:
- Ey iyi kalpli âşık, mademki sen bana hürriyetimi verdin, ben de sana hazine vereyim. Bahçenin falanca yerini kaz.
Bahçıvan orada bir küp altın buldu. Sevindi, yeni gül bahçeleri yapmaya ahd etti. Bu arada bülbülü affetti, her seher şakıyışlarını lezzetle dinlemeye başladı. Ve bir sabah merakını yenemeyip ona sordu:
- Bahçemdeki hazineyi toprak altındayken biliyorsun da gül dalının yanına kurduğum kapanı gözünün önündeyken nasıl bilmedin?
- Senin kapanın kaza ve kaderin gereğiydi, diye başladı söze bülbül. Kadere karşı hikmet gözü kapanır. Kişi ne kadar açıkgöz olursa olsun kazaya karşı kördür.
(Alıntı iskender pala gazete köşesinden)
/varsa ayrılık kaderde hangi gülün ne zaman açıp ne zaman solacağı en fenasıda ne zaman ömrünü yitiriceği belli olmuyor...Ama en güzel gül sabra hayat verir/
Bütün ayrılıklar fludur. Her
Halid Aslan — Salı, 08/07/2008 - 18:32Bütün ayrılıklar fludur. Her ayrılık beter... Her gidiş aslında götürüştür. Giden ister bilsin ister bilmesin. Ve her gidiş biraz da tükeniştir.
Gitmelerin olmaması dileğiyle.