İnsanın Dayanağı Bilgidir
mahmutcelalozmen — Per, 17/07/2008 - 01:06
İnsanoğlu en basit düşünce biçimiyle, olguların salt dış yansımalar olarak algılandığını düşünebilir ve hal böyle olunca da olgularla kendi algılayışı arasında bilginin hangi nitelik düzeyinde bir aracılığın taşıyıcısı olduğunu fark edemeyebilir. Öyle ki, bu düşünceden neşet ederek karşısına çıkacağı kaçınılmaz olan bazı tavırlarının içine sinmiş haldeki bir kuşku ya da bir zan’la karşılaşana kadar da bu böyle devam edebilir. O zamanda şöyle bir gerçeğin farkına varır insanoğlu: bir canlı organizma olarak insan bütün hareketlerinde ve yaşamının bütününde kaçınılmaz olarak bilgiyi ve bilgiye dair bir niteliği kullanır sürekli. Ve bu bilgi ile ona dayanak olan nitelik ise hiç farkına varılmadan, bazen en basit bir karşılaştırma da dahi sözgelimi eğri ile doğruyu ya da iyi ile kötüyü birbirinden ayırmak hususunda hiçte olumlu bir kesinliğe ulaşmadan yanılıyor ve dolaylı olarak ta insanı yanıltıyor olabilir. Bu böyledir; çünkü olguların dış yansımalarında en basitinden bir yanılma ya da yanlışa düşme durumundan çok esas olan insan algısı ile olgular arasındaki ilişkinin niteliğidir. Bu noktada insan "bilgi" niteliğinin varlığına kesin olarak inanır. (Kastettiğimiz önermenin olumsuzuna engel oluşturan "kavrama" yeteneğidir.)
Ayrıca, etraflı bir araştırma da bizi bu sonuca ulaştırır. Çünkü bizim onaylamalı kavrayışlarımız, tahlil sonucu şu ilkel (bedihî) önermeye dayanırlar: "Olumluluk ve olumsuzluk nitelikleri bir olguda aynı anda bulunamazlar ve ikisi birlikte de yok olamazlar." Şu hâlde, ilkel veya teorik her önerme, bütünüyle onaylanması için, ilkel önermelerin başında gelen bu önermeye muhtaçtır. Bu önerme, o kadar ilkel ve açıktır ki, bununla ilgili varsayılan kuşku dahi, kendi olumsuzuyla bir araya gelememektedir. Bu önerme bütün açıklığıyla kesinlik kazanınca, buna duyulan ihtiyaç oranında bilimsel onaylamalar alanında bol veriler elde edilmiş olur. İşte insan, bakış açısı ve amelleri açısından, bu verilere dayanır. Şu hâlde, bilimsel bir tavır veya pratik bir olgu söz konusu olunca, kesinlikle insanın dayanağı bilgidir. O kadar ki, kişinin kuşkusu da, onun kuşku olduğuna ilişkin bilgisi ile belirginleşir. Zannı, vehmi ve bilgisizliği açısından da durum bundan ibarettir. Antik Yunan'da kendilerini sofist olarak adlandıran bir grup filozof, bilginin varlığını inkâr etmişlerdi. Kendileri ve kuşkuları da dâhil, her şeyden kuşku duyuyorlardı. Bunları septizm adı altında diğer bir grup izledi ki, anlayışları aşağı yukarı aynıydı. Bunlar kendilerinin ve düşüncelerinin (kavrayışlarının) dışında bilginin varlığını kabul etmiyorlardı. Hatta bu görüşlerini ispatlayabilmek için birtakım kanıtlar da üretmişlerdi.
Kanıtlarından biri şöyledir: En güçlü bilgiler ve kavrayışlarımız dahi (duyu organlarımız aracılığıyla algıladıklarımız kastedilmekte) hata ve yanlışlarla doludur. Başka bilgilerimizde durum nasıl olur acaba?! Şu hâlde, kendimizin dışındakilerle ilgili bilgi ve hükümlerimize nasıl güvenebilir, dayanabiliriz?!
Bir diğer kanıtları da şudur: Dışımızdaki olgulardan birini algılamaya yöneldiğimiz zaman, onun yerine ona ilişkin bilgiyi algılarız. Şu hâlde herhangi bir olguyu algılamak mümkün değildir. Ve daha bunun gibi birtakım kanıtlar...
Birinci kanıtlarına vereceğimiz cevap şudur: Bu kanıt öncelikle kendi kendini geçersiz kılıyor. Şayet herhangi bir hükme dayanmak doğru değilse, bu kanıtı oluşturan önermelere de dayanmak doğru olmaz. Ayrıca bilgilerde çok sayıda hata ve yanlışın varlığını kabul etmek, yanlışlara denk veya onlardan daha fazla doğruların da varlığını kabul etmek anlamına gelir. Kaldı ki, bilginin varlığını kabul eden bir kimse, onun tüm onaylarının tartışmasız doğrular olduğunu iddia etmez. Tam tersine, bazılarının böyle olduğunu savunur. Diğer bir ifadeyle; bu hususta küllî olumsuzluğa karşın cüz'î olumluluğu iddia eder. Söz konusu kanıt ise, cüz'î olumluluğu da reddetmeye yeterli gelmektedir.
İkinci kanıtlarına vereceğimiz cevap da şudur: Tartışma konusu olan bilginin gerçekliği ötesini keşfetmesi, göstermesidir. Dış olgulardan birine yöneldiğimiz zaman ona ilişkin bilgi edindiğimizi varsaymakla, o şeyi keşfettiğimizi kabul etmiş oluruz. Ancak biz, bu keşfin her zaman için söz konusu olmadığını da kabul ediyoruz. Bilginin varlığını kabul eden hiçbir kimse de, "Biz olgunun kendisini buluyoruz, kendisine ulaşıyoruz, keşfine değil." demiyor. Böyleleri, vicdanlarının hayattaki isteğe bağlı davranışlar ve başka hususlar ile ilgili zorunlu olarak itiraf ettiği gerçeği görmüyorlar gibidir. Çünkü onlar, açlık ve susuzluk hissettikleri zaman yemeğe ve suya, başka bir şeye ihtiyaç duydukları zaman da ona yönelirler, sırf o şeyi düşünmekle ona yönelmezler. Aynı şekilde, ancak sakıncalı ve kaçınılması gereken şeylerin varlığı söz konusu olduğunda kaçarlar, sırf onu düşünmekle böyle bir harekete geçmezler.
Kısacası; doğalarının ihtiyacı olan her şeye ihtiyaç duyduklarında, o ihtiyacın giderilmesi için dışa yönelik bir hareket başlatırlar. Fakat doğaları ihtiyaç duymadan sırf o şeyi düşünmekle onu ortadan kaldırma yönünde bir çaba içine girmezler. Hiç kuşkusuz, bu iki durumda söz konusu olan bilgi arasında fark vardır. Şöyle ki: Bu iki bilgiden birisini insan kendi isteğiyle kendi meydana getirir. Diğer bilgi ise, insanın dışında ve insan üzerinde etkili olan bir etkenin etkisiyle meydana gelir. O dış etken de bilginin keşfettiği şeydir. Şu hâlde bilgi vardır ve bizim aradığımız da budur. Bil ki: Bilginin varlığıyla ilgili bir başka açıdan da güçlü bir kuşku söz konusudur. Bu kuşku, günümüz pozitif bilimlerin temelini oluşturan her şeyin değişken olduğu ilkesi doğrultusunda, bilginin de değişken olduğu kuşkusuzdur. [Oysaki her bilgi değişmezdir.] Bunun açıklaması şöyledir: Bilimsel araştırmalar, doğada bir dönüşüm ve tekâmül (olgunlaşma) sisteminin varlığını kanıtlamış bulunmaktadır. Buna göre doğada yer alan her parça, hareket hâlindedir ve tekâmüle yöneliktir. Her şeyin ikinci anındaki var oluşu, birinci anındaki var oluşundan farklıdır. Düşünme ve kavrama yeteneğinin de, beyine özgü özelliklerden olduğunda kuşku yoktur.
Şu hâlde düşünme ve kavrayış, maddî bir olgunun maddî bir özelliğidir ve dönüşüm ve tekâmül yasasına boyun eğmesi de kaçınılmazdır. Dolayısıyla bu kavrayışlar, (aralarında bilgi denilen kavrayış da olmak üzere) sürekli bir değişim ve dönüşüm hâlindedirler. Demek ki, bilginin değişmezliği ve kalıcılığı söz konusu değildir. Her şeyde olduğu gibi bilginin de değişmezliği ve kalıcılığı nispîdir. Yani bazı bilgiler, diğer bazısına göre daha uzun sürelidirler, daha çok yaşarlar ya da daha az çelişiktirler.
Bunu şöylece cevaplamak mümkündür: Bu kanıt, bilginin var oluşu noktasında maddî olup soyut olmaması esasına dayalı bir kanıttır. Ne var ki, bilginin maddî olduğuna dair herhangi bir delil elde olmadığı gibi, maddî olmadığına dair deliler mevcuttur. Çünkü maddî olguların birtakım özellikleri vardır ki, bunlar bilgi hakkında söz konusu değildir. Örneğin:
1) Maddî olgular, bölünmeyi kabul etme noktasında ortaktırlar. Bilgi ise, bilgi olması itibariyle bölünmeyi kabul etmez.
2) Maddî olgular, mekâna ve zamana bağlıdırlar. Bilgi ise, bilgi olması itibariyle mekân ve zaman kabul etmez. Buna ilişkin kanıt ise, belli bir mekânda ve belli bir zamanda meydana gelen bir olayın, niteliğini ve belirliliğini korumak koşuluyla her mekân ve her zamanda düşünülebilir olmasıdır.
3) Bütün maddî olgular, genel devinim yasasının egemenliği altındadırlar. Şu hâlde değişim, maddî olguların genel bir özelliğidir. Oysa bilgi, bilgi olması itibariyle değişim kabul etmez. Çünkü bilgi, zatı itibariyle, değişime ve başkalaşıma ters düşer.
4) Eğer bilgi, tıpkı maddî olgular gibi bizzat değişken olsaydı, bir şeyin ve bir olayın iki farklı zamanda düşünülmesi mümkün olmazdı. Geçmişte kalan bir şey veya bir olay bir sonraki zamanda hatırlanamazdı. Çünkü değişken bir şey, ikinci anında, birinci anından farklıdır.
İşte bu gerekçeler ve benzeri yaklaşımlar sonucu bilginin, bilgi olması itibariyle, maddî olmadığı ortaya çıkıyor. Düşünme sırasında beyin dediğimiz duyarlı organda meydana gelen doğal harekete gelince, bunun konumuzla bir ilgisi olmadığı gibi bilgi olduğuna dair kesin bir delil de mevcut değildir. Sırf bir şeyin meydana gelişi sırasında bir hareketin gerçekleşiyor olması, o ikisinin aynı şey olduğu anlamına gelmez.
Mahmut Celal Özmen
www.m-c-ozmen.blogspot.com
- mahmutcelalozmen yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Meyan kökü ile zencefilin.,
mehsani — Per, 17/07/2008 - 15:57Ukelalık saymazsanız; Bilgi, ilgi ve alaka gerektiren ve gerektiğinde ifade edilebilien zihinsel işlemdir.
Soyut veya somut diye çelişkiye düşülmesi (af buyurun) bana çok basit geliyor. Ki, yazının akışı bilgiden çok "İLGİ" ile alakalı gördüğüm kadarı ile.
Bilgi değişir mi, değişmez mi?
Soy ağacını düşünelim, Babamdan başladım, kardeşlerimi, eşlerini, çocuklarını derken onların babalarını eşlerini yazdım derken ta Hz. Ademe kadar gider. Bilgi değişmiş mi olur, yoksa gelişmiş mi??
Ateşle barut yan yana gelirse patlar(mı?)! Bunun bilgisi değişir mi?
Bu dünya şartlarındaki bilgi ıslak değilse patlamaz, veya patlamasını öneyici başka bir açıklaması (engel) varsa patlamaz diye tarif tarif eder.
Bana göre bilgi HAK'tır. "Kün fe yekün'" ün hasıl olmasıdır!
Vaadinde sadık olan Allah Azimüşşan, asla ve kat'a bilgiyi değiştirmez!
Önermelerde hile yoksa; Uçurumdan atlayan insan ölüme çok yakındır! Bunun bilgisinde başka bilgi ve dış (kurtarıcı ilgi) ilgi yoksa tabi.
Meyan kökü ile zencefilin birleşiminden yapılan müşekkel ve verdiği etki zamanla değişiyorsa bu bilginin değil oranın, orantının değişmesindendir.
Son olarak, Kur'anı Kerim'de geçer haliyle "HİKMET" veya halk dilinde olduğu gibi, "Hikmetinden sual olunmaz!" lafzı, insana, insanlığa yarar sağllayacak zihinsel işlem förmülleri demek değil midir?
Mealen; "Biz Ademe isimleri öğrettik.," (a.k.) ten kastedilen bilgi ise ne değişti acaba?
Bir şüphem olduğundan değil, bütünden kastedilen her ne isede ilgi ile okuyup düşünmeye çalıştım. Sürçü lisan ettimse affola.,
Saygıyla.,
Mehmet Sani Özel
Tekrar girme gereği duydum!
mehsani — Cum, 18/07/2008 - 10:59Hocam, tekrar girme gereği duydum!
Sarf ettiğim sözlerden emeğinizi (haşa) hafife almak gibi bir kastım olmadığını teyit etmek için.
Bilvesile sizi ve bütün sayha mensuplarını, her türlü yanlış anlama ve anlaşılmalardan ve yakıştırmalardan tenzih ederim.
Saygılarımla.,
Mehmet Sani Özel
Bilginin Dayanağı İnsandır
Nadir Marmara — Per, 17/07/2008 - 00:42Şimdi yorum kabul makamı Usve mi, yoksa Mahmut Celal Özmen mi, bu konuda kafam karışık. Ama kendi adıma Sayha'da yer alan değerli yazılardan birini okuduğuma eminim.
B. Rassel'in zamanında sarfettiği bir sözünü hatırlıyorum. Birgün dostları kendisine sormuşlar: "Peki, farzedelim öldün ve öte dünyada Tanrı'nı var olduğunu gördün, işte o zaman ne diyeceksin?"
Kurnaz filozofumuz hemen mantığını çalıştırır ve şöyle der: "Hemen Tanrı'ya koşar ve ona şunu söylerdim: Bu kadar karmaşık olmak zorunda mıydın?"
Benim yazıya ilişkin bazı sorularım olacaktır:
Birincisi, "... bilginin var oluşu noktasında maddî olup soyut olmaması esasına dayalı bir kanıttır" ifadesini anlayamadım. Burada "maddi-soyut olmama" (karşıtı "somut", yani maddi) aynı sözcük değilmidir? Yani, "maddi olup, maddi olması" gibisinden bir anlam ortaya çıkmıyor mu?
İkincisi, bilgi anlamında neyin bilgisi kastediliyor bunu da çözemedim. Bilimsel bilgi de bu kategoriye giriyor mu? Yani maddi olguların bilgisi, bilgi değil midir?
Üçüncüsü, "Ne var ki, bilginin maddî olduğuna dair herhangi bir delil elde olmadığı gibi, maddî olmadığına dair deliler mevcuttur". Peki, bilginin maddi olmadığına ilişkin dellilere, maddi olandan mı ulaşılır, yoksa maddi olmayanı anlayan bir bilgi türü mü söz konusu? Öte yandan "Çünkü maddî olguların birtakım özellikleri vardır ki, bunlar bilgi hakkında söz konusu değildir" denilmiştir. Peki, bilgi hakkında söz konusu olmayan maddi olguların bir takım özelliklerinin bilgisine hangi yoldan varılarak, bilginin söz konusu olmadığı bilgisine varılmıştır?
Şimdi, kim yanıtlayacak peki?
Nickname Kullanımı Niçin İstenmiyor?
Halid Aslan — Per, 17/07/2008 - 23:17Yanıtlayacak olan "Mahmut Celal Özmen" Hocamız. Siteye üye olurken "mahlas" olarak "Usve" yi tercih etmiş. Bu vesile ile üyelerimize birkez daha Nickname Kullanımı Niçin İstenmiyor? hatırlatmasını yapalım.