Mide Ağrısı
asude zeynep toprak — Cum, 18/07/2008 - 01:58
Zamansız mide ağrıları sergileniyor vücudumda. İliklerim haber bekliyor sıradan bir kanser için. İliklerim isyan ediyor. ‘Biri şu dünyayı içinden alsın.’ Biri diyorum, şu dünyayı içimden alsın… Bu meret gözlerimi mest etmiyor. Gözlerimin üşütmesi an meselesi…
Üçlü koltukta oturan pervasız kız, arada bir başını kaldırıyor benim olduğum yöne doğru. Yönümü değiştiriyorum, dünya bana dönüyor, boynum tutuluyor. Af diliyorum ve cebimde ne varsa ortaya karışık döküyorum. Cebimden çıka çıka dünya çıkıyor. Ah midem! Bu kramp gözlerimi Japonlaştırıyor.
Pervasız kız, otobüsten iniyor. Onun yere değmesiyle, ağaçlar derilerini döküyor. Bu, baharın uzaklığı, yazın kaçınılmazlığını ve sonbaharın ve esasen kışın, yaralı olduğunu kanıtlıyor. Güneş tepeme dikiliyor;
- Sıkıyorsa bana yan bak!
Tenimin rengini yarıyor neşen,
Ne vardı? Diyorum…
Sahi ne’m vardı?
Ciddi bir rahatsızlığa tutulmuştu ruhum!
Trafikteyim… Eminim ki, kırk tane yazan kişiye sorsalar, otuz yedisi yolculuklarını okuyarak geçirdiklerini söyler. Diğer üçü yani ikisi yani biri… Yani ben!
Üçü, yani çoğul olabilecekken içini açtığım oluyor.
İkisi, derken ulaşılmaz oluyorum kendime.
Biri derken, tıkanıyorum, bu ağrı kesmiyor hükmünü.
Ne diyordum? Ha, trafikteyim, yola bakıyorum, elimdeki kitabı okumaya meyilliyken, yola, insanlara, kendime, içime, öyküme bakıyorum. Yanılıyorum yine, yeniden, işte yine hep olduğu gibi; olan oluyor bana. Bir mide nöbeti daha. Yeter artık diyorum, yeter! Can sıkmayın!
‘Yakaza’ alınıyor…
Gömülüyorum tekrar kitaba. Yoksul bir öykünün karnını doyuracakken, leblebi hesabı yapan karı kocaya dönüyorum;
- Başka bir zamana, üzgünüm, diyorum…
Deliriyorum!
Kafamı büküyorum orta kapıya, orta kapıdan indikçe yolcular, bende bambaşka hayatlara iniyorum. Kıyılarını denize en fazla intihar payıyla açmış hayatlarda demleniyorum. Kafamı çeviriyorum;
- İnen delikanlı mutsuz değil! Senden gayrısını deşme, deşse de bu ağrı seni sen deşme, diyorum…
Çıkmaza giren bu günden sonra, sana ne kadar yaklaşıyorum, bana ne kadar yaklaşıyorsun, ne kadar yaklaşıyor bize dünya, korkuyorum!
Alınan yakaza’yı bir daha aralamıyorum. Benden çok sancıyan bir öyküye, daha fazla acı vermemem gerekiyor…
Bakır bir cezvede kaynıyor gençliğim. Gençliğim geçit vermiyor midesizlere… -
- Midem bu dünyayı kaldıramadığından mı sancıyor a rüzgâr?
- Es… Selam…
- Es be rüzgâr… Düğmeye basar mısınız bayım?
- asude zeynep toprak yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




samimi bir anlatım
Şahan Çoker — Çar, 23/07/2008 - 00:17pat diye söylüyor gördüğünü..pat diye yanına oturuveriyoruz üçlü koltuğa ve pat diye bittiği yerde biz devam edebiliyoruz öyküye..
www.sahancoker.com
teşekkür
asude zeynep toprak — Cum, 25/07/2008 - 14:48teşekkür ederim şahan bey, sizin de o otobüste olduğunuza emin oldum bende, orta kapıdan inen siz olmayasınız...
http://oykuzen.minare.net/
Mide Ağrısı
asude zeynep toprak — Cum, 18/07/2008 - 20:18cihan ülsen, teşekkür ederim yorumunuz için ciddi bir tebessüm vesilesi oldunuz. ve sayenizde çok hoş bir şiir ile tanışmış oldum...
Selam ve muhabbetle...
http://oykuzen.minare.net/
Bir Ağrı Yakıldıkça Sevilmeli
Zehra Arslan — Cum, 18/07/2008 - 18:14Bir Ağrı Yakıldıkça Sevilmeli
Gecenin dürüstlüğünden herkes kuşkulanır
korkulur o kuş yüklü iniltilerden
ve mor ağzını gecenin kumuna batıran ben
çağdaş serüvenler adına
bütün fotoğraflarını yakan
yakan ve bekleyen.
Çarpar yüzü bir çocuğun mezarlara
yine de ağartamaz tanımını gecenin.
Ezgisiz ama esnaf bakışlarıyla soyunan bir kadın
ayartılmaya uygun o çok baygın yerlerim
ağartamaz
çünkü çocuklar yağız bir öpüşle korunur
ben yakarım çağımın ellerini. Ben bekliyenim.
Gecenin kıyısında benden konuşulur.
Kara bir irin akıyor
öpünce o yıkılmış gülüşünden çocukların.
Kara bir salgıdır çünkü büyük
serüvenler ve çocukların soluk alışları da.
Ürker herkes üşümüş bir anahtar olagelmekten
bir çocuğun şehri çarpar yüzümün varoşlarına.
İSMET ÖZEL
Bir Ağrı Yakıldıkça Sevilmeli
Cihan Ülsen — Cum, 18/07/2008 - 09:12Nedense "Bir ağrı yakıldıkça sevilmeli" şiiri geldi aklıma, bir çırpıda bitirdiğim öyküyü okurken. Edip Cansever'in şiiriydi galiba. Onun kadar beğendim "mide ağrısı"nı...
Zamansız mide ağrılarının müptalası olmuşken bir zaman aralığında, tazelenniverdi o ezberimde kalanlar. İyi de geldi. Güzel de oldu. Yaradı vesselam.
Eywallah...
galiba İsmet Özel !!!
zeval — Cum, 18/07/2008 - 17:04sanırım şiir Edip Cansever değil de İsmet Özel'in
saygılar
Bi Teşekkürde Benden...
Cihan Ülsen — Cum, 18/07/2008 - 21:03Aslında şiirin kime ait olduğu konusunda ciddi kuşkular yaşadım bende. Tembellikten olsa gerek bakmadım. Affola. Evet, şiir İsmet Özel'in. Bundan dolayı tüm hatırlatıcı dostlarıma teşekkürler :)
Ama eksik olan bir şey var. Madem Edip Cansever şiirinden bahsettik, o zaman ondan da bir şiire kulak kesilelim. Bu da teşekkürlerim olsun...
HİÇBİR PUL HİÇBİR ZARFA YAKIŞMIYOR
Hiçbir pul hiçbir zarfa yakışmıyor
Hiçbir zarf üçbeş satıra
Ne zaman yanyanayız işte o zaman
Doyamıyoruz tenlerimizin bitmez tükenmez sorgusuna.
Bırakmak bırakılmak demeyelim
Durmadan yer değiştiriyor anlamlar da
Ben ki bir boşluk kadar büyümüşüm bu yüzden
Sanki kış aylarında bir uçurumda.
Anlarım sedir ağacının dilinden
Ve usta bir aslan terbiyecisinin ruhundan da
Hiç anlamaz olur muyum öpüşünü de kalbimi
O öpen sensen bir de dalgaları çekiştiren bir kız çocuğuyla.
Hepsini biliyorum, hepsi aklımda
Hepsi de hiç kımıldamayan bir duman gibi havada.
Edip Cansever