Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Forumlar › Hicret ve Şehirler

Tüm Kötülüklerin Kaynağı Olarak Şehirler

Nadir Marmara — Salı, 22/07/2008 - 05:25

“Hicret” mantığını doğuran gerekçe, mevcut bir yapının dışına çekilmektir. Göç, karşı koyma girişimidir. Öteki ve ötekileşmeye karşı bir girişim ve direnmedir.

Arapça “hicret” “hcr” kökünden olup “hicra’”-“göç” demektir. “Bir yerden ayrılmak, terketmek, göçmek” karşılığında da “hacara” kelimesi kullanılmaktadır. Arapça’da “hicret”, “hicran” (Arapça-Farsça), “hicri”, “muhaceret”, “muhacir”, “tehcir” sözcükleri de buradan üretilmiştir. “Hicret”in dilimizdeki karşılığı ise “göç”tür. Türkçe “köç-kö” “kalkmak, yükselmek, yük taşımak” anlamına gelmektedir.

Şehir ise Persçe bir kelime olup Farsça’ya ve diğer dillere geçmiştir. Şehir “şahr” anlamında “vilayet, memleket, kent” demektir. Buradan “krallık-devlet ve ülke” karşılığında “şathra”, “devlet başçısı” anlamında da “sathrapaya” (satrap) kelimesi üretilmiştir. Yunanca karşılığı “polis/politeia”dır. Polis’ten “politika” (şehir işleri) sözcüğü üretilmiştir. “Politika”nın Arapça’daki karşılığı “siyasi”, Osmanlıca’daki karşılığı “siyaset”tir, ki “at terbiyesi” anlamına gelmektedir. Şehrin Arapça’daki karşılığı “madani”dir. Bu anlamdan “Madina’” (Yesrib) “kent, şehir, devlet” demektir. “Politika” sözcüğünden “polity” – “millet”, “siyasi toplum” terimi de üretilmiştir.

Anlaşıldığı gibi “şehir/polis/madina” terimleri bir “iktidar” terimidir. Hicret olarak “göç” ise “iktidar”dan kaçma, onun dışına çıkma; farklı bir alana “yükselme”dir. Aslında Arapça “madina” (medine) kelimesinin kökünde “din” sözcüğü yer almaktadır. “Bir inanç sistemi” anlamında kullandığımız “din” Aramice bir sözcük olup, İbrani ve Arapça’ya buradan geçmiştir. Aramice’de “din” terimi “hukuk” anlamında kullanılmaktaydı. Din’den türeme olan “madina” sözcüğünün aslı da Aramice’ye dayanmaktadır. Medine aslında kelime anlamı olarak “bir nüfuz alanı” demektir. Nitekim Kur’an’da “medine” ile birlikte “dayyan” söcüğü de geçer, ki “şehir ile birlikte nüfus bölgesi” karşılığını vermektedir. Bu haliyle “medine” “hukuk alanı” anlamına gelmektedir. Farsça’daki “şehr”, Yunanca’daki “polis” de benzer içerikleri taşımaktadır. “Madina” (medine) Araplarca Yesrib dışında diğer şehirler içinde kullanılmıştır. Örneğin Sasanilerin başkenti Ktesfon “Medain” (el-meda’in), başkent Bağdat ise “medinetü’s-selam” (barış şehri) adını taşıyordu. Kuzey Afrika’daki kalelere de bazen “medine” denilmiştir. Buradaki “kale şehir” anlamında “medine”nin Avrupa dillerindeki karşılığı “burg”dur. Slav dillerine de geçen bu sözcük bu dillerde genelde “gorod” sözcüğü ile karşılanmaktadır, ki “gorod” Türkçe “kara/gara” kelimesinden gelmektedir. “Kara”, Türkçe “siyah, kuzey, kalabalık, avam, güçlü, büyük, kötü” gibi anlamlar taşımaktadır. Germen dillerinde yaygın olan “burg” – savunma kurguları olan “küçük yerleşim kalesi” anlamındadır. “Park” sözcüğü buradan uyarlandığı tartışmalıdır. Park, Fransızca “parc” – sınırları belirlenmiş çim alanı, yani “çayırlık” demektir. Aslında kelime Türk-Moğol billerindeki “bark/barak”tan geçmiş gibi gözüküyor. Nitekim Eski İngilizce’de “parrock, padok, park, parke” olarak kullanılmaktadır.

Tükçe’de “şehir” karşılığında “yurt, orda, çadır” gibi kelimeler kullanılsa da tam karşılığı “balık”tır. Ordubalık, Beşbalık gibi eski Türk devletlerinin başkentleri mevcuttu.

Dini kaynaklarda “şehir” için olumsuz, “göç” için olumlu anlamların çoğluğu dikkat çekmektedir. Hz. Musa kavmi için “hicret/göç” kurtuluş olarak tanımalnmaktadır. Yine ona kavmini “40 yıl göçebe” olarak yaşatması önerilmiştir. Burada “40 yıl” kavim içindeki yaşlı ve orta kuşağı hayatını tamalayıp genç ve yeni kuşağın onların yerini alması sürecidir. Bu anlamda Musa’nın kavmi “sürü”, Musa ise “çoban”dır. Çoban-sürü diyalektiği göçebe toplumlarda “hiyerarşik” bir yapını oluşturmaktadır. Batı literatüründe buna “pasionalizm” denilmektedir. Osmanlı için “sürü” – “reaya” olup başında duran padişah “çoban”dı.

Hz. Muhammed’e verilen “hicret” emri, vahye karşı gelen eski “hukuk”tan kurtulmak için bir kurtuluş olarak tanımlanmaktadır. Şehrin olumlu bir anlam kazanması çağdaş söylemle mümkün olmuştur. Bunun nedeni, Batı’nın “şehri” sabit bir merkez ve kaynak noktası oalrak görmesidir. Bugün “medeniyet” anlamında ancak şehri merkezli yaşam temel alınmakta, göçebe anlayış “barbarlık” olarak gösterilmektedir. Oysa, İbn Haldun’da “asabiyyet”in kaynağı “göçte”, yani “bedevilik”teydi. Haldun’da şehrin olumsuz kabul edilmesinin nedeni “bir beden sistemine” dayanmasında ileri gelemktedir.

Kısaca, eski ve ortaçağ literatüründe şehir bir analmda “kötülüklerin kaynağı” olarak gözükürken, “göç/hicret” ondan kurtulma olarak tanımlanmıştır.

‹ Musa'nın Dağındaki Zeliha Bir İsmin Peşine Düşmek ›
  • Hicret ve Şehirler
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

hicret-ayna-tercih

ebu zer — Salı, 22/07/2008 - 22:22

hicretin hep tercihle gerçekleşen bir eylem olduğunu düşünmüş durmuşumdur.durdukça da düşünmüşümdür.ilginç değil mi düşünüp durmak ve durup düşünmek..çok az yaptığımız şeylerden biri belki de bu eylemler toplum genelinde.ne diyordum.hicret ve tercih kavramlarının benzeşmesine ya da tersten birbirlerini anlatmasını hep düşünmüşümdür takdiri ilahi diye.
hicret etmemiz gerek ama önce bir tercih yapmalıyız değil mi.neden nereden ya da kimden nereye ve kime hicret edeceğimize öncelikle tercihlerimiz dahilinde bir niyet içinde olmalı, bu eylemi içimizde barındırmalıyız.önce bir tercih meselesi var ortada ....ben hicret etmeli miyim?neden hicret etmeliyim(herkesin hicreti kendi tercihini içinde barındırır)ve en aslı soru da kim için kime hicret etmeliyim tercihini göstermek belki de insanın cevap araması gereken sorudur.(ve tercihin içinde de bakıldığında bir niyet olduğunu görmemek imkansız.)
işte o cevabı kendi içimizde bulduğumuzda da hicret etmeyi tercih etme hakkımızı kullanarak hicret eylemini gerçekleştirebiliriz.(başörtüsünden dolayı hicret etmek isteyen mümine kardeşlerimiz bu aşamada öncelikle içinde bulundukları bu durumun analizini yaptıktan sonra hicret etme tercihlerini kullanmayı tercih edeceklerdir.yani öncelikle hicret öncesi bir tercih vakası yaşanmaktadır.bu tercih vakası da tercih ettiğimiz hicreti bilinçli bir eylem aşamasına getirmektedir. )
hicret bi tercih meselesidir. tercihse insanın bir iç meselesidir.
..........................................................
hicret edecem deyu durursun
bilmezsun neden hicret edeceksun
tercihin içten değülse
gittiğin yerin önemi nedir ki Sahibünce
tercihin ola ki içten var git
otur bir oda köşüsünce
...............................................

hicret ediyorum tercihlerim içinde
hicretim O na bu sefil yaşam biçiminde
hicretim tercihimse
Ya Rab! tercihim Gülün İncisinde
Gülün İncisi göğsümün içerüsünde
................................

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Hicret

Zehra Arslan — Salı, 22/07/2008 - 18:57

/Çünkü "hicret" her şeyi geride bırakıştır ve gidilen yer "tamaman boş bir sayfa"dır... Orada sizi, geçmişinizi bilen yoktur ve ailenizle alakalı bir toplum baskısı yaşamazsınız/

Kani abinin bu cümlesi herşeyi özetlemiş...Hicret edebileceğimiz bir ülke neresi olur diye düşündüm taşındım lakin bir feraha erecek bir şehir ismi uzun uzun düşünmeme rağmen bulamadım...Sonra başörtülü kızların hicretleri geldi aklıma...avrupaya hicret :( Sonra filistinli yaserin hicretini sorguladım...

"füzelerin kıskacında bağrı kanlı bir şehir
semaya mıydı ruhların hicreti
hicretin yaşı kaç anne"

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Hicret

canan — Salı, 22/07/2008 - 17:38

Hicret ile ilgili yazıyı büyük bir zevkle okuduk, bu yazı bizi yaşamadığımız çağlara götürdü,hicret, göç, çekilen sıkıntılar vs...
Hicret aynı zamanda bir Milat olmuş oluyor bir olayı nakl ederken Hicret'ten önce veya sonra diye bahs ediyoruz..Hem tarih olarak öneme sahip hem de kişilerin hayatlarında yeri büyük,hatta günümüze uyarlarsak kimbilir kaç kişimiz Hicret etmiştirde biz farkında değiliz...
İnşallah Hicretlerimiz Allah rızası için olmuş olur, ve şehirlerimiz de Hicret edilesi Şehirler olması dileğiyle....
Saygılar......

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Hiret ve sehir

medine dogan — Salı, 22/07/2008 - 11:57

Yaziyi cok ilginc buldum, Ozellikle son cumlesi,yeni kavramlar zihnime oturdu.Hicret ve sehirler benim icin hep ayni yonde idi.Bunun canli ogreni Yesrip Medine yapan sebebdir.
Acikcasi zihnimde su yonde biraz karisti,kavramlarin bu kadar degisiklige ugramasi ile hayatin anlami da degisiklige ugramaz mi?Bizde bir kac yuz sonraki insanlara kendimizi nasil tanitacagiz?Veya onlar bizi nasil anlayacak?Bizim nasil okumamiz gerekiyor?Mesala bir toplumla ilgili bilgiler olmayinca onlarla ilgili tarih okumalari ne kadar faydali olur....
tarih okumaya merakliyim.Ama yinede basima fazla dert acmayim en iyisi..:)

"Yikilan sehirlerin tekrar kurulmasina inanmayan kimseler inancsiz kimselerdir."

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

İbn Haldun

SayhaDergi.com — Salı, 22/07/2008 - 08:43

Kıymetli yazarımızın güzel yazısını bulmuş ve bu yazıda İbni Haldun atıflarını yakalamışken konu bütünlüğü de sağlaması açısından bir ibn Haldun biyografisi ekleyelim de "hizmet" olsun...

İbn Haldun (1332 - 1406)

14. yüzyılın büyük Arap tarihçisi İbn Haldun Doğu'da ve Batı'da ilk tarih filozofu, hatta bazen sosyolojinin habercisi olarak tanınmıştır. Arapça'dan Latince'ye eserlerin çevrilmesi hareketi zayıfladığı için ibn Haldun'un düşünceleri Avrupa'ya oldukça geç, 19. yüzyıl ortasında girdi. Fırtınalı hayatını Umumi tarihine ek olarak yazdığı kısımdan öğreniyoruz. Tunus'ta 1332'de (H. 732) doğan İbn Haldun Hadramut'tan İspanya'ya göçmüş çok eski bir aileden geliyordu. 12. yüzyılda İspanya'nın Üçüncü Ferdinand tarafından zaptından sonra İbn Haldun'un ailesi Tunus'a sığındı ve filozof Kuzey Afrika'nın bu en önemli şehrinde doğdu.

İbn Haldun Ebu' Abdullah M. al-Ansari'den ders aldı. Erkenden bilginlerin meclisine girdi. Bir seyahatte Fas Emiri Ebu İnan'ın veziri oldu. Kendisini kıskanan memurların iftiraları yüzünden hapsedildi. Bu emirin ölümünden sonra yerine geçen, onu serbest bıraktı ve ona umumi katipliğini verdi. Fakat bu da uzun sürmedi ve kabilelerin isyanı üzerine emir, iktidarı kaybetti. Memleketin siyasal hayatından rahatsız olan İbn Haldun Endülüs'e gitmek için izin aldı. O zaman onu Gırnata emiri Abdullah b. Ahmer'in sarayında görüyoruz (1364). Gırnata, İspanya'da İslam devletinin son sığınağıydı. Tarihçi İbn al-Hatib orada vezirdi. İbn Haldun, orada tarihi çalışmaları için en elverişli ortamı buldu. Abdulah onu Kastil kralına elçi olarak gönderdi. İbn Haldun ile İbn Hatib arasında içten rekabet birinciyi Gırnata'dan ayrılmaya ve Becaye emiri Abu Abdullah'ın devletini kabule mecbur etti. Bu memlekette vezir oldu. Becaye ile Constantin arasındaki gerginliklerin halli ile uğraştı ve siyasi hayatın devamlı huzursuzluğu onu yeniden memleketi bırakmaya ve Telemsan'da bilimsel çalışmaları için yerleşmeye zorladı. Fakat siyasal hırsı ve yönetme yeteneğinden faydalanmak için çağıranların çokluğu onu tekrar faal hayata soktu. Telemsan sultanı Ebu Hamu onu sınırlarını koruyan kabilelerin başkanı tayin etti. O sırda İbn Haldun'un askerlik görevinde görüyoruz: Bu ona sahra halkını tanıma ve göçebeler hakkında derin tetkikler yapma imkanını verdi. Tarih felsefesinin önemli bir kısmını bu tecrübelerden çıkaracaktır.

Tunus'ta Beni Hafs, Cezayir'de Beni Abd-el-Vaad, Fas'ta Beni Merini hanedanları vardı. Fakat gerçekte her şehirde ayrı bir hükümet olup sahra da hiçbir güce bağlı değildi. Hanedanlar arasında savaş, şehirlerin güvensizliği, kervanlar ve köylerin kabileler tarafından yağma edilmesi onları istikrarlı bir hayatta bırakmıyordu. İbn Haldun Kuzey Afrika'dan yeise düştü ve Endülüs'e dönmek istedi. Fakat Gırnata emirinin iyi karşılamasına rağmen onun hakkında Ebu Hamu'nun casusudur şeklinde yapılan dedikodular onu yeniden Ebu Hamu'yu aramaya mecbur etti. 47 yaşındaydı. Devamlı okumaları ve siyasi tecrübeleri ile büyük bir bilgi biriktirmişti. Bundan sonra siyasi hayatı bırakmaya ve kendi deyimiyle "yeni bir bilim"i yazmaya karar verdi. Bu suretle Umumi Tarihi'nin başı olan Mukaddime'yi (Prolegomenes) yazdı ve onu kütüphanesinde tamamlamak için Tunus'a yerleşti. Tunus sultanı bu önemli eseri yazılmasıyla çok ilgilendi. Eserini sultana ithaf etti ve yazma nüshayı kütüphaneye verdi. Ve İbn Haldun hacca gitti. Dönüşünde hayranlıkla karşılandığı Mısır'a yerleşti. El-Ezher'de ders verdi ve Kadi-ül-Kudat (kadıların kadısı) tayin edildi. Bazı hoşnutsuzluklara rağmen hukuki reformlar yaptı ve küçük bir aralıktan sonra yeniden aynı işe tayin edilerek ölümüne kadar kaldı. Timurlenk Bayezit'i yendikten sonra Mısır'ı zapta kalkmıştı. Melik Nasır tehlikeyi atlatmak için İbn Haldun'u Şam'a elçi olarak gönderdi. Gerçekten bu görev Mısır'ı istiladan kurtardı.

İbn Haldun büyük Arap tarihçilerinden. En önemli eseri de Mukaddime'dir. Orada onu modern tarih filozoflarına ve sosyologlara yaklaştıran bir tarih kuramı yaptı. Mukaddime önce Paris'te Quatremere tarafından, Kahire'de (Bulak) Mustafa Fethi tarafından bastırıldı. İlk çeviriler, Türkiye'de Pirizade, Cevdet Paşa tarafından yapıldı. 18. yüzyıla kadar Batı, bu filozofu tanımıyordu. 19. yüzyıl başında Sylvestre de Sacy onun önemini gördü. Garcin de Tassy İbn Haldun'un eserinden birkaç bölümü çevirdi. Quatremere eseri Prolegomenes adıyla yayınlamıştı. Özet halinde Fransızca'ya çevirdi. Fakat bitiremedi. İlk defa tam çevirisini Baron de Slane yaptı (1862-1886). O zamandan beri batı memleketlerinde İbn Haldun'dan çok bahsedilmektedir.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Tarih-i İber

Nadir Marmara — Salı, 22/07/2008 - 09:04

Teşekkürler bu ekleme için. Şu kadarını söyleyeyim, istirhamınızı rica ederek.

İbn Haldun'un eserinin adı "Tarih-i İber"dir. Toplam 6 ciltlik bir eserdir. İlk iki cildi giriş olup "Mukaddeme" adını taşımaktadır. Mısır'da tam metni 1965-de yayınlandı. Bizde Mukaddeme'nin Süleyman Uludağ tarafından küçük makaslamalarla Dergah'tan bir yayını mevcuttur. Daha önce de MEB yayınlarından 4 kitap halinde yayınlanmıştır.

Tarih-i İber'in Türkçe'ye kazandırılmamasının bir nedeni de Türk okurunun kafasında yerleşmiş İbn Haldun imajının kötü algılanmasından korkulmasıdır. Zira eserde gerçek anlamda çok ciddi iddialar yer almaktadır. Bir tanesi, İskenderiyye kütüphanesinin Hz. Ömer tarafından yaktırıldığını söyleyen tek Sünni müellif olmasıdır. Benzer bir takım iddiaları da bulunmaktadır.

Fransız Baron d'Slane'nin hazırladığı metin biraz sakıncalıdır. Zira bazı yerleri de yanlış yorumlamış ve notlandırmıştır. Dilimize acilen kazandırılması gereken ilk kaynakların başında gelmektedir İbn Haldun. Sanırım ölmeden Türkçe baskısını görmek nasip olur. Tüm iddialarına rağmen.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

göçmek "geri dönüş"ü açık bir kapı

Kâni Çınar — Salı, 22/07/2008 - 08:39

"Kısaca, eski ve ortaçağ literatüründe şehir bir anlamda “kötülüklerin kaynağı” olarak gözükürken, “göç / hicret” ondan kurtulma olarak tanımlanmıştır."

Bizde "göç" kelimesinin anlamı buyurduğunuz gibi oldukça dar bir alanı kapsıyor. Dini muhtevyatını çıkaralım geriye kalanlar:
"Yaz geldi bağlara göçelim.
İyi adamdı göçtü, gitti.
Göçtü kervan kaldık dağlar başında.
Kuşların göç zamanı....vs...

Ölmek dışında göçmek ekseriye "geri dönüş"ü açık bir kapı. Belli bir zaman diliminde tebdil-i mekan gibi. Oysa "hicret" sanki kökten gitmeyi çağrıştırıyor. Bir insanın doğup büyüdüğü mekanı terk hadisesi "hicret"tir ve genellikle ilim tahsil edenler veya kanaat önderleri (?) için tavsiye dahi edilir. Çünkü "hicret" her şeyi geride bırakıştır ve gidilen yer "tamaman boş bir sayfa"dır... Orada sizi, geçmişinizi bilen yoktur ve ailenizle alakalı bir toplum baskısı yaşamazsınız.

Bir de taşra söz konusu. Bunu da bir "hicret" olarak düşünebilir şehirden, kasabaya (ücra bir şehre, köye vs.) taşınma, sürgün olarak algılayabilirsiniz. Mesela İstanbul için dışındakiler taşradır. İbni haldın'un bedevi yaklaşımını da bu minvalde ele alabiliriz. Şöyle ki:

Merkezin direkt kontrolünden uzak bir taşra, fertlerin (toplumun) serbestçe nefes almalarını sağlayan önemli bir özgürlük alanıdır. Merkezle ters düşen birinin sefil olmadan ve daha önemlisi vatanını terk etmeden çekilebileceği bir uzlet köşesi önemli değil midir? Merkezde tahlikeli ve yasak sayılan görüşler, taşranın tenhalığında pekala kendisine daha nezih bir yer edinebilir. Yeni, tertemiz ve kendimiz olan bir taşra...

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Berceste Zamana Dair Gonca Yürek Yarası Hay Sızı Kara Kalem Yazıları Güncel Reyhan Tanıtılanlar Ümidlere Dair Hüzün Alanı Haberdar Gülü Gülle Tartarlar Ümmet Coğrafyası Hür Tefekkürün Kaleleri Tefekkür Gelişi Güzel Düş Vakitleri İçe Dönüş Hakikat Hikayet Şiir Makamı Kimdir Nicedir Söz Ola Kişilere Dair Makamı-ı Dikkat
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 0 üye ve 0 misafir çevrimiçi.
  • saliha desem
  • Aysen Erarslan
  • abdullah çal
  • şefika
  • sevgi özsarıoğlu

Duyuru - Etkinlik

-Minare Dergi 2
  • - Az Edebiyat Dergisi'nin 2. Sayısı Çıktı
  • - Rihle Dergisi'nin 3. Sayısı
  • - Yirmiikinci Tasavvur!
  • - Zemheri Edebiyat 6. sayısıyla okurla buluştu!
  • - filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - Yankı Bir Dedi
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Ülkemizde sporun (özelde futbolun) dostluk, kardeşlik tesis ettiğine inanıyor musunuz?:

    Son yorumlar

    • hayrolsun...
      14 sa. 25 dk. önce
    • Bir şeyler yapalım ya hu.
      14 sa. 53 dk. önce
    • Dağişik tarzda yazıları
      15 sa. 4 dk. önce
    • İyilerden Allah razı olsun... Kötülerden de
      15 sa. 11 dk. önce
    • insanin gozlerini dolduran
      15 sa. 15 dk. önce
    • Her okulun nasibine bir tane
      17 sa. 33 dk. önce
    • hayrolsun
      1 gün 5 sa. önce
    • İşte şiir diyebileceğim bir
      1 gün 19 sa. önce
    • Yazınn içeriğinde var olan
      1 gün 19 sa. önce
    • Hocam şiiri hangi duygularla
      1 gün 19 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerinde İnsan ve İnsan Psikolojisi
    • Yazıyorsam, Ey Âh!..
    • Hatırlıyorum, Hiç Unutmadım ki...

    Bilgi

    Kitap

    Bülent Akyürek - İçinizdeki Öküze Oha Deyin

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim