Hicret - Hacer ve Şehir - Ev
gürbüz ünal — Çar, 23/07/2008 - 06:28
Hicret ve şehir ; hacer - ev. Kelimeler birbirini anlam ve kavram olarak çağrıştırdığından bu ikilemle başlamak uygun düştü. Doğuran - doğrulan, olan - olması gereken, batın-zahirler aynı zamanda.
Kelime anlamları üzerinde durmaksızın –çünkü yapılmış- bir giriş yaparsak ki bu giriş insanoğlunun arzla buluşmasıdır Adem’le başladı, Nuh’la gemiye bindi, İbrahim’le Ev’lendi, Musa’yla denizde yürüdü, İsa’yla arzda uçtu, Muhammed (aleyhimüsselam)’le arzdan semaya vardı. Bu açıdan, rehberler açısından bakıldığında muhacir olmayan rehber yok gibi. İnsanlık tarihinde bunun yansımalarını her asra hamletsek bir yerinin, konusunun ve zamanının olacağı kanaatindeyim.
Mensubu olduğumuz toplumdan hareketle Ergenekon’dan çıkış, Göktürkler, Uygurlar , Hunlar ,Oğuzlar, Selçuklular ve nihayet Osmanlılar bunun belki en güzide timsalidirler. Diğer kavimlerin de göçleri eklenebilir buna; Barbarların istilası (kim barbar), Kolonileşmeyle batının dünyayı sömürgeleştirmesi, Amerikanın istilası vb. Olumlu olumsuz ayrımına gitmeden örneklerimizden yola çıkacak olursak hicret, ( göç) insanın mayasında var denebilir. Çünkü durağanlık sosyolojide bir anlamda kokuşmayı da beraberinde getirdiğinden yozlaşma, yabancılaşma, kapanıklılık –her ne kadar gelişme olarak atfedilse de ki medenileşmenin demeyelim de modernizmin yansımaları- insanoğlunun yakasına ilişmeye hep devam ede gelmiştir. Bu açılımlara girmeden hem konudan da çıkmadan diyebiliriz ki hicret (göç) durağanlığı temsil eden şehirleşmeye zıt; bir anlamda zaman oğlundan, yer oğluna dönüşmek demek. İnsan için dikeysel hareketlilikten yerel yayılmaya, genişlemeye dönüş beraberinde insanlar arası uyuşmazlıkları getirir. Çünkü yer sınırlı, gök sınırsız. Kavga sınırlıda olmakta ve sınırlının bölüşümü gündeme gelmekte. Bu değerlendirmeyi esas alacak olursak şöyle bir çıkarsama bizleri daha değişik bir alana götürmüş olacak; “hicret, şehrin zıttıdır.”
Hacer düştü yola İbrahim’in ardından. Hacer - Hicret birbirine bu kadar yakın iki kelime. Edebiyat’ta ne denir bu sanata teşbih, tenasüp ama ne denirse densin isimler önemli (yanlış anlaşılmasın, Hacer ve hicret aynı kelimeden türemiş değil), çünkü insanoğluna verilen üstünlük ESMA’nın öğretilmesinde. İsimler önemli İnsanoğlunun arzdaki bu serüveninde bir Hacer olmalı, doğurgan olmalı, hem doğurmalı taşları. Çünkü Beytin taşları dizilecek. En kutsal mabedimiz ismi Beytullah, Allah evi, evinin taşlarını dizecek insanoğlu; taştan ev inşa edecek, taştan put bile bulacak. Zira şehrin yolları hep taştan. Taşlarla çevrili bir mabed Kabe, ibadet bile taşlarla, düşmanlar taşlanarak kovulacak .Cennetten düşürülen Hacer’ül esved bile taş ki yüz sürülür. Taşı öptüren ve Taşı taşlatanın evi ve eli taş. Adem cennetten ihraç edildiğinde yalnız değildi, eşi vardı ve eşi kendindendi. Kendimizden olmasa şirki bulabilir miydik...?
İlk olarak hicret var insanoğlunda bu fıtrattan neşet ediyor ki bu kadar önemli daha şehir yokken (Medine) ilk inen ayetlerde müddesir olsa gerek ricsten hicret et deniyor. Durup duran yerde ve zamanda böyle bir emir hicretin işin en başında verilen emirlerden olduğunu gösteriyor. Diğer bir örneği hepinizin malumu olduğu 99 kişi öldüren bir adamın kıssasının anlatıldığı dünyanın en alimini sorarak o alimden işi için bir çıkış aradığı zaman en son vardığı alimin cevabında buluyoruz; çevreni değiştir, çevrenden hicret et.
Sürekli devrim tezi var ya Troçki’nin bir anlamda hicretin sürekli bir oluşum olduğunu da gösteriyor. Çünkü tez-antitez-sentez giden bu süreç sentezin her zaman tezini ve tezin de antitezi ortaya çıkaracağını ve bu döngünün sürekli olduğunu gösteriyor. Hakikat payı olmasa biz Marx’tan bir Lenin, Lenin’den bir Stalin, Stalin’den bir Brejnev çıkar mı sorusunu cevaplayamayız. Artı-eksi, olumlu-olumsuz ..vb kurcalamadan hele kozmolojinin bize sunduğu imkanlarla hayatta esas olanın, hayatın esası olanın hareketlilik olduğunu görüyoruz. Bu hareketliliğin en toptan yolu hicret. Yalnız kelime, yalnız epistemolojik açıdan değil kavramsal, kültürel, politik, ekonomik, sosyolojik, psikolojik ne denirse densin tek kavramla söylemek istiyorum insani açıdan anlamı derin, zira insan hem yatay hem dikey, hem maddi hem manevi, hem gece hem gündüz. Terk edilecekleri terk et hicret. Bu açıdan yaşarken öl anlamını da katabiliriz. Zira terk edilmeyecek ne var; ev-mal, mülk, evlat, iyal, bağ, bahçe... Ama hacer gibi terk et, eş nerdeyse, nereye sürerse orya emir üzere itaatle hicret et, hem yapmak için terk et. Yıkmak için yapılan tüm göçler erken yıkılmış tarihten aldığımız ders bunu gösterir. Çünkü ameller niyete göre ve hicretin niyeti de önemli. Kur evini yıkılmaza niyet ederek. Eğer yıkılsaydı Allah evi Ebrehe’yle yıkılırdı. Hicret et ama yine bir şehre hicret et. Faili kendin olacağın bir şehre, dizaynını kendinin yapacağı bir başka eve. İçinde neşv ü nema olacağın bir başka beldeye. Dağdan şehre gelmedi kimse, belki şehirden dağa, dağdan tekrar şehre, şehirden de şehre geldi kendisi olan.
Hicret ettiler Rasül, Ashap. Harekette bereket var; Mekke’den Medine’ye, Habeşistan’a, İs’e. Hepsinde bereket buldular. Medine’de devlet (ümmet), Habeşistan’da kardeş, İs’te üs buldular. Bu açıdan bakıldığında ismini anmadan edemeyeceğim Ali Şeriati bir tespitinde “tüm medeniyetler hicretten doğmuştur” der. Basit örnekler hepimizin bildiği türden; Amerika, Kolonyolizm, Osmanlı, Selçuklu, Endülüs, Abbasi, Emevi…vb. Bu işin farklı bir boyutu ki Hacer doğuracak evini, ev ki bir şehir, şehirlerin şehri belki de tüm Müslümanların hicreti orya gönülden ve yürüyerek olacak. Dönüş yine hicretin başlangıcına olacak. Bu açıdan bakılınca meseleye hicret bahçede çalışmak; göçürtmeyi sıkıştığı yerden alarak meyvesini dermek için suyun, havanın, güneşin ve toprağın en uygun olduğu yere yerleştirmek. Bahçe ise Medine. Hicret emek, Medine semeresi. Semeresiz hicret yok. Besmeleyle başlayalım fikrini ben öne sürmüştüm. Düşündüğüm şuydu her işe onla başladığımız isim ne işimize yarar, ne için her süre başında var, niçin her işimizde onla başlarız ve bu bizim içinde bir yükümlülük,çünkü besmelesiz iş güdük kalır, besmelesiz kesilen hayvan etinden yiyemeyiz. Bunların cevabı verildikten sonra insana geçilecek ve en son da insanın uğraşları (yeryüzünün imarı) ele alınacak. Ramazan El Buti’nin bir kitabı vardı küçük; “Kuran’da insan ve medeniyet” diye. Bu kitabı ömrümün kilometre taşlarından biri olarak gördüm ve gördüm ki Eşyada asıl olan mubahlık, haramlar belirli. Şehri günahın başı yaparak, gezecek insanı durağanlaştırdığı ve kokuşmaya yüz tutturduğu, için saldırıdan savunmaya geçirdiği için bir anlamda statükocu yaptığı için idam etmek kolay. Ama şehirsiz insan yok ki, hem yeryüzünün imarıyla memur işte insan. Eşyada asıl olan mübahlık, şehir de mübah; hem Ebu Zer de bir şehirde idi, Rebeze’deydi. Şehrin insanı mı yoksa İnsan şehri mi ? Kim fail,kim meful...?
Şehir taşlardan kurulur, şehri doğuran Hacer, Doğurtan Allah, doğması için sebeb olan İbrahim. Şehirde İsmail yaşar,Yusuf yaşar. Kabe buna tanık; sürekli hareket, sürekli devinim yedili şavtlarla tavaf, yedi günde .Yedi Arapda sonsuzluk ifade eder. Hem belirli bir zeminde ellerin kalktığı yön sonsuz. Şehrin insanı mı, İnsan şehri mi istediğimiz. Kurumlar sosyolojisine atfen şehrin kurmadığı insan olmamak için, Şehir kurmak için hicret et.
Not: İmla, düşük cümleler ve siz değerli insanların bulacağı diğer bir çok hatam için şimdiden özrü borç bilirim. Asıl olan ifade-i meramdır, vakitsizliğime, aceleciliğime ve dağınıklılığıma hamledilerek hatalarımın görülmemesini istirham ediyorum, affınıza sığınıyorum. Saygılarımla




kelime önemli hatırlatma için
gürbüz ünal — Cum, 25/07/2008 - 17:00kelime önemli hatırlatma için teşekkürler.Aslolan ifade-i meram .kavram kargaşasının birbirimizi anlamayı ne kadar güçleştirdiği ortada.Kolay bir konumuz var Hicret ve şehir .herkezce önemli konular.ama kurcalamıyoruz.söz gelimi forum konusu arapça olarak isteyen arkadaşlar vardı ki arapça bildiğinden eminim ki böyle bir istekte bulundu,konu kelime köken olarak masaya yatırılmadı enine boyuna ki kuranda geçen hcr ile ilgili metaryal girmedi forma.mesela hicret olayı imbek imbek sorgulanmadı kısaca geçtik üç hicret var değil mi mekke den .Habeştina hicret kimlerce ve niçin yapıldı(okuduğum yeri hatırlamıyorum ama habeştina hicret edenler seckin ailelere mensup kimselerden teşekkül etmişti (osman bin affan caferi tayyar gibi...) niçini sorgulanmadı.Sahabenin peygamber vefatından sonra diğer şehirlere dağılmaları (ra) hz.alinin onları tekrar toparlama girişimleri sorgulanmadı. Mesela İs'in oluşumu bir tür göçtü işlenmedi.sonra muhacir kim işlenmedi.sonra şehre atfen ensar işlenebilirdi.Gündeme dahi alınmadı.
kızmaz iseniz şöyle sorsam Hicret ne yahu?Allah kim yahu?allah niye hicret emri verdi?hicretin etkileri tepkileri ne oldu....TErkedilen şehir işi nasıl karşıladı....vb Azizim olayı lütfen işleyelim,kendimiz gibi,dilimiz gibi,kelimelerimiz,hayatımız gibi dinimiz gibi gibi yarım kalmasın .bakın bir fırsat sunuldu bu fırsatı kullanalım.çok değişik görüşlerle karşılaşacağız bundan eminim.Site yöneticilerine de söyledim tek çatı altında toplansın diye suyun akışı gibi mecrasını bularak şekillenecektir forum konusu.hem elimize meteryal geçer,değişik görüş ve kişileri bulabilirizKalıba girmeden de oratay bir şeyler çıkabilir.rica ediyorum bakın şunu şurasında 5 gün kaldı forum konusu gündemden düştü hele konuyu ortaya atanlardan ses seda çıkmıyor ,yapmayalım lütfen.Lütfen işliyelim konumuzu.
Ne yaptık - ne haldeyiz - ne olacak?..
Kâni Çınar — Cum, 25/07/2008 - 17:20Merhaba,
Kaç gündür kıyısından kenarından yazıları okumaya, anlamaya çalışıyorum. Bildik, şu veya bu şekilde duyduk hadiselerle beraber meselenin derinliğine ele alındığı yazılara da şahit olduk. Kendi adıma bunu memnuniyetle ifade edebiirim.... Evet, mutlaka bir "ensar - muhacir" yazısı girilmeli. katılıyorum, niçin Habeşistan'a, Medine'ye hicret edilmiştir? Kimler hicret etmiştir özellikle Habeşistan'a ve Taif ne tarafta durmaktadır? Taif nasıl durmaktadır? Bu ve benzeri konular ele alınmalı...
Şehir konusu da başlı başına bir derya tıpkı hicret gibi... Yazılabilecek çok, hakikaten çok şey var ve fakat bir başlangıç ve bir acemilik olarak hiç de fena durumda değiliz. Daha iyisi olabilir miydi? Evet, ama dostların iştiraki bu kadar şimdilik. Dostlar, genellikle "şiir" göndermekle meşgul siteye ve o kadar birikme oldu ki işin içinden nasıl çıkacağımızı kara kara düşünüyoruz...
Ayrıca şunu da eklemekte faide var... Temmuz son haftası ele alalım ve yoğunlaşalım dedik fakat 31 Temmuzda bitsin demedik... Hicret ve Şehirler başlığı Forum konusu olarak sabit duracak ve zaman içerisinde işlenerek daha iyi bir kıvama gelecek diye düşünüyoruz. Ya nasip...
Bu arada bütün dostlara ilgilerinden dolayı teşekkür ederim. Yazmaya, okumaya devam efendim. Kolay gelsin...
Hacer-Ev
Nadir Marmara — Çar, 23/07/2008 - 12:21Ben kendi adıma mistik ve dini anlamda "ev" eşleştirmesine karşıyım. Bu yorum Erken dönem İslam düşüncesinde, özellikle de Abbasilerle birlikte VIII. Yüzyılın ortalarıdan sonra zayıf biçimde tartışmaya sokulmuştur. Belki yazar ve bir çokları açısından masum gibi gözükebilir. Ama bir hususa açıklık getirmek isterim.
İslam kaynaklarında bir "İskender" meselesi vardır. Açıkcası ben İslam'a nüfuz eden bir "İsraliyyat" kaynağından öte bir "Mısriyat" kaynağının olduğu düşüncesindeyim. "Ev", eski düşüncede ve dinlerde çok önemli bir yere sahiptir. Eski düşüne ve inançların etkisinden İslam düşüncesine "Kabe, mescit ve camilerin Allah'ın evi" olduğu anlayışı da çok bariz biçimde vurgulanmıştır. Bunlar bana biraz içeriğinden koparılmış bir anlatım gibi gelmektedir. Neden?
Bildiğiniz gibi Firavun kelime olarak Eski Mısır dilinde "pir-on" sözünden "ev" demektir. Firavun'un evi ise dinsel anlamda pitamitle simgelenir. Firavun aynı zamanda "tanrı" olduğundan ev, ibadet ve "kıble" anlamında eski inançta yerini almıştır. Bu inanç Yahudilikte benimsenmiştir. Örneğin, Yahudilikteki üç köşeli yıldız ve ortasındaki göz simgesi bunu simgeler ve "dünyanın ev" olması inancına dayanmaktadır. Yahduilik aracıyla bu inanç I. Darius'u tarafından Pers düşüncesine ve Zerdüşt inancına sokulmuştur. Bugünde İran'da eyalet anlamında kullanılan "ostan" aslında "firavun-ev"in Persçe karşılığıdır. Zerdüştlükte "ev ehline" ve "ev'e" ant içme buradan gelemktedir. Ev'in kadın anlamında da içeriği vardır, ki pagan anlamında kadın-merkezli bir görüştür. Piramide karşı Kabe'ni ev kabul etmek bir yerde "anti-tezdir".
Bu görüşler İslam kaynaklarına masum biçimde girmiştir. Ve olay İskender meselesinde yatmaktadır. İskender'in Doğu ve İslam düşüncesinde önemli bir yer edinmesinin nedeni, m.ö. 550-331 arasında Perslerin zulmüdür. Bu yüzden Doğu toplumları için İskender kurtarıcı olarak gözükmüştür. Tevrat'ta Pers devletinin kurucusu Kir "peygamber"den üstün olarak gözükür ve I. Darius dönminde Yahudilerden müteşekkil ordunun Pers hakimiyetini kabul etmeyen şimdiki Irak, İran toplumuna karşı girştiği "soykırım"dan söz edilmektedir. İlginçtir, Tevrat bu soykırımı Yahurilerin "Purim bayramı" olarak her yıl kutlar. Ki, Tevrat'ta bu bayramın nasıl gerçekleştiği ve katliamlar günü gününe anlatılmaktadır. Böyle bir zulme son vermesinden dolayı İskender yüceltilmiştir. Buradan da İskender motifi İSlam'i literatüre geçmiştir. Ama bu motiflerle birlikte İskender'in eski inançlara özgü "boynuzlu", "Hızır'la yolçuluğu", "ev" gibi tasvirleri de İslam literatürüne alınmıştır. Örneğin "İskender'in boynuzu", onun İskenderiye'de tahta otuturken Mısır geleneğine göre Tanrı Amon'un oğlu olduğunu gösteren boynuzlu tacı takmasıyla ilgilidir. "Ev" anlayışı da firavun tahrına sahip olmasından ileri geliyor. İslam inancında veli ve evliyaların mezarlarına yapılan "pir" - "piramit"e saygının başka bir versiyonudur. Zira "pir" kelimesi dahi "pir-on" sözcüğünün kısaltılmış biçimidir.
Kuşkusuz, "ev"- bereket'tir ve toplumsal anlamda önemli bir yere sahiptir. Ancak "ev" benzetmesini kutsal anlamda fazla genişletmenin bazı sorunları da vardır. Bunu bir uyarı olarak değil de bir hatırlatma olarak okumanızı rica ederim, acizane.
Saygılarımla.
Dünya benim için temiz bir mescid kılındı
Halid Aslan — Çar, 23/07/2008 - 13:01yanlış anlamadıysam üstad: "Dünya benim için temiz bir mescid kılındı" buyuran Sevgililer Sevgilisinin mübarek sözlerinden hareketle "yeryüzü" mescid olabildiğine göre zaten temizdir, paktir... Tertemiz bir yeryüzünde ayrıca "ismi ne olursa olsun" başkaca bir mekana hele "kutsallık" atfederek bakmak yanlıştır. Ki eski inanışlarda gerek piramitler olsun, gerek başka inşalar "tanrılarını" bir mekana hapsedenlerin düşünce uzantısıdr. Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Camiide kılınan nazam da namazdır, evimizin bir odasında kıldığımız namaz da namazdır...
yanlış anlamdıysa eşyanın
gürbüz ünal — Cum, 25/07/2008 - 11:37yanlış anlamdıysa eşyanın temizliğine gündeeme getirmiştim,eşyada esas olanın mübah olması demiştim.Ev kelimesi özleliikle kabe için Kuran'da kullanılmış bir kavram diğer yandan sembollerle konuşuyoz sembol birebir aynı olmak zorunda değil aile yönetimi hakkında çoban tabiri bire bir aile reisini göstermesi beklenemez.Çobanla raiyetinin ilişkisi baba ile ailedekilerin ilişkisiyle bire bir değil.Ama teşbih yapılmış ve teşbihte hata olmaz kaidesi var.Diğer yandan mekan kutsallık var kişiye de kutsallık var değil mi?Müslüman için kıble olduğu gibi ki tüm mekanlarda özellikle namaz ve kurban ona dönük olarak yapılır,hacc gibi birleştirici ve bir anlamda ölüm provası,bir anlamda hicert provası bir ibadet dahi onusz anlamı yok.Mescidi aksa diğer bir olgu,mescidi nebevi diğer bir olgu.Kuranda ev ve mülk kavramına bakılırsa daha bir yerinde konunun işlenip anlaşılacağını düşünüyorum.ve diğer taraftan kuranda işlenen toplumlara baktığımız zaman da biz sizi alemlere üstün kıldık tabiri çok geçmekte.kimin üstün kılındığı üstün ırk mı var sorgularına girmeden bunu da belirtmek istedim.zira kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe durum değişmez,ve dolayısıyla üstünlük(fazl) de elde edilmez.İbrahim den sonraki tüm peygamberler neden ibrahim neslinden (aleyhimüsselam)?
Evet ifadeleriniz doğru
Halid Aslan — Cum, 25/07/2008 - 12:52Evet ifadeleriniz doğru üstadım. Mesela Resülüllah (s.av)’ın Mekke’den çıkarken “Gerçekten biliyorum ki muhakkak sen, ülkelerden bana en sevimli olanısın ve sen muhakkak Allah’a en sevimli olan yersin eğer Müşrikler beni senden çıkarmış olmasalardı çıkmazdım." buyuruyor veya Mescid-i Aksa için Allah'ın etrafını bereketli kıldığı yer ifadesi var Kur'an'da... Medine'nin veya Mekke'nin "mübarekliği" ile "kutsallığı" arasındaki farkı vurgulamak istemiştim. Herhangi bir yerin veya nesnenin "kutsal" olmaması yani...
Hay hay efendim!
Nadir Marmara — Çar, 23/07/2008 - 13:37Çok doğru. Zaten sizin de belirttiğiniz gibi ben "kutsal" tanımına göndermede bulunmuştum. Ayrıca yorumumun yazıya ilişkin görünür anlamda bir özellik taşımadığını da belirtmek isterim. Halid beyefendinin yorumuna içtenlikle katılıyorum.
Yazınızın uzunluğu ve
Webmaster — Çar, 23/07/2008 - 06:42Yazınızın uzunluğu ve karmaşıklığı korkuttu önce. Ama okudukça "gerekirse bu yazıyı tashih açısından tekrar yazarım" dedim. Epey uğraştırdı ama değdi doğrusu. Hacer - Ev yaklaşımını hiç düşünmemiştim mesela. Selamlar.
Sizi yorduğum için kusuruma
gürbüz ünal — Çar, 23/07/2008 - 11:40Sizi yorduğum için kusuruma bakmayın,emeğiniz için bu yazboz tahtasını bir şeye benzettiğiniz için ayrıca teşekkürü borç bilirim.Kurgum bir aile yapısıydı birbirine karşıt olan erkek-dişiyi bir zeminde buluşturup çocukla neşvü nema bulacağı bir adresle pekiştirilmekti.İnanın vakit darlığından çalakalem irticali de desek yanlış olmaz düşündüğüm gibi yazmaya çalıştım,imlasızlık,dağınıklılık ve aciliyet beni teslim aldı.yeterince ve derli toplu konu işlenemedi tekrar edeiyorum ki kusuruma bakmayın.
Tüme varım,tümden kelim;her
gürbüz ünal — Çar, 23/07/2008 - 14:12Tüme varım,tümden kelim;her ikisi de eksik;bardak ne dolu ,ne boş.Temsil önemli bir merhale ifadelerin anlatımı için ve ifadelerin kolay anlaşılmasına iyi bir vesile.Hem küçüğü hem büyüğü görmek için maket.Hadislerde geçen ibare yönetimdeki kişi,elit,grup için ne denirse densin çoban tabiri kullanılır.Çoban tabirinden yola çıkarak güdülenler hep güdülmek mecburiyetinde diye bir çıkarsamayı düşünmekyi kimse yapmazEv tabiri kullandım çünkü Kuran'da ev ,ev halkı tabiri çok geçmekte ve ayrı bir anlamı var.Ha Belde tabiri bir ölçüde şehri karşılar ve Kuran'da bu tabir bizim şehir anlamında kullandığımızıdır zaten denirse: işin başı hicret olduğundan ve şehirlerin anası Mekke olduğundan hele işin ucunda İbrahim gibi bir ortak ata bir peygamber varsa bu işi zihnimizde daha bir netleştirir diye düşündüm.Evin ayrıca şehre önceliği de var,zira evsiz şehir yok ama şehirsiz ev var.
Kuran'da en çok dikkatimi çeken ibarelerin başında gelir emri bil maruf- nehyi anil münker.Niye marufu yani bilineni,tarif edileni emir etmek ve münkirden nehiy ,yani hoşlanılmayan şeyleri yasaklamak ibaresi ibare olarak geçiyor da açılmıyor?çünkü emredilecek ve yasaklanacak şeyler ortak ve herkesce biliniyor.
tümevarım,tümdengelim,kıyas,içtihat,terkip,teşbih ..vb bütün geliştirilen metodlar anlamak,tanımak,bilmek bunlarla birlikte dış dünyaya karşı bir hareket,yaklaşım belirlemek için kullanılan yöntemler.Eksiklik mutlaka olacak dünya serüveni insana bir tür kemali bulmak için ki bu kemalin Kuran'ca ibaresi ve Adem'i kandıran şeytanın silah olarak kullandığı EBED arayışıyla temsil edilebilir.Kemal için (ebed) yola çıkan eksik insanın dış dünyayla bu serüvene çıkması da elbet düşe kalka olacaktır. Herşeyin yerli yerinde olması Adaletin ta kendisi.Adalet ise vazgeçilmez birincil gaye ve yaratanın da ismi.Diğer yandan yaratanın sıfatlarıyla halifesine bakacacak olursak bu ayrı ve başlı başına bir konu teşkil edecek.Ayrıca Enelhakk diyenler de var kültürümüzde bu israiliyat bu grekten demeden önce kendi kaynaklarımızda geçen kutsi hadis olarak gören gözü,yürüyen ayağı olurum ibaremiz de var.
Temanın işlenişi istediğim gibi değil acemilik deyin buna,fakat kalem üstadları bunu gerekli şekilde işleyebilir.Erkek -kadın;iki zıt kutup,ateşle barut gibi ki -aşk bir yerde sarılarak öldürecek sarmaşık-bir yolda birleşecekler ki bu yol hicret,kadın hacer isme ve temaya birebir örtüşüyor;hem toplayan hem doğuran anlamla da örtüşüyor.Hem anlam çok başlı batın,zahir olarak bakılabildiği gibi gece,gündüz ,melek,şeytan ,cennet cehennem gibi ikilemlere de sahibiz ve bu ikilemler bizi düalist yapmaz determinist hiç.ama anlamak için bu yollar da kullanılabilir.Habil Kabil iki kardeş düşman biri göçebe hayvanlarıyla diğeri tarımla uğraştığından yerleşik.Ama biz hem göçebe hem yerleşiğiz.Zıtların birleşmesinden mıknatıs oluşur ki Kabe bir yerde bunu da temsil ediyor.Kabe Mekke'de,şehirler anası olan bir mekke.
Hicret ve şehir herkes bir şey hazırlamak yerine bu tür tartışma alanı olarak belirlense ve görüşler burda ifade edilse daha yerinde olur kanaati taşıyorum.Bu sayede bütünlük kaybedilmemiş ve dağınıklıktan da kurtulmuş olunur.Benim yazım bunu yani dağınıklılığı göstermesi açısından yeterli bir örnek oluşturmakta.