Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Forumlar › Hicret ve Şehirler

Musa'nın Dağındaki Zeliha

Osman Nuri Öz — Çar, 23/07/2008 - 06:12

Hangi mevsimin yağmuruydu kim bilir. Kalbime yağıp geçti damla damla, serinliği kaldı şimdi ruhumda. Güneşi yoktu o günün Kızıldeniz’in ortasında bile.. Sanki güneş ikiye bölünmüşte gözlerine birer birer girmişti. Sath-ı arz gözlerinden aydınlanıyordu. Keşki gece görseydim onu.. Belki mehtap yüzünde idi, yakamozdu saçları. Ama olsun şimdi her mehtap ve yakamoz akşam güneşinden sonra Musa’nın dağındaki o yok oluşu anımsatıyor…

Musa’nın dağından henüz inmiştim, nereden bilebilirdim başka bir dağa tırmanacağımı, yolculuğun gözlerinden başlayacağını ve bitmeyeceğini sonsuza kadar…

Sensizlik var şimdi yüreğimin koridorlarında belki de ümitsizlik belki de bir bekleyiş… Ne denirse densin sanki aşkın ta kendisi ama ortada bir hakikat varsa; yalnız kalan ruhumun acısı çok derindir, yıllar geçse de inan kalbim bu kalbim sahipsizdir.
Nedir gözler; ruhun aynası mı? Peki gözlerin aynası ne? Ruh mu?

Korkmuyorum özlemekten, korkmayı özlüyorum her şeyden. Biliyor musun tek sorum var şimdi kendime; Ah mine’l aşk nereye?
Bilmeliydim ne başlangıç olacağını ne son… Oysa nelerle karşılaştım şu hayat denizinde; ne dalgalar, ne fırtınalar gördüm de bir seninle karşılaşmadım en serin sularda.

Her şeye rağmen ağlamak güzelmiş seni beklerken. Gelmeyeceğini bilsem de güneş sönene kadar. Cesaretim yoktu seni sevmeye belki de hakkım. Ama binlerce canım olsa verirdim bir an göz göze gelmeye Kahire’nin pis sokaklarının birinde.
Üzülme meçhul sevgili! Güle hazan değmez çöl sıcağında, değer hüzün, keder belki de gülün kendisi. Zira düşmanın attığı taş yaralamaz da mahzun kalbimi dostun attığı gül yaralar dememiş mi büyükler…

* * *

Sahi ismin neydi senin; meçhul sevgili, Musa’nın dağındaki Zelîha yada güneşin kızı… Söyle güneşin kızı neredesin, kiminlesin, niçin bekletiyorsun beni günlerdir belki yıllar olacak gelmeyeceksin. Bilmiyor musun ki visalin bir senesi belki binler senesi bir saniyedir. Firakın bir saniyesi binler sene hükmündedir. Ne yapmak istiyorsun; beni öldürmek mi? Tamam…

Şimdi sen yoksun, hayalin de sisli, meçhul ismin zaten hiç olmadı. Ama her şarkıda ve hasret şiirinde senden bir şeyler var. Kalemimin mürekkebinde bile; bak seni yazmazsam o da yazmıyor, ne yapayım.

Eskitmeye çalışıyorum şimdi sevdamı. Söyle eskir mi sevdan, yıpranır mı içimde yanan bir korken.

Ne zaman menekşeler çiçek açmazsa suyunu dibinden verdiğin halde ve güllerin ko(r)kusu bülbüllerin hayallerine girerse, yağmura ve kedere çare bulamadığın vakit belki eskir belki yıpranır. Belki de sen ve sevdan kalmaz bütün bir mevcudat içinde.
Birazdan sana uzak kentlerin birine gideceğim(Kahire). Üzülme orada her şey her an seni hatırlatacak; Akşam güneşi, nil sahili, rüzgar… Niçin mi? Çünkü her bir manada sevgilinin gözleri var.

Şimdi hiç durma, konuş, konuş sevdiğim; rüyalarımda ve hayallerimde. Bir gece vakti yıldızlar senden utanıp bulutların arkasına saklanma telaşesinde, ayın heyecandan yerinde duramadığı zaman, rûz-i gârın ağaç yapraklarıyla fısıldaştığı bir anda göz göze gelip öyle ayrılalım.

Konuş sevdiğim. İnleyen yüreğinin şarkısını söyle bana, yoksa ben pencereden sarı gülleri alıp onlara söyleyeceğim; kalbim aşkının bir esiri, seven kalpse bir serseri, ne gündüzüm gecem var, koskoca dünya bana dar…

Bir gün bile uzak olma. Çünkü dakikalar yılların üstünde. Yıllar geçip gidiyor da dakikalar geçmek bilmiyor. Bekliyorum seni her uykusuzluğumda, senin de göz kapakların bensiz uçmasın olur mu?

Şimdi bunları anlatsa sana biri, unut der gidersin belki. Unut demek kolay, kolay da gel sen bana sor unutmanın zorluğunu. Unutamıyorum işte; kalbimde çırpınan bir güvercin yüreği istidadı var. Uyutmuyor beni, konuşturmuyor, unutturmuyor. Susmak var şimdi kaderimde, susuyorum. Susuyorum gözlerine, endamına, ruhuna… Susadım mesafelerin kuraklığında…

* * *

Hava esintiliydi hafiften. Rûz-i gâr yanaklarıma serinliği tattırmaktaydı. Dağlar bekleşmedelerdi büyük bir aşkı. Güneş çoktan ikiye bölünmüştü sevgilinin gözlerine girmek için. Bulutlar renklerini beyaza çevirmişlerdi belli ki yar boyasına boyanmaktı gayeleri. Yağmur da göz pınarlarıma girmişti günler önce. Damlamak için benim emrimi mi bekliyorlar ne.. Çiçekler, güller, kelebekler, palmiye ağaçları cenneti hazırlamaktaydılar kendilerince. Deniz vardı sakin, ürkütücü ve alabildiğine serin. O da biliyordu böyle bir aşkın ateşini söndüremeyeceğini. Çünkü yar sahilinde yürüyordu nuruna bakıp…

Saat on ikiye on vardı. Güneş tam ortalamıştı dünyayı, belli ki ikimizin de yanmaktaydı. Annem de çok severdi beni, anne şefkatinin enginliğiyle. Hatta hastane odasında dünyaya gözlerimi açtığımda gözleri gayri iradi saate ilişmiş; saat on ikiye on varmış. Ne oldu şimdi ben bir gün yaşında mıyım yoksa onun gözleriyle yeniden mi doğuyorum…

Aşkı tanıdı kalbim bugün. Ve tam orta yerinden kırıldı. Şimdi kendi öykümü yazıyorum.kalbim kırık, öksüz; kalbim mahzun, yetim. Yirmi yaşında o körpe yüreğim, ellerim yaşlanmamıştı henüz, bileceğim her şeyden uzaktaydım; yalnızlık, yabancılık, haksızlık… hepsi bir gecede girdi o eve, kalbime. Kalbim dayanamadı bu yüke. Balkona çıktım atmak için onları. Gündüz ateş parçası olan ama geceleyin buz kesen parmaklıkları tuttum meçhul bir kent Kahire’de. Yoldan bir taksi geçti. Yine eski model bir pejo idi ve farları yanmıyordu. Sokak lambaları da yanmıyordu. Dökülen her yaprak bir ömür gibi gidip de gelmeyen hem düne hem yara benziyordu. Ben, taksici ve meçhul kent karanlıklar içinde karanlıklardaydık. Karşı marketten yani ki mümessil Abdullah’ın marketinden süzülen bir ışığın ardından biri çıktı. Bir bibsi şişesi vardı elinde. Yavaş yavaş içmişti belki. Sonra fırlattı elindeki boş kola şişesini tam karşısındaki sokak lambasının direğine. Bir ses çıktı o atıştan. Dört kelime yankılandı buz gibi bir direkten, bana, ona ve meçhul kente; keder, hasret, sıkıntı ve ızdırap… Aslında tek hece yankılanmıştı ama…

Gece uzundu. Geçmek bilmiyordu. Şarkılar ve şiirlerle karanlığı delmeye çalışıyordum. Yıldızlar ve parlak ay şahitti yalnızlığıma, doğrusu ben de şahittim onların çaresiz bekleyişlerine…

Gece bitmek üzere idi. Güneş ilk bakışlarını attı meçhul kent Kahire sokaklarına. Derken göründü güneş yani ki gözlerin. Hava hafiften bulutlu idi. Gözlerim gibi… Her şey başa döndü sanki, hatırlattı yine seni gördüğüm her şey… Hangi mevsimin yağmuruydu kim bilir. Kalbime yağıp geçti damla damla, serinliği kaldı şimdi ruhumda…

* * *

HÂTİME

Bir şehirdeyim,
Şehir meçhul, ben garip, yitik.
Belli ki şehir çilekeş ben misal.
Şimdi bir şehir var gözlerimde
Ve şehirde bir göz, güneş misal.
Caddeleri kalbimin sokaklarını anımsatır gibi
Muzlim, keşmekeş…
Sığınıyorum karanlığa annem misal,
Karanlık bana muhtaç.
Çünkü karanlığın içinde uzayan bir lisanım şimdi.
Ama ben bu şehre mecburum bilirim,
İçimi karanlığı ile ısıtırım.
Güneş emsal gözlerinle…
Kaldırımlarda çöl kokusu.
Bu şehir eski Kahire mi?
Ağaçları bu şehrin
Sonbahar hazırlığı nedir bilmez,
Seni bilmedikleri gibi,
Benim seni bilmediğim gibi…
05 AĞUSTOS 2003
TÛR-İ SÎNA/MISIR

‹ Hicret: Kavuşmak için terk et! - İktibas- Tüm Kötülüklerin Kaynağı Olarak Şehirler ›
  • Hicret ve Şehirler
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Güncel Berceste Ümidlere Dair Düş Vakitleri Gelişi Güzel Tanıtılanlar Kimdir Nicedir Makamı-ı Dikkat Haberdar Hür Tefekkürün Kaleleri Şiir Makamı Tefekkür İçe Dönüş Kişilere Dair Hüzün Alanı Söz Ola Hay Sızı Hakikat Hikayet Reyhan Yürek Yarası Ümmet Coğrafyası Kara Kalem Yazıları Zamana Dair Gülü Gülle Tartarlar Gonca
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 0 üye ve 0 misafir çevrimiçi.
  • saliha desem
  • Aysen Erarslan
  • abdullah çal
  • şefika
  • sevgi özsarıoğlu

Duyuru - Etkinlik

-Minare Dergi 2
  • - Az Edebiyat Dergisi'nin 2. Sayısı Çıktı
  • - Rihle Dergisi'nin 3. Sayısı
  • - Yirmiikinci Tasavvur!
  • - Zemheri Edebiyat 6. sayısıyla okurla buluştu!
  • - filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - Yankı Bir Dedi
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Ülkemizde sporun (özelde futbolun) dostluk, kardeşlik tesis ettiğine inanıyor musunuz?:

    Son yorumlar

    • hayrolsun...
      14 sa. 20 dk. önce
    • Bir şeyler yapalım ya hu.
      14 sa. 48 dk. önce
    • Dağişik tarzda yazıları
      14 sa. 59 dk. önce
    • İyilerden Allah razı olsun... Kötülerden de
      15 sa. 6 dk. önce
    • insanin gozlerini dolduran
      15 sa. 10 dk. önce
    • Her okulun nasibine bir tane
      17 sa. 28 dk. önce
    • hayrolsun
      1 gün 5 sa. önce
    • İşte şiir diyebileceğim bir
      1 gün 19 sa. önce
    • Yazınn içeriğinde var olan
      1 gün 19 sa. önce
    • Hocam şiiri hangi duygularla
      1 gün 19 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerinde İnsan ve İnsan Psikolojisi
    • Yazıyorsam, Ey Âh!..
    • Hatırlıyorum, Hiç Unutmadım ki...

    Bilgi

    Kitap

    Bülent Akyürek - İçinizdeki Öküze Oha Deyin

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim