Şehit Mertebesinde Çalışan veya İşveren Olmak.
cihad meriç — Pzt, 28/07/2008 - 04:36
Hiç düşündünüz mü 24 saat mesai nasıl olur; yaşayan zaten bilir, diğerleri de biraz tefekkür etsin.
Bir emekçi, sabah ev-iş uzaklığına göre kalkıyor; çoğunluk saat 07:00 civarıdır. Bu adam akşam eve en iyi ihtimal ile saat 19-20 arası gelebiliyor. Birde fazla mesai varsa eve geliş saat 23-24'ü de bulur. Asgari ücretle maaş alıyorsa ev geçimliği için fazla mesaide şarttır. Eee! dostum bu adam çocuğunu, eşini, ailesini ne zaman görecek. Hatta ne zaman evde yemek yiyecek, uyuyacak ve bu meseleler ortasında (Kimi içinden diyordur; “Meselemiz keşke sadece bunlar olsa.” ) sabah erkenden tekrar gitmesi gereken bir mesaisi var. Bu adam salına salına sabah yürüyüşü yapabilir mi? Böyle bir yürüyüş için vakti olanlar ne kadar şükretse azdır.
Heyhat bu adam kendine zaman ayırabilir mi?
Allah'ı ile rabıta kurabilir mi?
Çoluk çocuğunu yetiştirebilir mi?
Sayın sendika baronları bu konuyu neden düşünmezsiniz. Nedense sendika denince benim aklıma; devlete efelenen, özel şirketlere yaltaklanan , işçiden kesilen miktarlarla iyi maaşlar alan kişiler geliyor. İşini adam gibi yapan varsa onları ayırmakta boynumuzun borcudur. Şu fabrikanın işçisi ortada kaldı, sendika bile ilgilenmedi tarzı haberler bize bu mevzularla ilgili ipucu veriyor.
Kapital düzenin birkaç ayağı var bunlardan biride emek sömürüsü ve kitleleri böylelikle sindirme politikası. Sosyalistlerde konuya farklı bir açılım getiremedi. Adalet tesis edilmedikçe ha işçi patron olmuş ha başka biri ne değişir. Önce insana insanca yaklaşmak ve birlikte kazanıyorsak, birlikte harcayacağız diyebilme şerefine yükselmek gerekir. Sorumluluklara göre belki herkesin geliri aynı olmayacaktır, aynı olması da düşünülemez; çünkü buda adaletsizliktir. Fakat adaletli bir düzende kişiler arasında fark olur, uçurum kabul edilemez. Adil bir işveren benim çalışanım ne zaman evine varır, nasıl dinlenir, evine zaman ayırabilir mi diye düşünür. Öyle Allah yolunda çarpışmadan şehitler seviyesine gelmek kolay değil. Bugün bence üreten ve çalışanını gözeten işveren gerçekten şehitlik mertebesindedir. En doğrusunu yine de Allah bilir.
Ben özellikle üreten, çalışanına değer veren, kişilerin ev geçindirmesine vesile olan işverenlerin alnından öpüyorum. Rabbim sayılarını çoğaltsın. Eğer yeniden diriliş olacaksa bu kişilerin elleri en üste olacaktır. Ben iyi bir işveren gördüğümde not ediyorum, kaliteli çalışan gördüğümde de not ediyorum. Herkesin eksiklikleri vardır, önemli olan hatayı görüp yanlıştan dönmektir. Eğer sizde şehit mertebesinde işveren olmak istiyorsanız; adil olun ve işçinizin yerine kendinizi koyun. Şehit mertebesinde çalışan olmak içinde kaliteli ve ahlaklı çalışan olun işveren yerine kendinizi koyun. Kendi işiniz olsa işi nasıl yapacaksanız o sorumlulukla çalışın. Bu şekilde çalışma hayatı oluşursa siz o zaman seyredin alemi.
- cihad meriç yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Yönetilene Göre Yöneten Kim?
Kâni Çınar — Cum, 15/08/2008 - 20:53Organize sanayi bölgesi.
Devasa fabrikalar, harıl harıl çalışan arabalar, iş makineleri, presler, tornalar, tesviyeler... Hummalı bir aşk içerisinde üretim uğraşısındaki insanlar...
Fabrikaların hemen bitişiğindeki idari binalarda görsel etkileri güçlendirecek mimari oyunlar, granit veya mermer kaplama ve döşemeler, ahşap sanat şaheserleri! Bürolar, dış görünüşten de şatafatlı. Koskoca masalar, içerisine gömüldüğün koltuklar, gelen çaylar giden kahveler ile sadrazamlara, vezirlere taş çıkartacak rahatlık.
Dev hangarları hatırlatan kapalı fabrika alanlarında arı misali çalışan, koşuşturan, emeğinin karşılığı için çırpınan yağın, kirin içerisindeki işçiler. Kışın ısınmayan, yaz gelince de sıcaktan durulmayan hangarlar...
Bu işçilerin büyük çoğunluğu asgari ücret ile geçiniyor. Sırtları açık, karınları aç. İş bulabilmiş olmanın mutluluğu ile, akşam eve döndüğünde "iş yorgunluğu" ile televizyonun karşısında dinlenmeye çekilen, oturduğu yerde yorgunluktan uyuyakalan ve ertesi gün, aynı koşuşturmaca, aynı telaşe ile iş başı yapacak emekçiler.
"Efendi yabancı" diyor hancıbaşı kentlerindeki durumu soran yabancıya. "yanlış kişiye danışıyorsunuz. Bana emanet edilen mallara ve kendi adıma yaptığım ticarete göstermem gereken özen beni öylesine meşgul ediyor ki, kentte Karmatların mı hüküm sürdüğünü, yoksa egemenliğin yeniden yasal sahiplerinin eline mi geçtiğini düşünmeme fırsat bırakmıyor. Hatta size şunu temin ederim ki, kent sakinlerinin dörtte üçü benim durumumda. Ama geriye halkın dörtte biri kalıyor ki bunlar, ötekileri yönetmeye vakti olan işsiz güçsüz zengin takımı; zaten onları da ağzı laf yapan üç dört kişi yönetiyor...."
Hafız'ın Yolculuğu'nda bunları söylüyor Jan Potocki. 18. asra ait izlenimler.
Günümüzle nasıl irtibatlandırmak mümkünse öyle irtibatlandıralım: Halk tabiriyle, akşam eve geldiğinde "ağzı açık kalan" insanımız, bizi kimlerin ve nasıl yönettiğinden haberdar mı acaba? Bir çubuk sigara daha az içerek aile bütçesini yükseltmeye çalışan garibanın, tv. karşısında bir maçta gördüğü purolu adam ile ne gibi ortak değerleri ve idealleri olabilir. Bizim insanımız için Ankara ne anlama geliyor?
Kazanılmış bir maç yetiyor bize dünyayı toz penbe görmek için. Maalesef.
Nedense pek ilgi çekmemiş
Hüseyin Savaş — Cum, 01/08/2008 - 13:33Nedense pek ilgi çekmemiş yazı. Bence üzerine uzun uzun tartışılması gereken bir yazı. Yoksa burası sadece edebiyat ortamı mı? Çiçekten böcekten mi bahsetmeliydik. Hayat bütündür dostlar, yaşamadıklarınızı yok sayamazsınız, birbirimizin derdiyle dertlenmedikçe olmaz.
Dostların "yorum" yerine daha
Halid Aslan — Cum, 01/08/2008 - 19:03Dostların "yorum" yerine daha ziyade "yeni yazı" tercihleri bazı yazıların yeterince irdelenmesine mani oluyor. Bu da onlardan birisi... Yoksa sadece edebiyat ortamı olsa dahi çicek ve böcekten ibaret değildir...
Sendika deyince benim da
Kerem Dağlı — Salı, 29/07/2008 - 13:43Sendika deyince benim da aklıma Şemsi Denizer geliyor... Hani Jaguar'ı olan... Yani hep sarı sendikalar, ceplerini düşünenler... Hatta Akif İnan rahmetli sendika ile uğraşıyor filan dedilerdi de ne kadar tuhafımıza gitmişti... Ne iş yaparsan yap Allah kokusuyla yap, Allah'tan korkarak yap, gerisini gam edinme. Sendika dahi olsa...