Habeşistan'a Hicret
Zehra Arslan — Cts, 26/07/2008 - 16:02
Zulüm ve işkence Mekke'de sürüp gidiyordu. Her sopta ve her kabilede müslümanlar bulunmakla birlikte, hayatları buralarda emniyet altında değildi, zira bizzat kendi aileleri içinde bile düşmanları vardı. Mesela Said Unb'un as bizzat kendi oğlu Halid'e kafasında yaralayacak şekilde ağır bir dayak atmıştı. Bizzat şehirde alınacak bir tedbiri ve başvuracak çaresi kalmayınca Resullullah müminlere şu tavsiyede bulunDu: " Şayet isterseniz ve yapabilirseniz, Habeşistana sığının! Zira orada ülkesinde kimseye zülmedilmeyen bir hükümdar işbaşındadır. Orası bir doğruluk ve hakikat ülkesidir. Allah işlerde bir kolaylık verene kadar orada oturup kalın.
ilk gidenler içlerinde bir kaç da kadın bulunduğu halde on iki kişi olmuştur. Muhakkak ki önce gidenlerin hüsnü kabul görmeleri sebebiyle bunları diğerleri takip etti. ilk giden kafilede Resulullahın damadı Osmanında adı geçmektedir. ikincisinde ise Resullulahın yeğeni Cafer'ut Tayyarın da adı görülüyordu. Osman, onunla birlikte zevcesini yani Resulullahın kızı Rukayya' yı da nakil vasıtası olarak bir eşeğe bindirip yola çıkarmıştır.Elimizde Resullulahın Habeş hükümdarı Neçaşi (negus) ye gönderdiği bir mektup bulunmaktadır ki burada o, Caferin mektubu beraberinde alıp götürdüğünü bize düşündürecek deliller mevcuttur.
Bir müddet geçtikten sonra bir gün Resullullahın Kabe önünde kuran 53. süresini okuyarak namaz kılmaktayken tam şu ayetlere gelince bir vuku buldu:
" Eh işte görüyor musunuz Lat ve Uzza' yı ve şu diğer üçüncüyü Menatı ? Acaba bunlar gerçekten Ulu Tanrılar mı ? ve onların araya girip şefaatte bulunmalarından ümidvar olunur mu?"
Müslüman müfessirler, umumiyetle sonuncu iki ayetin asla Muhammed a.s.s. tarafından okunan ayetler arasında bulunmadığını ve fakat şeytanın araya girip ve bu ikisini sadece putperestler tarafından işitilecek şekilde okuduğunu ifade ederler. Hatta şeytani metinlerin bile izah meseleyi çözmüş olmamaktadir. Öyle anlaşılıyor ki bu ayetler bilinip tanınıyordu ve şehir halkından biri yukarıya tercümesini verdiğimiz son iki ayeti sual şeklinde okumayı gerektiren bir sual takısını asıl metin ihtiva etmediğinden, şeytani bir düşünce ile, sual vurgusu ve ifadesiyle değil de icabi olarak yüksek sesle okunmuştu. Orada hazır bulunan putperestler Muhammedin kendi tanrıları lehine bir imtiyaz tanıdığı zehabına kapıldılar, bundan çok memnun oldular ve hatta öyle ki muhammed a.s.s arkada olan bitenlerden habersiz kalmış ve fakat bu yanlış anlamayı bir yumuşama havası takip etmiştir. Bunun yankıları ta Habeşistana kadar varmış ve bazı mültecilerin yurtlarına geri gelmelerinde dahi tesirli olmuştur. Bu arada var zannedilen hayal dağılıp gitmiş ve Muhammed a.s.s. olayları büyük üzüntüyle karşılamış ve gelen bir yeni vahiyle durum düzeltilmiş ve bu yeniler, iki manaya gelebilen ayetlerin yerini almıştır
" Eh işte görüyor musunuz şu Lat ve Uzzayı ve şu diğer üçüncüyü Menatı oğlan size de kız ona mı?
işte ne kadar adaletsiz bir bölüşme! onlara Allah hiç bir kuvvet kudret vermediği halde bu isimler ancak sizin ve atalarınızın onlara takındı adlardan ibarettir. Onların takip edip tabi oldukları şey kuru bir zan ve nefislerinin heva ve heveslerinden ibarettir. bununla birlikte, muhakak ki onlara Rableri katında doğru bir yol gelmiştir"
Bu imtiyazın böylece ortadan kaldırılması esasen karanlık ve zor olan müslümanların Mekkedeki durumunu büsbütün zorlaştırıp ciddileştirdi. Bunun üzerine müslümanlar arasından daha kalabalık bir kitlenin yabancı bir diyara sığınmak üzere şehri terketmeleri lazım geldiğine inanmaları bizi şaşırtmamalıdır.. Tarihçi Balazurinin bir çok kaynaktan yararlanmak suretiyle verdiği bilgilerden ve muhacirlere ait listedeki sayı 130' a kadar çıkmaktadır...
Muhtemelen işte bu ikinci hicret Hareketinden sonradır ki Kureyşliler Neçaşi nezdine bir heyet gönderip müslüman mültecilerin iadei mücrimin esasları dahilinde kendilerine teslimini istediler. Bu heyet eli boş geri dönmüştür.
Kendisi Mekke şehir devletinin onlar meclisinde veresate yoluyla bir üyelik hakkına sahip, insaniyetperver iş ve hareketleri şehir hudutlarını aşmak suretiyle geniş bir tesir meydana getirilmiş olmasına rağmen Ebu Bekrin çektiği sıkıntı ve üzüntüler daha az olmamıştır. Bir gün kendisi bir liman şehrine gitmek üzere yemen istikametinde yola çıkmak üzere Mekkeyi terketmişti. Günlerce süren bir seyahatten sonra Kaare bölgesine vardı. Bu bölgenin başkanı onun dahi vatanını terke mecbur edildiğini öğrenince pek şaştı. Buna son derece üzülen başkan dostunun müdafaa ve himaye mesuliyetini üzerine alıp onunla birlikte Mekkeye geldi ki kendisi Kureyşlilerin askeri müttefiklerinden biri olması dolayısıyla büyük bir nufüza sahipti. Şehirde herkesin önünde bulunan böyle Ebu Bekrin hamisi olduğunu ilan etti. Bir müddetin geçmesinden sonra Mekkeliler bu eman hakkını tanıyan mezkur Kaare bölgesi başkanı İbn Duğunne aracılığıyla Ebu Bekrden komşularının kadın, çocuk ve kölelerinin dikkatlerini çekip onları cezbetmesi sebebiyle kendi kapısı önünde yüksek sesle kuran okunmamasını istediler... Ebu bekr ise Allah'ın kendisi için yeterli olduğunu ifade ederek onun himayesini ihtiyacı olmadığını cevabını İbn Duğunneye gönderdi. Böylece o, Mekkede oturdu kaldı ve Habeşistana gitmemeye karar verdi; zira Resulullahın hayatını ciddi olaylar tehdit altında bulunduruyordu.
Hadiselerin içinde zaman zırasını tesbit etmemekle birlikte işaret edelim ki Mekkeliler, müslümanların dinden çıkarılmaları için yabancılar üzerinde baskı yapmak maksadıyle en namussuz usullerler müracaat etmekte tereddüt ediyorlardı. El As'ubn Vailin, Habbab'unu'ul ecrete ödemek mecburiyetinde olduğu borcunu tediyeyi reddetmesi bu çeşit olaylardandır...
İbn hişamın Ebu Cehil hakkında naklettikleri ise şöyledi:
"Asil ve kudret sahibi bir kimsenin islama girdiğinden bahsedildiği işitse ona gidip hakaretler ve küfürler yağdırıyordu ve şöyle diyordu: senden çok daha iyi bir insan olan babanın dinini mi terkediyorsun? şayet bu kişi tüccar ise ona şöyle diyordu: vallahi sana öyle bir şey yapacağız ki hiç bir müşterin kalmayacak ve malların eriyip gidecek. şayet bu ihtida eden kimse zayıf ve kendini müdafadan aciz bir kimse ise ona odayak atıyordu ve diğerlerinin de aynısını yapması için onları teşvik ediyordu"
Muhaddis Ahmed'ubn Hanbel tarafından nakledilen şu küçük olayı naklederek son verelim: Mekkede açıkta duran gözler önünde çok sayıda put vardı.. Zaman zaman Muhammed a.s.s. ve genç yeğeni Ali gece karanlığından istifade etmek suretiyle bunları kırarlardı. Hatta el Hakimin eserinde kaydedildiğine göre bunları Medineye hicret edeceği sırada dahi aynı şekilde hareket etmişti. Bu yazar müşriklerinen büyük putunun (acaba hubel miydi?) bakırdan mamul olup kabenin damı üzerine burgulu demir çivilerle tutturulmak suretiyle yerleştirilmiş olduğunu ve Alinin bunu söküp damdan aşağı yuvarlaması üzerine de hurdahaş hale geldiğini bize nakletmektedir. Aynı doğrultuda olmak üzere bir dir diğer olay da şudur:
Ali ve Usmat Zeyn'ubn ( belki de zeyd'ubn harise) paçavralara sardıkları necaset ve pis şeyleri getiriyor ve putların üzerlerine atıp bulaştırıyorlardı . Ertesi sabah öfkeden kudurmuş halde gelen put bakıcıları:" Bunu kim yaptı ?" diye bağırışıyorlar ve putları süt ile yıkayıp güya arındırıyorlardı...
Resullah Muhammedin Habeş imparatoru Neçaşiye gönderdiği islama davet mektubu:
Resullah Muhamedden Habeşlilerin kıralı Neçaşiye: kendisinden başka tanrı olmayan, gerçek hükümdar( melik), mukaddes( kuddüs), selam, koruyucu, kurtarıcı olan Allah'ın övgüsünü sana iletir. Tasdik edip şehadet ederim ki Meryem oğlu İsa , Allahın ruhu ve kelimesidir ve afife( bu kelime) dokunulmamış Meryeme bırakılmıştır.; böylece o isaya hamile olmuş ve Allah da onu kendi ruh ve nefesinden olmak üzere Ademi eli ve nefesi ile nasıl yarattı ise onu da öylece yaratmıştır
seni tek olan Allaha çağırıyorum ki onun hiç bir şeriki yoktur. Ona itaat konusunda karşılıklı yardıma( çağırıyorum) ; Beni takip et bana uy bana gelen şeye iman et zira ben Allah'ın elçisiyim. Bu duruma göre seni ve etrafındaki askerlerini kaadir ve azim olan allaha davet ediyorum. Nasihat ve sözlerimi kabul etmenizi tavsiye ederim..
Amca tarafından yeğenim olan Caferi berabarinde az asayıda bir müslüman kümesiyle birlikte sana doğru hemen yola çıkarıyorum. O sana varır varmaz taşıdığın boş ve faydasız gurur ve azameti bir kenara koyup onlara misafirperverlik göster!
Selam; gerçek hidayet yolunu takip eden kimsenin üzerine olsun...
Kaynak: İslam Peygamberim Prof.Dr. Muhammad Hamidullah( Birinci cilt)




Son yorumlar
16 sa. 3 dk. önce
16 sa. 31 dk. önce
16 sa. 42 dk. önce
16 sa. 49 dk. önce
16 sa. 53 dk. önce
19 sa. 11 dk. önce
1 gün 7 sa. önce
1 gün 21 sa. önce
1 gün 21 sa. önce
1 gün 21 sa. önce