Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Enes Çınar yazıları

Sur Kenti Hikayeleri

Enes Çınar — Cum, 23/02/2007 - 17:59

Şair Ali Ayçil'in berrak Türkçesi, akıcı üslubu ile kaleme aldığı hikayeler... Hikayeler bana A'mak-ı Hayal'i hatırlattı desem yanlış olmaz sanırım. İç içe geçmiş hikayeler yazarın da belirttiği gibi bir bütünü oluşturuyor. İbni Battuta ile yol tutkunlarının güzergahı Sur Kenti bizi bu kentin Attarı, nalbantı, kadınları, hancısı, sihirbazı ile tarihin raflarından alıp mekanlarımıza konuk oluyor. Hikayelerde Ahmet Mithat Efendi ile başlayıp Mustafa Kutlu ile devam eden "okuru bilgilendirme" tarzının da yaşadığını memnuniyetle ifade edebiliriz. Sürükleyici hikayeleri bir solukta okuyacağınızı umuyoruz efendim. Kış akşamlarının daha verimli kılınabilmesi için bir bşlangıç olması dileğiyle... Kitap içeriğinden bir örnek:

Hikayeci Tâhir’in kesik dili

Kış, Sur kenti için erkenden basan akşam karanlığı demekti. Akşamları şehir, kendi kıyametini bekleyen sahipsiz bir yurtluğa dönüşür; insanla ruhu arasındaki mesafe açıldıkça açılır; o büyük kasvet evinde göz nereye baksa, irileşen bir boşlukta kısılıp kalırdı. İşte o boşluktu pek çok insanı hana çeken. Kentin sıcak yüreği Hikayeci Tahir, girişi meydana açılan han da oturur, uzun kış gecelerinin bitkin gövdesini diliyle hacamat ederek şehre can vermeye çalışırdı. Anlattığı hikayelerle büyük mangaldaki közü parlatır, koca salonu zar zor aydınlatan çıraların yağdanlığına sıcak yaz günlerinin iksirinden damlatırdı. Oturanlar, bu hayal dervişinin sonu uzadıkça uzayan hikayelerine kulak kabartırlar, heyecanın ve şaşkınlığın atına binerek, gecenin yamaçlarını bir çırpıda aşıp uzak ülkelere doğru yol alırlardı.

Hikayenin Tahir’e, Tahir’in hikayeye dönüştüğü sayısız kış gecesinde, neler dökülmemişti ki onun tutkulu dilinden: Sayda ırmağını ağzıyla kurutan Lübnanlı Kurabi’nin hikayesini anlatırken sürahiler dolusu su içmiş; İsfahanlı meşhur halıcı Ziya’nın kızı Gülbanu’yu ince hastalıktan kurtarayım derken, öksürükten boğulma tehlikesi geçirmiş; Firdevs’in kahramanı Rüstem’le Kabil’e doğru yol alırken nefes nefese kalmış; kocasına her gün yeniden aşık olan Mahinur’un evini tasvir ederken yanlışlıkla mangalın közünü hanın salonuna devirmiş; Çinli bir casusun Herat’da asılmasını taklit etmeye çalışırken, boynuna dolanan sicim yüzünden bir süreliğine gırtlağındaki nefesi tıkamış; Yecüc Mecüc kavminin istilası sırasında cümle dinleyicilerin tepesinde gezinmiş; Kunduracı çırağı Vasıf’ın, vurulduğu kıza nasıl kundura yaptığını tarif edeyim derken çarığının dikişlerini patlatmış ve daha nice hikayenin bitiminden sonra, yarı canlı bir vaziyette handaki odasına çekilmişti.

Handa bir odası vardı Tahir’in. İnsanlar için o, hikayesiyle başlayıp hikayesiyle biten bir adamdı nihayetinde! Bütün merak düğümleri çözülüp, hikayeci sözü salavatla bitirince, dinleyenler için Tahir’de bitmiş olurdu artık. Bu büyük hayal adamının göğüs kafesinde yaşayanın kim olduğunu merak etmezdi insanlar. Ama Tahir’in kendisi bir gün merak etti bunu! Sarayın uşağına aşık olduğu için, kral abisi tarafından sürgüne gönderilen güzel Honoriya’nın acıklı hikayesini anlattığı bir kış gecesinde, sözü bitirip handaki odasına dönerken, birden bire, “kimsin sen?” diye sordu kendine. Sanki bu bir soru değil de, her anlattığı macera tarafından bileylenmiş ama şimdiye kadar fark edemediği koca bir bıçaktı. Gece boyunca o bıçağı batırıp durdu hafızasına: “Kimsin sen, kimsin sen, kimsin sen?” İnsanları hoş etmek için dilinden dökülen kelimeleri ve her gece başına biriken kalabalığı çıkarıp aldığında, kimse kalmıyordu geriye. Ellerine, ağarmaya başlamış sakallarına dokundu bir süre; kendi bedenini yeniden tanımlar gibi, bedenine uygun bir hikaye arar gibi tereddütle vücudunu seyretti. Seyretti ve dehşetle anladı ki, Tahir dediğin, uzun kış gecelerini hikayeyle dolduran kocaman bir boşluktan ibarettir.

Hikayeci, bütün bir gece boyunca kendi hikayesini toparlamaya çabaladı. Mangalı küllenmiş odayı çocukluğuyla ısıtmak istedi, olmadı; çıranın biten fitilini, çok eskilerde kalmış aydınlık bir günle değiştirmek istedi, yine olmadı. Olmadı çünkü, şu canı sıkkın kalabalığın hayal evlerini süsleyeyim derken; hem yaşadıklarını hem de yaşayacaklarını hikayelerine dağıtmış, geriye kala kala sahipsiz bir dil kalmıştı. Anlattığı sayısız hikayeden ilk aklına gelenleri bir daha düşündü Tahir. Düşündü ve gördü ki; Lübnanlı Kurabi’ye verdiği kuvvet amcasına aitti; veremli Gülbanu, onun küçük kız kardeşinden başkası değildi; İsfahanlı halıcı Ziya, babasından kopya ettiği ketum bir adamdı o kadar; her gün kocasına aşık olan Mahinur, bahtının bahçesinde kendisi için sulayıp büyüttüğü, ama hangi göğün altında yaşadığını bilemediği bir hayaldi aslında. Düşündükçe, artık sayısız insanın aklına, sayısız eve dağılmış o paramparça hikayeciyi toparlayamayacağını anladı Tahir. Onlara esirgediği bir tek dili kalmıştı; şu hain ve cömert dili. Karar verdi: Yarın akşam önce hikayeleri tarafından yutulan Nişaburlu Tahir’in hikayesini anlatacak; elindeki son kalıntıyı da onlara verecek; nihayet salavatını kesilmiş diliyle getirecekti. Derin bir uykuya daldı sabaha doğru. Ertesi gün onu dinlemeye gelenler, bir han odasında kendisine biçtiği sonu ilk kez hikayecinin gerçek diliyle öğrenmiş oldular. Demek Tahir’in dili de kanarmış!..

---- ----

"Sen de bilirsin ki bir ev iki günlük konuğundan sırrını saklayabilir ama on iki günlük konuğundan asla. Saklayamadı da. Üçüncü günden, artık gitme vaktimin geldiği on ikinci güne kadar her gün kendisini biraz daha aralayan o sırla uyuyup o sırla uyandım..." Sur Kenti Hikayeleri - Ali Ayçil (Arka Kapak'tan)

  • Tanıtılanlar
  • Enes Çınar yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Değişik bir eser... Akıcı,

Münekkid — Cum, 22/08/2008 - 09:35

Değişik bir eser... Akıcı, sağlam. Yoculuktan alıp yolculuklara çıkartıyor insanı. Ali Ayçil'in şairlik yönü olmasından kaynaklaıyor bu. Üstadı anmışken şimdilerde TRT 2 de şiir eksenli program yaptığını da duyuralım...

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Kişilere Dair Zamana Dair Hakikat Hikayet Yürek Yarası Gülü Gülle Tartarlar İçe Dönüş Hür Tefekkürün Kaleleri Gonca Gelişi Güzel Ümidlere Dair Şiir Makamı Haberdar Berceste Kara Kalem Yazıları Hüzün Alanı Güncel Tanıtılanlar Tefekkür Söz Ola Ümmet Coğrafyası Reyhan Hay Sızı Makamı-ı Dikkat Kimdir Nicedir Düş Vakitleri
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 0 üye ve 0 misafir çevrimiçi.
  • saliha desem
  • Aysen Erarslan
  • abdullah çal
  • şefika
  • sevgi özsarıoğlu

Duyuru - Etkinlik

-Minare Dergi 2
  • - Az Edebiyat Dergisi'nin 2. Sayısı Çıktı
  • - Rihle Dergisi'nin 3. Sayısı
  • - Yirmiikinci Tasavvur!
  • - Zemheri Edebiyat 6. sayısıyla okurla buluştu!
  • - filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - Yankı Bir Dedi
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Ülkemizde sporun (özelde futbolun) dostluk, kardeşlik tesis ettiğine inanıyor musunuz?:

    Son yorumlar

    • hayrolsun...
      15 sa. 21 dk. önce
    • Bir şeyler yapalım ya hu.
      15 sa. 49 dk. önce
    • Dağişik tarzda yazıları
      15 sa. 59 dk. önce
    • İyilerden Allah razı olsun... Kötülerden de
      16 sa. 6 dk. önce
    • insanin gozlerini dolduran
      16 sa. 11 dk. önce
    • Her okulun nasibine bir tane
      18 sa. 29 dk. önce
    • hayrolsun
      1 gün 6 sa. önce
    • İşte şiir diyebileceğim bir
      1 gün 20 sa. önce
    • Yazınn içeriğinde var olan
      1 gün 20 sa. önce
    • Hocam şiiri hangi duygularla
      1 gün 20 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerinde İnsan ve İnsan Psikolojisi
    • Yazıyorsam, Ey Âh!..
    • Hatırlıyorum, Hiç Unutmadım ki...

    Bilgi

    Kitap

    Bülent Akyürek - İçinizdeki Öküze Oha Deyin

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim