asude zeynep toprak yazıları
Minare Dergi OnBirinci Sayı
asude zeynep toprak — Per, 18/03/2010 - 11:20
“Edep Görmüş Dergi” sloganı ile yolumuzu Yol eyleyen Allah’ın Selamı üzerinize olsun.
Süreçlerin sancısından mı, baharın içimize adım atışından mı bilinmez, cümlelerimiz genzimizi yakmaya başladığı anda çıkıyor bu sayı. Hüzün ve sızı karışımı, O’nun rızası için derilmiş cümlelerden ibaret bir mevsim dönüşünü sunuyoruz bu vakit sizlere. OnBirinci sayımızla sizlerleyiz.
Minare dergiye ulaşmak için http://dergi.minare.net/ adresine girebilirsiniz.
Görüş ve önerileriniz için: minaredergi@gmail.com, oykuzen@oykuzen.com adreslerine mail atabilirsiniz.
Neşeli Hüzün
asude zeynep toprak — Cum, 29/01/2010 - 08:42
Son sözünü yazmış bir şairden ne beklenirse öyle bir huzurla yaşamıma devam ediyorum. Şair sokakta, şiir apartmanında oturan bir şair eskisinin, her sabah güneşte demlenen çayıyla birlik oturan bir saksıdaki sardunyaları gibi… Yani demem o ki uzun cümlelerdeki kelime sarfiyatı gibi aşka olan dermanımı anlatmam. Ben hangi şiiri elime alsam, en can alıcı cümlesini düşük yapıyor. Bu yüklemin burada ne işi var diye kızıyorum… Sardunyalar bile kıkırdıyor, rüzgârla birlikte ritimli bir delilik tutturuyorlar.
Minare On
asude zeynep toprak — Paz, 24/01/2010 - 23:36
Minare Onuncu tebessümüyle yeniden sizlerle...
Bu sayıda yazanlar:
Muhammed Yıldız
M. Zübeyir Koçulu
Asude Zeynep Toprak
Ali Yüksel
Elif Alaca
Mehmet Akif Baltacı
Murat Karabağ
Gürsel Çopur
Dergi:
http://dergi.minare.net/
Bilgi ve İletişim:
Bir Oyun Tuttum
asude zeynep toprak — Pzt, 16/11/2009 - 14:12
Üzerime geceyi çekiyorum sevgilim. Üzerimi yağmurdan bir şehir örtüyor, tam alıştım derken gök gürlüyor. Tam unuttum derken üzerime sen düşüyorsun. Tam yenilendim derken, ısınmaya duruyor şehir. Güneşi giyiyorum sırtıma.
Bilmediğin çok şey var. Örneğin, nasıl uyur bir şehir bunu bilmiyorsun. Bir şehrin uyuması için ne gibi gereksinimleri olduğundan habersizsin. Sen uykuya dalarken uyanır bir şehir bunu da bilmezsin. Sen uykuya daldığın sırada sana bakakaldığımı da bilemezsin. Hiçbir şeyden haberin yok sevgilim, boşuna okudun onca şeyi…
Yağmurla Gelen Mihman
asude zeynep toprak — Salı, 01/09/2009 - 08:27
Hayattan aldığını yağmura vermiş olan Aişe’ye…
“…Çölden aldığını çöle ver
Hayattan aldığını hayata…”*
Yağmuru tükenmiş bir mevsimde geldim sana…
Sen bilmezsin gözleri kapalı bir aşkın güzelliğini, teli kopmuş gibi bağıran bir keman gibi olan hıçkırıklarımı sen bilemezsin. “Hıçkırık hiç bağırır mı?” Sorusunu soracak kadar bilmezsin hem de… Sana bilmediklerini öğretmeye niyet etmiştim oysa. Bu mektup gibi başucunda beklemiştim beni açıp okuman için. Mektup gibi kokuyordum, her gün adını bile bilmediğim çiçekler sürüyordum koynuma. Suç benim, gözüyle birlikte kalbini kapatan birine teslim olmuştum…
“O Mahur Beste Çalar…”*
asude zeynep toprak — Çar, 15/07/2009 - 07:53
Bir ses duymuş gibiydim. Duyduğuma emindim aslında ama bu kararsızlık yok mu ah! Yıllardır içimi kemiren, yıllardır koynumdaki kafiyesiz şiir gibiydi kararsızlık. Tuzundan arınmış bir deniz gibi renksiz, gelinliğinden yoksun bir gelin kadar yersizdim. Yazın güneşe, güzün yağmura hasret bir aşk cümlesi gibiydim, öyle ki şarkısı olmayan kulaklardaydı kendime hasretim.
Bugün yağmur için müsait bir gün değil, bugün aslında yağmur yağsa her şey değişecek gibi dingin. Ama bu sadece benim ayırdımda, yazık! Ayları lanetlemek için gereken her şey cebimde. Suskunluk mu? Öyle şiddetli bir dinlence ki… Haletim huzursuz, gün yağmurundan şikâyetçi, kuş konmaz, eriklerine çocuk dalmaz bir ağaç kadar hüzünlüyüm.
Gün Eskisi
asude zeynep toprak — Pzt, 01/06/2009 - 18:26
Sabah artığı bir akşamüstü, her şey bilindik sırasında. Şehir aheste rüzgârlı, nazlı martıların havasından serçelere bakan yok.
Cakası yerinde bir baharın başlangıcı… Yollar kedersiz, yağmur yağmış ne gam! Birkaç çocuk ölüsü serilmiş gibi içime, lanet okumanın kefenini biçiyorum kendime…
Sıradanlığını giyinmiş bir akşam çıkıyor önüme. Geçiyorum eve dönüş yollarını tek düze. Ayırt edemiyorlar aylaklıktan dönüşümü insanlar. Gözlerim gizliyor hep düşük cümleler kurduğumu. Gölgem gizliyor daima buhranlı olan iklimimi… Aylardır koltuğumun altında gezdirdiğim kitabı âdetim üzere ulaşılası bir yere bırakıyorum âdet üzere bir daha kitap okumayacağıma söz veriyorum. Hadi canım bende! Palavra!
Karla Karışık Ölüm
asude zeynep toprak — Çar, 25/03/2009 - 14:16
“Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgâr!
Benim arık yalnız sana itimadım var. "Sabahattin Ali”
Sulu göz bir yazın faturasını hep sonbahar ödemiştir. Yaprakların dökülmesi, terennüm olmaktan çıkmıştır… Aşk ve ayrılık kelimelerini aynı cümlede kuranlar, suçlarını ustaca hazan’a atmışlardır. Bu yüzyıllardır böyle süregeldiğinden, değiştirmeye cesaret edemiyor varlığım… Velev ki cümlelerim başka söylesin, mevsimlerin hepsini kuşatan yalnızlığım var. Sonbahar, mevsimlerin süper kahramanı… Yalnız Türk filmi usulü bir kurtarıcıdan bahsediyorum.
Kara-Kalaba
asude zeynep toprak — Pzt, 02/03/2009 - 17:46
“bir çocuğun şehri çarpar yüzümün varoşlarına”
İsmet Özel
Söze itaat eden yollar vardı. Yollar, huzur ve hüzne aynı anda şükreden kadınlardı. Mahallemizin varoş yanıydı âşık olabilen erkekler. Her birinin yüreğinde bir güvercin sürüsü konaklardı.
Mahallemizin şen/şakıyan sözleri vardı. Hayalden öteye varmayan, aşk-ı aşikâr haller bahtiyarlardı. Dizleri sökülmüş çocuklarımız vardı. Mahallemiz, seyirlik karları, gezmelik baharları sunan, daimi yağmurlu bir pencereydi.
Ne var ki, yolların kaderi, henüz yazılmamış gibi itaat ederdi Allah’a…
Yaşanmamış Öykü*
asude zeynep toprak — Salı, 06/01/2009 - 14:35
Masal diye tutturan insanlar vardır. Onlardan biri olduğunu ayırt eden olgun insanlar bir de… O insanların en geçkini sayılırım. Hayatın tek düzeliğinden sıyrılıp, acılarla yoğrulup ama illa mutlu sonlara gebe insanlardanım. Onlar fazlalar mı bilmiyorum. Çok fazla söyleniyor, çok fazla sızlanılıyor. Yalancı bir masala mı yamanıyorlar yoksa? Ya da…
Zaten doğru söyleyen kaç masal kaldı ki?
Masalın tarihi çok eski… Anneler çocuklarına ‘yalan’ söyleyerek başlamışlar bu işe. Yani masalın tarihi yalanla, avutma karışımı başlayıveriyor. Ardından “sus be çocuk”, yerine kullanılan bir alfabe gibi kullanılıyor. Bir varmış- bir yokmuş. Neden? Neden var olanı yok sayıp, yok olanı var’a bölüyoruz ki? Eylemleri yarıya indirgeniyor çocukların. Varla yoku bir arada özümsesinler diye yapılıyor bu oyun. Olmayan şeyler, bilmediği kelimeler dönüyor zihninde. “pire ne ola ki” diyecek bünyesi ve bünye dâhilinde zekâları yok henüz.
