Kara Kalem Yazıları
Aşk Pahasına Gözlerin Azze
Cengizhan Konuş — Cum, 19/02/2010 - 10:02
Sana ne oldu Azze; gözümden akıyorsun?
Apoletleri söküldü gözyaşlarımın. İsyana bir adım kala tercümesiz aşkımın kefaretini yüklendim kalbime uçurum derken solgunluktan solan katil çiçeklerin elleri. Çığlığımda beyaz bir yüz aramanın cüretine soyundu hayallerimin kırık kapısı. Kirpiğimden akan tuzu içime basarak büyüttüm çocukluğumdan eksik kalan sevinçlerimi. Solumdan ezberledim aşkı bugün Azze. Hiçliğimden nakaratlar uydururken deniz gibi koktu avuçların. Bir aralık akşamına çarpmış güneş gibi yok oldum karanlığın duvar diplerinde. Nikotin kanamasını sürüp dudağıma adını söylettim kırıla kırıla. Acıyan yanlarım ağır geldi mizanın sol tartısında. Üstümü çizdim aşkla; kalanım sende kalsın diye. Gülüşünü unutarak hatırladım yazılan ayrılığın korkaklığına kova kova su taşırken kuyu. Yüzünde dünden gün çalan gemiler batırdım; atlaslara sığmadı ağrılarım. Kim olacaktın beni sevdiğinde? Kim diyecektin kendine beni özlediğinde?
Ölü Kuşlar Cenneti
Gülnaz Eliaçık — Pzt, 08/02/2010 - 21:47
Ömrünü kurşun yemiş çocuklara…
Kavruk bir gecenin en çiğ haline düştü gözlerim. Ömrümün yarısını heba etmiş sende yüreğim. Şimdi barut kokan sevdalar yaşanır sözlerim önünde ve ölüm toplar gözlerim, ölüm akıtır sonra. Gamzelerine düşer sözlerim, burada ölmek öylesine rahat ki! Dudaklarına tuz oluyorum, gözlerine yaş, böyle kaç mevsim geçer bilmiyorum, gamzelerine doğru ölmeye geliyorum.
Duada Kalan Aşksın Azze
Cengizhan Konuş — Pzt, 08/02/2010 - 07:39
Ağlama Azze; en güzel yenilgimsin…
Düş görmeyen yarınların gün kavgasında olacak olmayan mıydın sen? Ağlanarak terk edilen, terk edildiğinde ise daha çok sevilen, geçmişin ve geleceğin sonsuzluk türküsü müydü özlemin; aziz hatırası uğruna celp kâğıtlarını yaktığım? Her ayrılık erkendir aşkta, bilirim Azze. Zamana yetmeyen gücümün tükenişine tam vakitli bir isyan dilimin ucundaki suskunluk… Anlatılmayacak olan aşkın mümkün kelimelerle ayrılığı bildirişi…
Ene'l Aşk Azze
Cengizhan Konuş — Cum, 15/01/2010 - 09:50
Ah Azze! Bu gece beni düşün, devamını sen yazacaksın yüreğimin.
Karamsar bir fotoğrafın dilinden çekince acıyı, yalnızca yüzün kaldı sonbaharla yapraklar arasındaki mevsimin saçağında. Aklımın narkoz sersemliğine serilecek kadar dalgındı boşluğa saplanan gidip gidip dönmeyiverişlerim. Yaşamaya kanıt değildi aşk. Bir ilkbahar gününden tren istasyonları, yelkenliler, kentine sığmayan otobüs terminalleri yaparken, düşlerine gitmiş gibi yapmanın ve aslında gidememenin vesikasıydı özlenip durmaların. Geceye anason iliştiren balıkçıların ağlarına takılamayacak kadar derindi aşkı bulup bulup yitirmenin telaşı. Tenhaları yalnızlığa üleştirilmiş korkularından bir hayat yazmayı nasıl başardın Azze?
Şükeyra-6 (Rûmî)
Cengizhan Konuş — Çar, 30/12/2009 - 17:34
Şükeyra! Gel seninle kim olduğunu seyredelim aşk aynamda…
Dile gelen nara sığmaz, narı yakanı dil anlatmaz Rumi.
Toprak can alınca tozdan, sudan ve çamurdan, alemin bildiği sırrı kalem yazamaz.
Kırılır öteyle hiç arasındaki her şey.
Her şey kelimenin yetmezi ve vesikası sadece.
Aşk yetenin ve aslın kalp kabı yalnızca.
Doldukça taşan, taştıkça dolan ama asla boşalmayan ve dolmayan…
Sen bir bilmecesin bilmesi gerekene; cevher bilinmeden bulunur mu Rumi?
Akmayan, yıkamayan gönül nasıl bilsin aşkın yakarak sağalttığını?
- Cengizhan Konuş yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
- tamamı
Şükeyra-5 (Yağmurun Elleri)
Cengizhan Konuş — Per, 17/12/2009 - 16:17
Gel yağmur olalım seninle Şükeyra. Yağdığımızı aşk bilsin yalnızca. Biz hepimiz; yani sen ve ben, biz, ben ve sen, sen olan biz, ben olan biz ve biz olan biz seni bekliyoruz aşkın gök kubbesi altında.
Tanrı isimleri sıfatlardan önce bağışlarken, aşkın ismi, cismi, mecazı, tanımı ve tabiri yoktu gözlerin gibi Şükeyra. Aşk her şeyden önce de aşktı. Vuruşa vuruşa geri çekilmek zorunda bırakan galibiyetti, anlamını yitirmiş her acının kalbin karanlığı olduğunu öğreten muazzam bir mağlubiyetti. Özlemenin yelkovanı kaşlarına vurduğunda anladım; ömrüme sarılan akrebin zamanı sen olabilecek kadar ben’di. Yandı saçlarında yağmurlar. Islandı suyun saflığı ellerinde. Bakma sisler arasından gülümseyen asi kumrallığınla. Hudut çizemezsin içime, aşka ömür biçme Şükeyra.
Madde Düşüncenin Nesi Oluyor?
Leyla Karaca — Cts, 28/11/2009 - 17:54
“Akıl, bu hakir dünyanın kandilidir.” (Mevlana Celaleddin)
Uzun süreden beri varlığa dair kabullerimizin öngörüleri değişmekle kalmadı, varlığı kavrayış sınırlarımız farklı boyutlarıyla da genişlemeye devam ediyor. Bilimsel araştırmalar son yıllarda artan bir hızla inanılması güç bir şekilde metafiziğin çeperlerini zorlamaya başladı.13.yüzyılda İngiliz filozof Roger Bacon’un merceklerin görmeye yardımcı olabileceği fikrini ortaya atmasından çok sonra, 19.yüzyılda röntgenin (X ışıkları), morötesi ve kızılötesi ışınların keşfi ve bununla birlikte farklı elektromanyetik dalga türlerinin bulunması, ardı sıra devam eden dev buluşlar algılarımızın erişemediği başka evrenler olduğu fikrini besledi.
İşte hayat
Kâni Çınar — Salı, 10/11/2009 - 15:24
Kasım günleri. Kargaların heyulası gökyüzünde. Pek saygısız, pek laubali ve gürültücü mahlûklar… Ne söylüyorlar? Karga dilinin kara alfabesi olmalı. Hep sert ünsüzler, hep köşeli harfler. Kim bilir belki militan bir alfabesi vardır kargaların. İsyana meyyal ve komutlardan nefret eden bir alfabe. Üstte karga çocuğun elini hızla çekiyor annesi. Anne, kargalardan alıyor ses ayarsızlığı ile birlikte sert sözcükleri. Sobada ıhlamur kaynıyor. Harami cahili gençler ıhlamura dudak büküyor.
Kasım günleri. Tarlada tohum gözünü semaya dikmiş; servis şoförü, “Az daha Rabbim” diyor, “yarıyıla ne kaldı.” Vitrindeki kar lastiklerine iç çekerek bakıyor. Bir kaz sürüsü uzun kanatları, uzun boyları, uzun yolları ile görünüp kayboluyor. Bir köpek, bir kedi ve bir karga aynı sahneyi paylaşıyor servis minibüsünün dikiz aynasından.
Ben Nokta
Senem Gezeroğlu — Paz, 11/10/2009 - 06:36
Ebedî bir aşkla çoğalan ezelî bir noktayım ben… Hâmelerden süzülüp kağıda akıyorum damla damla… Ben, katrelerle alevlenen bir okyanustum yurdumda… Birim, tekim; ancak her yerdeyim. Hallac’ın kanıyla dinen Dicle’den geliyor suyum, mürekkebim… Esâmemi anlatsam âhh, sayfa sayfa... Ebedî bir aşkla çoğalan ezelî bir noktayım ben... Sadece nokta…
Ben bir hattatın rahlesinde âlem ve yâresinde ademim... Benimle nefes aldı Elif, benimle can buldu Mim. Lam benden aldı kıvrımını, benimle dile geldi Cim… Cisimlere isim verdi küçücük mevcudiyetim. Ben nokta… Nokta kadar olamayan bu dünyada, Elifbânın başlangıcı ve sonuyum. Harflerin ilk ocağı, son yurduyum… Benim sayemde sayfaya dokundu Nun… Okundum ve sesimi duyurdum bir Vav ile… Dal ile sûret buldum ve gözlere doldum aşk ile… Kamış kalem inledi, dayanamadı yüreğim bu sarîr-i hâmeye… İçimdeki ummâna sığamadım, bir hokka dolusu mürekkebi Aşk’la geçtim ve Hüsn’ün vuslatıyla yayıldım sayfalara…
içimdeki hüznüme...
Elem NURSİ — Salı, 29/09/2009 - 10:39
Gitmek Vaktidir Şimdi…
Hüznü olabildiğince derinden yaşamak… Ama ağlamak yok insana zaman kaybettiriyor…
Şair diyor ya ‘vedalar insana zaman kaybettiriyor’. Geldi mi zamanı gitmeyi bilmek gerekir. Ezelden yadigardır gitmek ve kalmak arasındaki hassas zarı yırtmadan dengede tutabilmek. ‘Misafirin makbulü gitme zamanını bilendir’ dememişler boşuna.
Gitmek ;yakına…uzağa…
Gurbete memlekete benliğe gitmek…
Nefsinden çok uzaklara yüreğinin en kuytu köşe bir yerine gidebilmek…
Anayı sılayı dostu düşmanı canı cananı…



Son yorumlar
8 sa. 28 dk. önce
18 sa. 34 dk. önce
19 sa. 33 dk. önce
21 sa. 10 dk. önce
1 gün 1 sa. önce
1 gün 2 sa. önce
1 gün 19 sa. önce
1 gün 19 sa. önce
1 gün 17 sa. önce
1 gün 21 sa. önce