İçe Dönüş
Düşünüyorum O Halde Yokum!..
Fatih Kayabaşı — Paz, 03/01/2010 - 10:28
Sıkıldınız değil mi? Ben de çok sıkıldım. Yağmurlu havada yürümekten, gülmekten, ağlamaktan, sınavlara hazırlanmaktan, travma geçirmekten, sinirlenmekten, dur etme, gitme, seni seviyorum demekten, koşarken emeklemekten, yanı başındayken onsuzluktan, yüzsüzlükten, düşünürken düşmekten… Kısacası her şeyden…
İmansızlaşıyor muyuz ya da nelere iman ediyoruz? Bir erkeğin Kabe’si kızlar veya bir kızcağızın kıblesi erkekler mi günümüz de? Bilmeden kime ibadet ediyoruz. Paraya mı, mülke mi, kariyere mi, patrona mı, profesöre mi, ilime mi, bilime mi, alime mi, veliye mi, deliye mi? Söyleyin Allah aşkına kime? Haşa mı? Evet siz Haşa diyerek bu söylediklerime tepki verdiyseniz Sizin Rabbiniz Allah’tır. Yok yok aman Allah’ım benden bahsediyor diyorsanız eh bir zahmet edip de düşünüverin kime bilmeden taptığınızı. Bir fetva da ben vereyim ne çıkar. Biliyorum hiç üstünüze alınmayacaksınız. Ben zaten sizlerden bahsetmedim. İyi kıvırıyorum cümleleri mi değil mi? Eh biz de sizler gibi insanoğluyuz. Maymundan gelmedik herhalde.
Sinonim
Hazal Sarı — Cum, 11/12/2009 - 08:53
Lime lime raylarımdan
Düşüyor
Karanlığın yollarına
Yüklendiğim yalnızlığın vagonları
Fark edemiyor
Karanlık beni
Ben karanlığı
Kimse bizi
İki siyah katar gibi
Düşüyoruz içimize birbirimizin
Kirpi
Adem Dönmez — Çar, 04/11/2009 - 13:44
Çocuk ilk adımını attı
Anne elindeki bardağı düşürdü
Babanın gözleri doldu
Çocuk yürüdü.
Çocuk yarım yamalak ‘anne,’ dedi
Anne tebessüm etti
Baba kıskandı
Çocuk konuştu.
Bu şarkı hiçbir yere şimdi ki kadar yakışamazdı. “Ne bir söz ne de haber gelmiyor artık senden.”
Üst ranzadan küçük demirli pencerenin kirli, yosun bağlamış camlarından gökyüzünü görmeye çalışıyorum. Her gün farklı bir şarkı dilimde dolanır durur ama bugün ve bu günün benzeri görüş günlerinde hep aynı şarkıyı söylerim; “Ne bir söz ne de haber gelmiyor artık senden.”
Mizandaki kuş tüyü
mehsani — Cts, 26/09/2009 - 14:43
Haya ile yoğrulmuş olmalıydı (pişmeden evvel) hamurun
Mayasına çalmalıydı düşünce, içine düştüğün dipsiz kuyu
Bulaşınca karasından, müessir olmamak için bulaşan çamurun
Kendi tabiatında, yaratıldığı gibi saf, pak bulmalıydı suyu
Mum ve Gözyaşı
Adem Dönmez — Per, 17/09/2009 - 08:42
Ah şu gözlerimden dökülen âteşin daha ne vakte kadar cereyan eyleyecektir? Şu yazıları yazdığım defter ile yazıhanemin üzerini ıslatmaktan başka hiçbir şeyi müfid olmayan gözyaşlarım. Menbaınız neresidir ki bila-fasıla cereyan etmektesiniz? (14 eylül 1887) Şair Nigar Hanım’ın günlüklerinden
Mum ışığı odamı aydınlatmasa da, her akşam kitabımı onun yanında okuyorum. Geçmişten kalma bir alışkanlık belki. Annem geceleri odamın lambasının yanmasına çok kızardı ve söndürmediğim takdirde beni azarlardı. Odamın ışığını kapatarak yatmaya çekilirdi. Bende onun ardından yatağımı pencerenin kenarına ittirir ve perdeyi sonuna kadar açardım. Sırf sokağı aydınlatan sokak lambası benim odamı da aydınlatsın diye, sırf elimin altındaki bilmem hangi yazarın ne türlü zor şartlarda yazdığı kitabını okuyabileyim diye. Bazı gecelerde dolunay olurdu, ayın on dördü, on beşi, on altısı, sabaha kadar gözüme uyku girmez sayfaların arasına gömülürdüm.
Haki Yeşil, Kep ve Koğuş
Kâni Çınar — Çar, 05/08/2009 - 08:00
Kıyametten önce 1995. Kıyametten önce kardan sonra. Erzincan. Askeriye. Kar dizboyu. Haki yeşile, bot ve kepe alışmış bir nefer. Islak, soğuk ve bîgâne bakıyor çevresine. Prefabrik yemekhane. En son depremden sonra yapılmış olmalı. Sıra sıra masalar, üzerleri yağlı tabureler. Yemekhane akşam yemeğine hazır. Ayağının dibinde İzmir'den yüklenip getirdiği çantası. Etraftaki masalarda da aynı kaderi paylaştığı kısa dönemler. Kimi mimar, kimi müfettiş, kimi öğretmen, kimi iş adamı...
Küre
dilara pınar arıç — Çar, 05/08/2009 - 08:00
Kürenin etrafında bir nokta dönüp dolaşıyordu. Bir sinek vızıltısından beter bir kısık sesle kat ettiği yolları sayıyordu. Bilmediği yollardan geçerken sesinin inceliğine rağmen rahatsız ediciliği,daha bir sevimsizleştiriyordu onu. Bir süre sonra durdu.
Çin yazıyordu durduğu noktada. O ürkünç gözlerini yaklaştırdı. Pekin de neresi diye düşündü. Aslında başı döndüğünden durmuştu o noktada. Işığın etkisi olmasa dönemezdi herhalde. Vızır vızır dönüp durduğu yer neresiydi böyle. Bir lağım çukuruna girseydi daha iyi olacaktı. Hem kendine uygun arkadaş bulur, geçinip giderdi. Bu kocaman rafların arasında sıkışmış kalmıştı. O kadar istiyordu ki buradan çıkmayı. Yetilerini gözden geçirdi. 2 kanat,8 bacak...adını bile bilmiyordu. Annesi yıllar önce buralara yakın bir yere larvasını bırakmış olmalıydı. Annesi kimdi gerçekten?
“O Mahur Beste Çalar…”*
asude zeynep toprak — Çar, 15/07/2009 - 07:53
Bir ses duymuş gibiydim. Duyduğuma emindim aslında ama bu kararsızlık yok mu ah! Yıllardır içimi kemiren, yıllardır koynumdaki kafiyesiz şiir gibiydi kararsızlık. Tuzundan arınmış bir deniz gibi renksiz, gelinliğinden yoksun bir gelin kadar yersizdim. Yazın güneşe, güzün yağmura hasret bir aşk cümlesi gibiydim, öyle ki şarkısı olmayan kulaklardaydı kendime hasretim.
Bugün yağmur için müsait bir gün değil, bugün aslında yağmur yağsa her şey değişecek gibi dingin. Ama bu sadece benim ayırdımda, yazık! Ayları lanetlemek için gereken her şey cebimde. Suskunluk mu? Öyle şiddetli bir dinlence ki… Haletim huzursuz, gün yağmurundan şikâyetçi, kuş konmaz, eriklerine çocuk dalmaz bir ağaç kadar hüzünlüyüm.
Ben En Çok Susmalarla Konuşurum
Meltem Büşra — Per, 04/06/2009 - 12:34
Ömrü daralmış bir hayatın
Akıl ve kalp arasındaki med-cezirindeyim
Anlam yüküne vurmak istiyorum yaşanılanları
Her bir seste mutlaka bir anlam sinmeli kulaklarıma
Konuştu mu ümmînin bile anlayabileceği
Bir anlam duyurmalıyım...
// Ben en çok sus/ma/larla konuşurum... //

Son yorumlar
35 dk. 51 sn. önce
34 dk. önce
1 sa. 23 dk. önce
13 sa. 12 dk. önce
22 sa. 57 dk. önce
1 gün 4 sa. önce
1 gün 6 sa. önce
1 gün 23 sa. önce
2 gün 2 sa. önce
2 gün 23 sa. önce