Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Kategoriler › Gelişi Güzeller › Yüreği Güzeller

Dosta ve İnsana Mektup

M.Nuri Bingöl — Çar, 05/03/2008 - 23:21

- Hüseyin ATAÇ kardeşime-

Alem mektup, insan mektup. Gökkubeyi yaldızlayan galaksilerden tutun da, insanı hayrette bırakan bir kuvvetle donatılmış atomlara kadar, her varlık ayrı bir mektup. Madem ki "lisan-ı halleri" ve "mâna-i harfi" ile bize sırlar ülkesinden ne elçiler gönderiyorlar; o halde harfleri böğründe gül gül açtıran - bilinen- mektup türünden çok daha mühimdirler. Onları, bir "mektup" gibi okumaya, "ıkra" emrinin lazımını yapmaya gayret gösterenler, eğer bir " tılsımlar mecmuası"nı kendilerine rehber edinirlerse pek güzel okurlar, bahtiyarlığın zirvesine bayrak dikerler.

Eğer bize büyük gibi gelen " fena ve fani" adamların mektuplarına muhatap olmak, yüreğimizi dört köşe edebiliyorsa, Kainat Sultanı'ndan gelen mahlukat ve sanat mektuplarını "tefekkür" etmenin nasıl muhteşem, heybetli ve lezzet dolu bir fiil olduğunu mantığı tersine değil, sağlam çalışanlar pek iyi fehmederler.

"Hayatın bir kelime-i mektubedir." çizgisinden hareketle, " Ey insan! Kendini oku." hitabının ufuk hattına kadar büyük bir fikir inkişafı göstermişsek, kendi içimizde bin nice mektuplar buluruz. O inkişafın sırrı, " Oku! Yaratan Rabbinin adı ile oku!" hitaplarına muhatap olmayı kabul edip etmemek meselesidir.

Kalem ve kâğıda "kasem" edilerek, onların –bizim gözümüzde- yüceltildiğini biliyoruz. Demek oluyor ki varlıkların "hal dili" ile özsuyu halinde sundukları öz manaya, insan aklından başka vesileler ve nakileler de lazımdır. O vesile ve "nakileler"in de tıpkı zerre, insan, kehkeşan ve kainat mektuplarındaki hakikatın anlaşılması gibi bir kudsiyyeti haizdir.

Nice büyük temel eserleri "mektup"lar teşkil etmiş, nice "hulus" hallerini orta yere dökmüştür. Büyüklüklerini kavrayamadığımız insanları o kaynaştırmış, kafa ve gönüllerden sökülürcesine fikir zeminine dökülen düşüncelerin samimi, yapmacıksız, riyasız, ciddi ve olabildiğince gerçeklik ölçüsü içinde yine o; mektup gözler önüne inci inci dizmiş ; hep o, hep mektup...En sade hayatları dile getiren mektupların bile büyük bir itina ile saklanması da, mektup hadisesinin kazandığı o mümtaz mevkiin farkında olunduğunun en büyük delilidir.

Mektup türü eserleri tahlilci ve dikkatli bir bakış ile inceleyenler görecektir ki mektup nevi, günlüklerin kendi mevzularını yapmacıklık boyasına boyayan ifadelerinin, hadiseler olup bittikten sonra ve umumiyetle kişinin hayatının son noktalarında kaleme aldığı "hatıra" türünün yapmacık ve "ukalaca" yorumlarının, hikaye türündeki özleştirme ve şiire benzer hislerle yoğurma endişeleriyle sanatçının ana temayı, mevzuyu, duyguyu yönlendiren akışının, romanın giriftliği sebebiyle insan zihnini belli bir merkezden sayısı üsluptan üsluba değişen merkezler adedince bölük pörçük eden şekil ve anlatış şeklinin, şiirin duygularla örülü motiflerinin, imajlarının, kelimeye dayanan seçici anlayış silsilesinin, deneme türünün şahsi tasarruf ile okuyucu zihnini tek noktaya hapsetme gayretiyle anlatmak istediklerini gerçeğe en yakın, tekellüfsüz, samimi, mütenasip, ciddi ve bir o kadar da kişinin öz düşüncesini perdesiz olarak gözlere gösteren yegane edebi türdür mektup.

"Mektup" dışındaki diğer edebi türlerin hemen hemen hepsi yazar ile okuyucu arasında cereyan eden yazılı bir muhaveredir; bu türlerin yazarı belli bir seviyeyi tutturmak için "hususi" gayret gösterir; yazarı belli bir seviye tutturmak için kendini "sıkmak" zorunda kalır. Ayrıca hitap ettiği kitlenin "temayülleri"ne zıt düşmemek için dişlerini sıkacaktır belki...

Mektup türü ise hep tam tersi bir durum gösterir; mektuptaki yazışma, yazar ile anlayış güçlerinin sınırları " çok önceden çizilmiş" bir kitle arasında değil, iki hususi "dost" arasında meydana geldiğinden, anlatılan o "zaruret"ler mektup yazarını hiç bir vakit zorlamaz. O samimiyet belki de bundandır.

Hele ilmin pırıltılı hakikatlarını bünyesinde barındıran mektuplarda yapmacıklı ve zorlama ifadeler rastlamak bu yüzden mümkün değildir; böyle bir duruma rastlamak ise çok insanı hayal kırıklığına atar. Çünkü ilim hakikatın ifadesidir; hakikat ise "haktır" ve "tahavvül" etmez; " Tebeddül-ü esma ile de hakaik tebeddül etmez." ( İsimlerin değiştirilmesiyle hakikatlar değişmez.) " Hakkın hatırı alidir, hiç bir hatıra feda edilmemek gerektir." beyanı o noktaya dev bir projektör gibi ışık düşürür.

Dostlukları perçinleyen, muhabbetleri tazeleyen, his ve düşünce alemlerini birbirine açan ve gönüllere, akıllara inci inci serpen; gurbetten sılaya selamlar, hürmetler, sıladan gurbete demet demet hasret tomurcuklarını taşıyan, kimi ana-babadan, kimi bir can yoldaşından, diğeri arkadaştan- kardeşten gelip de içimize apayrı bir yanlar katan, en mühimi de "tutunacak bir dal arar gibi" boşlukta çırpınan ruhlara bir ışık, bir kılavuz, bir dayanak noktası olan mektupların, sun'ilik boyasını "sıdk" (doğruluk ve gerçeğe sadakat) yağmurlarının şiddetli kırpacı altında silip süpürmesi gerekir diye düşünmedeyim.

Neler söyler mektuplar?.. Neler söylemez ki!..

En azından henüz bir kaç gün önce elinize geçen bir mektubu alıp, tekrar tekrar gözden geçirirseniz, bu sorunun cevabıyla birlikte, bu türün içtimai ve ruh hayatımızda üstlendiğini açık açık göreceğiz.

Mektup nevi bugüne kadar, bilhassa edebiyatçılar tarafından ehemmiyetle ele alınmamış, tahlil edilmemiş, üzerlerinde pek durulmamıştır. Psikolojik ve sosyolojik rolü gözardı edilmiş, bu türe dikkatle bakan edebiyatçıya yeteri kadar rastlanmamıştır.

Lütfen, yenilerinin hemen hemen çok az görüldüğü günümüzde mektuplara "dikkat" edelim; onları ybana atmak değil, hususi bir itina ile layık olduğu mevkiye tekrar kavuşturalım. Yeri zaten belli ama, bu davranış belki de yeni bir bakış açısı kazandırır bizlere.

Bilmem, haksız mıyım?

  • Yüreği Güzeller
  • M.Nuri Bingöl yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Mektuplara Dair

İbrahim Talha — Cum, 07/03/2008 - 12:36

Halid Aslan mektupla ilgili düşüncelerini şöyle açıklıyordu Gelişi Güzeller de:

Mektup, bizde genellikle yaygın olmayan bir tür. İletişim bu kadar yaygınlaşmadan önce de "mektuplaşma" adetimiz minimum idi. Asker mektupları ile bildik mektup yazmayı da okumayı da. Bolca selam ve el öpmeden sonra küçücük ve mahcup kelimelerle para istenen satırlar... Okuma ve yazma adeti pek de makbul sayılmadı insanımız arasında. Çok okumayı aklı kaçırma noktasında, yazmayı ise biraz ukalalık biraz ölçüyü aşma olarak gördük. Mektubun külfetine ve “zaman israfına” alışmadan, her köye bir telefon sloganları ile asker ocaklarının koğuşlarına kadar yayılan “teknoloji”, yine yakmış yâr mektubun ucunu serlevhasını da nostalji ambarına yolladı. Sonrası malum...

İşin ilginç yanı yazarlarımız arasında da mektuplaşma adeti pek yok. Halbuki bir yazarı tanımada, onun eserlerinin özelliğini, inceliğini ve güzelliğini görmede, iç dünyasını öğrenmede bulunmaz kaynaklardır mektuplar. Batı dünyasında ne kadar yaygınsa bizde o kadar sığ. Yaygınlık, kitaplara yansıyarak daha yakından tanımamızı sağlıyor üstadları.

Kaç kitap var bizim bu türden?

İki elin parmak sayısını geçer mi?

Otobiyografi de öyle. Mektup gibi, mektuplaşma gibi bize samimi bir dünya açacakken "kıtlığını" hissediyoruz. İşte hepsi hepsi bir kaç kıymetli yazarın, kıymetli otobiyografisi... O kadar.

Acaba yazarlarımız kendilerine ait bu özel dünyayı, okurları ile paylaşmak istemiyorlar mı? Kendileri ile alakalı bir sır inşa edip daha mı mutlu oluyorlar? Oysa eserlerini, kendilerini paramparça edip yazmıyorlar mı? Bu ketumluk niçin? Bir Kafa Kağıdı, bir jurnal, bir Waldo Sen Neden Burada Değilsin?... belki de yazarının da tahmin edemeyeceği raddede okuyucu ile yazarın ortak paydaları yaşamasını sağlıyor. Sanki hem mektup hem otobiyografi, yazar – okuyucu sohbetidir kelimelerin dünyasında. Bir dostla sohbet kadar güzel olan ne var ?

Otobiyografi yazmak kolay değilmiş. İnsan, çoğu kez nesnelliğini koruyamazmış, ben-merkezci duruma düşebilirmiş. Olsun. Bunla beraber, bu durumu kavramış, olabildiğince kendini öne çıkarmadan ve fakat kendi hakkını da yedirmeden, yaşadıklarını yazabilir. Hem de çok çok etkileyici bir biçimde. İstensin yeter ki...

Üstadlarımızın birbirlerine gönderdikleri mektuplarına, özyaşam öykülerine öyle ihtiyacı var ki gençlerimizin.

Bunu bir bilseniz?

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Muhterem Halid'e aynen

M.Nuri Bingöl — Cts, 22/03/2008 - 13:21

Muhterem Halid'e aynen katılıyorum. Edebiyat dünyamızda bu tür çok az, daha doğrusu yayınevleri ekonomik gerekçelerle bu türden verilen kitapları pek basmıyorlar. "Riskli kitapları basıyoruz." diyen Erguvan yayınevi belki bu türle ilgilenir. Denemekte fayda var. Riskli olmasına rağmen "Nur Üstad" kitabımı bastı, burada bazı türleri var. (Müstear: M. Nuri EMİNLER)

" TEBEDDÜL-Ü ESMA İLE HAKAİK TEBEDDÜL ETMEZ. HAKİKAT HAKTIR."

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Hür Tefekkürün Kaleleri Gülü Gülle Tartarlar Şiir Makamı Kişilere Dair Ümmet Coğrafyası Berceste Hay Sızı Gül Kokusu Tanıtılanlar Yürek Yarası Reyhan Gonca Söz Ola Kimdir Nicedir Gelişi Güzel İçe Dönüş İz Bırakanlar Haberdar Hüzün Alanı Tefekkür Zamana Dair Güncel Düş Vakitleri Sorulunca Söylenenler Kara Kalem Yazıları
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 2 üye ve 7 misafir çevrimiçi.

Çevrimiçi üyeler

  • Betül Kaymaz
  • Musab Yasir
  • sinan Yağmur
  • ahmetyılmaz_yılmaz
  • derya yelken
  • ramazan
  • deniz

Duyuru - Etkinlik

  • -Şiir ve Yazı Atölyesi Başlıyor
  • - Kertenkele Edebiyat ve Düşünce Dergisinin 14. Sayısı
  • -“Kurtuba'nın 40. Sayısı
  • - Temrin Ekim Sayısı Çıktı
  • - "Bir nokta" edebiyat dergisi (80. Sayı)
  • - Bir Ricamız Var Dostlar!..
  • -Son şiiriyle İsmet Özel
  • - 21. Tasavvur
  • - Kültür Dergisi "Osmanlı'da Çocuk" Özel Sayısı
  • - Ağır Misafir - İbrahim Tenekeci
  • ... Devamı
  • Anket

    Medya kim için özgürdür?:

    Son yorumlar

    • sadece kitaptan bahsetmesi
      4 sa. 35 dk. önce
    • hem pahalı hem uzak... ayrıca
      4 sa. 14 dk. önce
    • kitap okuyasım yok... ama sen
      22 sa. 14 dk. önce
    • ne denir ki?
      1 gün 23 dk. önce
    • mahşeri sözler
      1 gün 3 sa. önce
    • Agir misafir
      1 gün 5 sa. önce
    • "İnsan insanın aynasıdır!"
      1 gün 7 sa. önce
    • klasikleri okuyalı 2 sene
      1 gün 7 sa. önce
    • muhasebeye dair söyleşiler
      1 gün 7 sa. önce
    • Eski yeni, Dolar YTl ne kadar
      1 gün 11 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Öyküzen
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Rehber gezintisi

    • FAQ - Sık Sorulan Sorular
    • Katılım ve Telif Bilgisi
    • Künye

    Gözdeler

    Bugün:

    • Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerinde İnsan ve İnsan Psikolojisi
    • Osmanlının Ali Suavi ile İmtihanı
    • Şiir ve Yazı Atölyesi Başlıyor

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim