Kuklacı Kim
resul davutoğlu — Pzt, 10/03/2008 - 13:17
Bu ülkenin gençlerine haftada ilköğretimlerde iki saat, liselerde bir saat din dersi veriliyor. Ku’ran Kursları bin bir kayıtla denetim altında. Medyanın çoğunda din afyon mesabesine getirilmiş. Buna rağmen bu haftada bir iki saatlik zaman da çok görülüyor. Bir velinin açtığı dava sonucu Danıştay din dersinin bu müfredatla zorunluluktan çıkarılması gerektiği kararını vermiş ki bu bir kesimi haddinden fazla sevindirmişe benziyor. Bereket başarılı MEB bakanı önlemi önceden aldıklarını, karar çıkmadan müfredatı değiştirdiklerini söyledi de bir oldubittinin hayata geçirilmesine imkân verilmedi.
Ciddi sorunlarımızdan biri şu: Ülkeyi mahkemeler mi yönetiyor yoksa İktidar ve Meclis mi. Nazlı Ilıcak geçenlerde bir yazısında çok önemli bir tespit aktarmıştı Celal Bayar’dan. Bayar 27 Mayıs inhilalinden sonra getirilen anayasa mahkemesi ve özerk üniversiteler gibi oluşumları seçkinlerin halkı frenlemek ve yönetim üzerindeki denetimlerini sağlamak için oluşturdukları kurumlar olarak tavsif ediyordu ki hiç de haksız olmadığını bugünün icraatları gösteriyor.
Yargı konusunda çok basit bir gerçek göz ardı ediliyor. Yargı kanun koyamaz. Olan kanunları uygular.
Danıştay din dersi hakkında mezkûr kararı verince Diyanet Başkanı Ali Bardakoğlu da "din dersinin lüzumunu ifade eden bir açıklama yaptı." Vay efendim sen misin konuşan." Ne yani bu konuda da fikir beyan etmesin mi Diyanet Başkanı." Bir kesim bunu istiyor.
Temel bir sorun var. Bazıları İslamiyet’i bu toprakların bir değeri olarak görmüyor. Millet nezdinde onun yerini kabullenemiyor.
Hürriyet’in cenah değiştiren bir yazarı Danıştay’ın kararını savunarak "ateist bir babanın oğluna din dersi öğretilemeyeceği" fikrini savunuyordu. Böyleyse başka bir baba başka bir ders için benzer talepte bulunsa "falan ders çocuğuma öğretilmesin, ben o fikri tasvip etmiyorum" derse ne olacak. Biri felsefeyi reddetse ne cevap verilecek.
Bazıları işlerine gelmeyen konularda devleti tamamen yetkisiz kılmak istiyorlar.
Danıştay’ın yasak kararını savunanlar bu meselede AİHM kararlarına atıfta bulunuyorlar. AİHM yok şöyle karar vermiş de böyle karar vermiş.
Avrupa cadısı ile Katolik nikâhı kıymışız. Onunla olmuyor, onsuz biz yapamıyoruz. İsmet İnönü "büyük devletlerle ilişkiler ayıyla yatağa girmeye benzer" demiş. Elhak her şey bu sözün doğruluğuna canlı şahid.
Avrupa ideolojik davranıyor biz bunu göz önüne almıyoruz. Çifte standart uyguluyor biz sadece kınıyoruz.
Avrupacılar maalesef Avrupa’nın aksine eleştirel düşünme yetilerini kaybetmiş gibiler. Dogmalarla savaştıklarını söyleyenler en kötü bir şekilde, tarihlerinden koparak kendileri için hiç de iyi niyetleri olmayanların dogmalarının esirleri olmuşlar.
Din dersi konusunda Avrupa’yı konuşturup Diyanet Başkanını susturan zihniyet ibretliktir.
Bu meselede Ali Bardakoğlunun konuşmasından daha makul ne olabilir. O konuşmasa kim konuşacak.
Mandacı zihniyet Sivas Kongresinde sinmedi. Gizli bir oluşum gibi faaliyetlerine devam ediyor.
Bir kesime izin verilse bütün değerleri yerle yeksan edecekler.
Hem samimi olsalar bari… AİHM’ni bile işlerine geldiği yerde kullanıyorlar. Birçok konuda onun kararlarını eleştirip görmezden gelenlerin din dersi meselesinde onlara "mal bulmuş mağribi gibi" sarılmaları da dikkat çekici.
Yaşanılan gerçekten ibretlik… Hürriyet yazarları Bardakoğlu'na cevap yetiştirme telaşesine düşmüşler. Baş yazarları bu meseleyi ele alıyor, sonra bir liberalleri. İlginci en önce cenah değiştiren yazarın zehir zemberek ve tam da yönlendiricilerin istedikleri gibi bir yazı yazması... Yazarlarının yazılarını sansürlediği Emin Çölaşan’ın şahidliği ile ortaya çıkan Ertuğrul Özkök acaba onlara konu siparişi de veriyor mudur?
Görünen verdiği yönünde…
Ya Özkök'e sipariş verenler. Asıl önemli odak o. Bunlar bir nevi kukla. İpler başkalarının elinde.
O başkaları kim acaba?
Tahmini pek zor olmasa gerek.
- resul davutoğlu yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



tahmin, buyurduğunuz gibi pek
Halid Aslan — Pzt, 10/03/2008 - 18:27tahmin, buyurduğunuz gibi pek güç değil... ama bıktık doğrusu. özkök şamar oğlanına döndü bu arada. ağır basan herifi istediği tarafa salvoya çekiyor. ve fakat bu onlarin makus talihi olsa gerek veya yalama makamı olmaları hasebiyle ayar tutmuyorlar artık...
feci taraf şu: "evet, özgürlük amma bizim tayin ettiğimiz kadar" takıntılarının bittiğini görmüyorlar. Allah kalp gözlerini kapamış, beter olalar.
bir feci yan da şu: TMSF denilen makamın el attığı kanallar, gazeteler... özkök ağzını anladık, ayar geliyor bir yerlerden. tamam. TMSF'ye geçenler, sanki bir şey değişmeden onlar da sapkın, yablı haberlerine devamdalar... böyle patron benim de başıma. etliye karışma sütlüye karışma. iyi vallahi...