Şair ve Şiir Üzerine
Osman Nuri Öz — Salı, 08/04/2008 - 13:11
Yazmak dünyanın en zor işidir şüphesiz. Çünkü yazmaktan maksat dilin söylediğini, aklın düşündüğünü, kalbin hissettiğini bakileştirmektir. En azından bu koridorda birkaç adım atabilmektir. Baki olan yalnız Allah’tır. Öyle ise bakileştirme ameliyesine sadece Allah’ın kudreti kafi gelebilir. Buradan aklıma şu enfes yorum geldi: Sofiler velayeti tasnif ederken velayet-i kübranın tarifinde onun Allah’ın sıfatları ile sıfatlanabilmek olduğunu söylerler. Öyle ise yazar yani dar anlamı ile şair, Allah’ın bu sıfatına ulaşmayı kendisine bir gaye-i hayal ittihaz etmiş veli namzedidir diyebiliriz.
Şiir nedir sahi? Şair kime derler? Şair olmak için illa şiir yazmak mı gerekir? Şair ne zaman doğar ne zaman ölür?
Gönül ikliminden bizlere nağmeler seslendiren bir gönül sultanı şiir için der ki; “Şiir, bir yürek hoplaması, bir rûh heyecânı ve bir gözyaşı. Aslında göz yaşları da kelimelere baş kaldırmış saf şiir demektir.” Bütün bir hayatım gözümün önünden geçiyor bir anda ve soruyorum kendi kendime, benim yüreğim ne zaman hopladı, bu hoplama veya irkiliş ruhumun heyecanla sarılmasına vesile oldu mu? Göz yaşlarım bu ahvalime tercüman mıydı?
Evet göz yaşları hakiki şiir ve şairin habercisidir. İnsan namütenahi ile sarmaş dolaş olduğu anlarda bulut bulut yaşlar tezahür eder sinesinde. Öyle ise şiir insan için namütenahi ile buluşma noktasıdır diyebiliriz. Böyle bir buluşma noktası bir çok esrarın inkişafına, işaretlerin bilinmesine gebedir. İnsanın sonsuzlukla yüz yüze geldiği anların sadece yalnız kaldığı zamanlar olduğunu nazar-ı itibara alırsak şiir için yalnızlık güftesinin yegane bestesi diyebiliriz. Tabi böyle bir besteyi de sadece şairlere ait bir kısım solmayan çiçekler ve bu solmayan çiçeklerin çevreye saldığı ahenkli koku vücud mertebesine çıkarır.
Şair, bir şair, bir şair… Kalbinin sonsuzluk muştularını fani dünyaya taşıyabilen kamet, taşıdığı muştularla sonlu olan varlıklara ebed yolunu açan Akl-ı Evvel’in yeryüzündeki temsilcisi, kainatın içinde sahibi tarafından mezc edilmiş ahenkli, el değmemiş güzelliklerin avcısı, gönül verdiği varlığın büyülü dünyasında soyunun şarkısını her zaman tek vücut olup söyleyen ışık ordusunun mütevazı bir neferi…
Hakiki şairin şiiri bazen büklüm büklüm bir yakarış, bazen sevinç gözyaşlarıyla abdest almış neşelerin tezahürü, yeri geldiğinde insanın iç dünyasındaki iniş-çıkışları dile getiren bir orta fasıl, bazen ruhun hüzünlerine tercüman nefes nefese tükenmez soluk… Bütün bunların karşısında hakiki şiir, garipler kervanının kervancı başına sunulan bir övgü. Övmek ne mümkün nam-ı diğer yokluk.
Şairlerin ekseri ne zaman şair olduğunu bilemez veya ne zaman şair olduğuna karar veremez. Yüzlerce şiiri olup hala kendisine şair demeyen o kadar çok insan var ki.. Kanaat-i acizanemce şiirle doğar şair ve her şiiri onun yeniden doğuşudur.. Hep doğmak vardır şairlerin kaderinde. Şairin ölümü şiirinin son noktasındadır. Ama her şairin mutlaka bir yarım kalmış şiiri vardır. Bunun içindir ki ölüm nedir bilmez şairler. Şimdi bana İstanbul aşığı Yahya Kemal’in veya şairlerin sultanı Necip Fazıl’ın öldüğünü söyleyebilir misiniz?
Tam bu demde şiiri sadece mevzun bir sözler manzumesi olarak anlamasak, ruhu cezbeden, vicdanları harekete geçiren, hayalleri süvari atlarının hızıyla yarışacak seviyede kanatlandıran nesir görünümündeki abidevi şiirleri göz önüne alsak, esasen her şeyin bir şiir ahengi içinde olduğunu görürüz. Öyle ise ölümsüzlük iksiri ahenkte gizli. Ebede namzet ahengi fark edebilmek de gizli. İnsan, küçük bir kainatsa, en nihayet insan kendisi kadar şairdir. Yani ki ebede namzettir…
Şair için önemli olan şiiri değil, şiirinin tekevvün ettiği hayat felsefesidir. Hayat felsefesi ise zamana, mekana, duruşa ve duruma göre değişir. Bir adım daha atacak olursak şairin zamanın, mekanın, duruşun ve durumun neresinde olduğu da hayatî bir önem taşımaktadır. Çünkü dar anlamıyla duruşun veya mevziin ne olduğu mevzuun ne olduğuna delalet eder.
Şair bir zaman çile merkezli şiirler yazarken başka bir zaman aşk, sevgi gibi romantik konularda iç dünyasını beyaz sayfalara aktarmaktadır. Bir başka şair de bütün bir ömrünü bir mevziden yani ki tek mevzudan ibaret sayıp kendi seçtiği yolda ilerlemektedir. Bir başkası ise bal arısı gibi her bir çiçekten öz alma telaşında olabilir. Bütün bunlar veya bu durumlar neyin göstergesidir diye bir düşünce jimnastiği yapacak olursak karşımızdaki tasavvufî bir hat çalışmasını okuyor gibi “Ya hazreti insan” dememiz elzemdir.
- Osman Nuri Öz yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



Selam size, şair ve şiirden söz edenler.
mehsani — Per, 10/04/2008 - 08:45Selam size, şair ve şiirden söz edenler.
Ben biçare, şair ve şiir müsveddeliğine soyunmuş biri olarak, edebi havadisinizi görmeden geçemedim. Bu meyanda, övülmeye layık olanların en başında “Allah’u Azimuşşan” gelir. Sonra O’ yüceler yücesinin emir ve beyanlarına itaat ve iktifa ile edep ve ahlak numunesi nebiler, resuller silsilesi ki, bunların başında da, Resul-i zişan, Hazreti peygamber efendimiz “Muhammed Musatafa s.a.v.” gelir.
Sözü güzel etmek! Zamana ve mekana en uygun şekli ile, Allah rızası yönünde tesirli kılmak, neticede insanlığın saadeti mesabesinde tebliğin sürmesine acizane katkıda bulunabilmek, ilimden ve hikmetten faydalanarak, uygun ve düzgün olanı işaret ederek, haklıdan yana olup Hakkı savunmaktır, kelimelerin mücmelleştirilmesinde şiir.
Şair münadidir (çağırıcı) bir manada. Sesinin şiddeti, tesiri ruhundaki hak ve hikmet coğrafyasının şekli ve mana ikliminin rahmete iktizası kadar, düşünce derinliğinin su yüzüne çıkarabildiği baliğ bir ifade şeklidir. Şek ve şüpheden arınmış, icabı ve mucibini kesin bir iman ve ihlasla, i’la-yı kelimetullah uğruna savunan ve kerihle kelimeleri kılıç-kalkan ederek, ömrü ve canı pahasına savaşan adamdır.
Şiir, her şeyi yoktan var eden Allah’a ve onun var ettiği doyumsuz güzelliklere giden yolun ahenk ve uyumla tarif ve tavsiye edilmesi edebiyatı olmalıdır. Bilgiden, bilinçten ve bilimden mülhem yeti, aşk ikliminde buram buram terleyen, nefsine karşı koymasını bilen, zahmet çeken, zora göğüs geren, Hak ve haklı mücadelesinden ilahi bir haz alan, riya ve gösterişten kaçınan, evrensel bir lisanı ve lügati terennüm eder, şiir.
Zira sanat ve sanatın şubeleri ve sanatkar, irat ettiği özetle “ahseni takvim’i” işaret edip, ifadenin adresini Hak olarak buyurmuyorsa, kendisine faydası olmayan bir işle iştigal eden esnaf mesabesinde uğraşı olmaktan öteye gidemeyen emektir, gayrettir. Zaten günümüz gerçeğinde harikalar husule getiren öyle yetki ve karakterler vardır ki, eserleri Hakkı, kendileri (maazallah) küfrü, inkarı ve isyanı şiarla işaret eder, savunurlar.
Bir lahuti eldir izanımıza dokunan. Şairlikte ve şiirde amaç sanatı ve sanatkarı kötülemek, hakir görmek ve yermek değil, iyi güzel ve doğru olanı her nerede ve nasıl olursa olsun tutmak, tutup ayağa kaldırmak, Hakkı ihya etmek olmalıdır. Adalet ve huzur biz insanlar için yaşanılası bir medeniyetin olmazsa olmaz kural ve kaideleri olup, bu hayali gerçeğe dönüştürme peşinde olan, çilesini çeken ve çekmeye namzet olan şairi, şiiri, yazarı, çizeri ve bütün meslekleri en kalbi duygularla selamlıyor Allah (c.c.) yar ve yardımcımız olsun diyorum.
Saygılarımla..
Mehmet Sani Özel
10.04.2008
Mehmet Sani Özel
Edebiyatın, özellikle şiirin
Halid Aslan — Salı, 08/04/2008 - 20:00Edebiyatın, özellikle şiirin insanlar üzerinde bir tesir meydana getirdiği muhakkaktır. Zaten şair de, insanlar üzerinde tesir meydana getiren kimse olarak tarif edilir. Şairi diğer kimselerden farklı kılan özellik; duyuş, hissediş farklılığıdır. Bu hissedişe sebep olan olayları bir çok insan, bir çok anlarında fark edebilmekte lakin onu vücuda getirememektedir; sadece hissetmiş olmakla yetinir. Şiiri, günümüze kadar binlerce şair kendi açısından tarif etmiştir. Bizim burada yapacağımız bir tarif, laf kalabalığından başka bir şey olmayacaktır.
İnsanların iltifatına mazhar olan şairler, hatasız kelam Kur'an-ı Kerim' de "Şairlere ancak azgınlar uyar. Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin? Ancak inanıp faydalı işler yapanlar, Allah'ı çok zikredenler ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır... (Şu'ara 224-227).
Bu durumda şiir ve şairler bir kalemde geçilecek bahis değildir. Kur'an-ı Kerim'de, Rasûlullah'ın dilinde şiir geniş ve mükerrer bir yer bulmuştur. Bilhassa Rasûlullah (Aleyhisselâtu vesselam)'ın İslâm'ı tebliğ ederken şiir ve şair vak'asını küçümsememiş olduğu dikkat çekicidir. Allah Rasûlü bir yandan müşrik şairlerle mücadele etmiş, diğer yandan da mü'min şairleri teşvik etmiş, korumuş iltifatlarda bulunmuştur.
Müslüman şairlere düşen Allah Rasûlü'nün gösterdiği yoldan yürümek, şiirlerini onun arzusu cihetinde yazmak ve kullanmak olmalıdır. Şüphesiz şiir, yazmaktan gaye olanı içerir. Gaye Allah ve Rasûlü ise, Allah'tan başka korkulacak hiçbir şey yoktur. Şiir, İslâm'a köle edilmelidir.
Tebliğ vazifesi ile yüklenen şiirler, düşmana karşı üstün bir şekilde silahlanma, düşmanı umulmayan noktadan vurma vazifesini de taşır.
Allah diyen her şiir düşmanların yüreğine korku serpecek kudrettedir.
Allah diyen her şiir
Osman Nuri Öz — Salı, 08/04/2008 - 23:23Allah diyen her şiir düşmanların yüreğine korku serpecek kudrettedir... eyvallah üstad bu yazıyı yazmazdan önce bu cümleye rastlasaydım inanın kalemim oynamazdı... eyvallah
Estagfirullah. Bilakis bizler
Halid Aslan — Çar, 09/04/2008 - 14:36Estagfirullah. Bilakis bizler yazınızla müstefid olduk; haber, komplo, siyaset vs. alanlarıyla boğulmaya başlayan yüreğimize birazcık da olsa serinlik düştü. Hamdolsun. Daim dilekleimle efendim.
tebrik ederim
ismail okutan — Cum, 11/04/2008 - 14:07Allah razı olsun üstat, sanat denince eğlence, zevk sefa aracı, günaha eşlik eden bir şarkı türkü algılayışına karşı müslümanca bakışı ortaya koyan yazınızdan dolayı gerçekten sevindim. müslümana göre sanat nedir, nasıl olmalıdır gibi konuları gündeme taşımanız her türlü takdire şayandır. hayırlı çalışmlarınızda başarılar dilerim.
selam ve dua ile ismail okutan