Hasrette
resul davutoğlu — Paz, 20/04/2008 - 16:57
Vasfını kalemle yazmak istedim
Kalemim lâl oldu naçar hasrette
Gelmeni inkâra kalkan her bedbaht
Ateşe kör giden küffar hasrette
Uymaktır iftihar sana Efendim
Aldanıp uymayan beşer hasrette
Elinden zinciri takan serine
Taçlanır mutlaka o hür hasrette
Ziyaydın göktendin bize göründün
Görmeyen nurunu bir kör hasrette
Namını bırakıp giden her gönül
Ayılır bakar ki bir hor hasrette
Ordunu görünce hemen gelmeyen
Kudreti kalmamış nefer hasrette
Cananlar içinde sermest olsa da
Biganen karanlık bir zor hasrette
Bahar da coşku da hepsi sendendir
Bilmeyen çöldedir yürür hasrette
Yolunda gitmeyen hayat sahibi
Ateşte kara bir kömür hasrette
Gerçeğe sırtını dönen muannit
Dönüşsüz menzilde erer hasrette
Sığınak aranan çetin meydanda
Katına gelmeyen erir hasrette
Şiddete uğrayan mazlum ukbada
Zalimi perişan görür hasrette
Uyanın mesrurdur yalan dünyada
Yalanı gerçeğe verir hasrette
Mücahid geçmiştir zaman mekândan
Kanıyla yol açar nazır hasrette
Nuruna koşmayan topal biçare
Ayaklar dilerken kurur hasrette
Malik’e ricaya gider ateşlik
Kılıç der o acı sabır hasrette
Görenin geçtiler candan ve serden
Menzili beklerler bir kor hasrette
Dirilmek isteyen toprak parçası
Figanda duada Bedir hasrette
Küfürden bizârdır kale ve şehir
Selamlar gönderen Hayber hasrette
İran da Bizans da hatta Hindistan
Gel derler gönlümüz bizâr hasrette
Göndermek isterler sana bir elçi
Harflerle boğuşan haber hasrette
Bitmezdi hasretin hatta yanında
Sürekli olsa da Ömer hasrette
Aslandır demiş ki kavli ilahi
Çelikten yürekli Haydar hasrette
Gönüller zayıfsa elbet mazurlar
Vadinle sevinen şehir hasrette
Mekke’nin gözleri her an semada
Yıldızı sabırsız arar hasrette
Âtik ki yarandı senle her zaman
Gönlünde o gümrah nehir hasrette
Halimdi selimdi aşka sahipti
Lütfünle nurlanan Zinnur hasrette
Dirilik gününde mahşer hasrette
Nedâmet duyacak gurur hasrette
- resul davutoğlu yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli


...mağripten maşrıka kadar
Taha Nevruz — Salı, 22/04/2008 - 20:16...
mağripten maşrıka kadar duydum seni
ilk kez ağladım mescidinde utandım
kokunu aradım sokaklarında medine'nin
sinem kalabalıktı, caddeler kalabalık, ölüm kalabalık
alıp götürdü beni susuzluğumla kandım
parmaklarından akan çeşmeler
utandım. seni yazmak haddim değildi
utandım. merhamet bilmeyen kalbimden
dua ettim mahşer olmadan uyanayım
utandım. mahşeri bilmeyen yüreğimden
dağların ardını haber verdin de ey resûl
utandım. önünü görmeyen gözümden
Allah'ım dedim
sustum
susmanın bir keramet olduğu demlerde
başım eğik
iman makamında...