Ahşap Çanta
Mehmet Özkal — Salı, 06/05/2008 - 12:26
Ana caddeye çıkan sokağın birinden geçerken bir çay ocağı ilişti gözüme. Oldukça yorulmuştum… Çay içme bahanesiyle, biraz dinlenmek için içeri girip kapıya yakın boş bir masanın yanı başına oturdum…
Masadaki günlük gazeteyi okurken, tavşankanı çayım geldi, ben istemeden. Çayla aram iyi olmamasına rağmen, çok hoşuma gitmişti. Çayımı bitirir bitirmez: “aynı çaydan bir bardak daha istiyorum” dedim.
Çaycı:
“Bizim çayımız her zaman aynıdır” diyerek biraz sitem etti. İkici bardağı da getirdi birkaç dakika içerisinde.
Çayımı yudumlarken bir taraftan da, bir televizyon kanalında haberleri izlemeye başladım.
Haberlerden sonra, televizyon dolabının üzerinde, yaklaşık 30x40 cm. ebadında kontrplaktan yapılmış eski bir çanta gözüme takıldı. O anda, ilkokul yıllarım aklıma geldi…
1950’li yıllarda, birçok öğrenci bu tür çantalar kullanırdı. Genelde okul çıkışlarında, bu çantalarımızı hep tokuştururduk, kimin çantası daha sağlam çıkacak diye. Kırılan çantanın yerine, yenisinin nasıl alınacağı kimin aklına gelirdi ki… Yine o yılların birinde, okulumuzda ilk defa ben muşambadan yapılmış çantaya sahip olmuştum. O kırmızı çanta, hâlâ gözlerimin önünde…
Elli, belki de daha fazla öncesine ait olduğunu tahmin ettiğim o çantanın sırrı ne ola ki!..
Oldukça merak etmiştim…
Çayların parasını ödedikten sonra, altmış-altmış beş yaşlarında olan çaycıya:
“Kusura bakmazsanız size bir şey sormak istiyorum” dedim.
Çaycı:
“Estağfurullah, buyurun sorun!” diyerek mukabelede bulundu.
“Şu dolabın üzerindeki ahşap çanta, eskiden okula giderken kullandığımız çantaya benziyor. Çok eskilere ait olduğunu tahmin ettiğim bu çantanın hikmeti nedir?”
“O çantanın, hemen hemen elli beş senelik mazisi var… Zamanın müsaitse, şöyle oturalım da anlatayım onun hikâyesini.”
Birer bardak çay alarak oturduk ocağa yakın bir yerde…
Başladı anlatmaya emektar çaycı:
“Yenituran İlkokulu üçüncü sınıfta okurken; akşam okul çıkışı bir öğrencinin babası oğlunun yanına gelerek: ‘Ali, senin çantan kırılmış, çarşıya gidelim de yenisini alalım!’ dedi. O anda yüreğimde bir acı hissettim! Benim kırık çantam da yoktu ve hiç olmamıştı da… Kitaplarımı- defterlerimi, annemin elle diktiği bez torbada taşıyordum. Yağmurlu günlerde hep ıslanıyordu kitaplarım defterlerim…
Onlar giderken ben de arkalarından yürüdüm bir müddet. Sonunda cesaretimi toplayarak: ‘Amca! Oğluna yeni çanta alırsan, eskisini de bana verir misin?’ dedim…
Adam çok duygulanmış olacak ki; ‘Gel evladım, sana da yeni çanta alalım’ deyip, benim de elimden tutarak bir dükkâna götürdü bizi… Aynı çantadan iki tane aldı, birini bana diğerini de oğluna verdi…
O kadar sevindim, o kadar sevindim ki, uçacak gibi oldum o an… Hemen orada; kitaplarımı, defterlerimi torbadan çıkararak çantama yerleştirdim. Bir daha hiç görmediğim o amcanın elini öperek, koşa koşa eve gittim. Bu benim ilk ve son çantam oldu…
İlkokulu bitirinceye kadar, bu çantaya gözüm gibi baktım. Bugüne kadar da, canım gibi korudum!..
Bundan bir sene öncesine kadar evde muhafaza ediyordum. Geçen sene hanım; evde ne kadar eski, kırık-dökük eşya varsa atmaya karar verince, ben de onu kurtarmak için getirdim buraya… Ölünceye kadar, onu muhafaza etmeye kararlıyım. Öldükten sonra da, çoluk çocuğumun vicdanına kalmış artık” diyerek sözünü tamamladığında gözleri yaşarmıştı.
Çaycı Hasan Efendi gözyaşını dışarı akıttı, bense kalbime!..
- Mehmet Özkal yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli


Son yorumlar
10 sa. 49 dk. önce
1 gün 6 sa. önce
1 gün 6 sa. önce
1 gün 7 sa. önce
1 gün 7 sa. önce
1 gün 8 sa. önce
1 gün 19 sa. önce
1 gün 19 sa. önce
1 gün 23 sa. önce
2 gün 6 sa. önce