Asli liyakatsız zevatalara
Zehra Arslan — Cts, 10/05/2008 - 08:24
Terk ediyorduk can acıtan kelimelerin varlığında
defolmamız emrediliyordu siyah odaların zift bakışlarında
meclisten, okuldan, ordan, burdan, şurdan...
çığlıklar sessizce ağlıyordu bir köşede
bağırıyordu biri " bu kadına haddini bildirin" diye
örümceklerin beynini çözecek kadar akıl sahibi olamayanlar
kardeşlerimize "örümcekler" diye hitap ediyordu.
senin okulunda varlığımı sürdürüyorsam
baş örümcek sen değilmiydin
"Bre liyakatsız zevata"
açın diyolardı açın
saçlarınızın rengine bakıcaz
bakınca ne olacaktı laikliği mi kurtaracaktı saçımın rengi
saçlarımız kömür karası,
sizin kara zihniyetlerinizdir ancak görebileceğiniz
görmek, kör beyinlerinizin eşliğinde.
otobüse bindiriliyordu kızlar
ülkeden, insanlıktan umudunu kesenler gidiyordu
sesler titrek çıksada içinde ki feryad figanı kimsecikler duymuyordu
sağırdı demokrasiyi barındırdığı ülke.
ağlıyordu kızlar gözyaşlarının utangaç bakışlarında
utanması gereken bizler değildik elbet
zift tutmuş beyinler var iken!
biz bu ülkeden gidiyorduk
er veya geç birileride bu dünyadan göçüp gidecekti ve geri dönüşü olmayacaktı.
nedersiniz yollarımız kesişir mi dersiniz
ozaman hangi odanın karanlığında yanıp tutuşacaktınız
feryadınız aynı boyutta mı olacaktı...
yine kovacakmıydınız kızları ordan, burdan, şurdan...
kendi ateşinizle uğraşmak varken yine musallat olacak mıydınız bizlere
ne mümkün...
gazeteciler ödül alıyordu rahşan hanımın gözyaşları ile...
en çok gözyaşını döktüren kimdi efendiler
cesaretiniz mi yoktu yoksa başörtülü kızın gözyaşlarını çekmeye
modern düşünmek gerekir dimi
nerde rahşan hanım nerde başörtülü kız mı diyorsunuz yoksa
yanılıyorsunuz beyler bir kez daha o ödülün altında yanılıyorsunuz.
gidiyorduk
ve biliyorduk ki
hiç bir başörtülü kız sizin gibi merhametsiz, acımasız ve örümcek kafalı olamaz.
- Zehra Arslan yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Bu Kadına Haddini Bildirin!
Zehra Arslan — Cts, 10/05/2008 - 23:03Merve Kavakçı, DSP lideri Ecevit’in ağzından “Bu kadına haddini bildirin” tehdidini duyduğunda hissettiklerini şöyle anlatmıştı:
“Ecevit, zenci Rosa Parks’a haddini bildiren beyaz otobüs şoförü edasıyla parmağını bana doğru uzatarak, ‘Bu kadına haddini bildirin’ diye bağırıyordu. Özgürlük karşıtı, tek tipçi zihniyet kendini mekân ve zamandan bağımsız olarak nasıl da gösteriyordu. İçimden ‘Ne acıdır hiç ölmeyeceklerini zannedenlerin hali’ diye geçiriyordum. Bu haleti ruhiye içerisinde aklımdan şu kıyaslama da geçiyor: ‘Terazinin bir kefesine bazılarına göre ‘gerici, çağdışı’ olarak nitelendirilen kıyafetimle, bir bilgisayar mühendisi olarak kendimi, diğer tarafına ise Sayın Ecevit’in çağdaşlığını koyuyorum ve ‘çağdışılığımla’ gurur duyuyorum.”
Peki haddini bilmeyen kim?
Elleri, ayakları, sesi titreyen, ama yüreği hiç titremeyen ihtiyar bir adam.. Bir “führer” edası içinde, Müslüman milletin meclisinin kürsüsünden bir hanımefendiye şöyle bağırmıştı:
“Bu kadına haddini bildirin!”
Üzerine yürüyen yüzlerce ‘erkeğin’ (!) arasında savunmasız bir kadın… Yüzünü gördüm o anda genç kadının; gördüğü bu dehşet manzara karşısında nasıl da şaşırmıştı? Belli ki bunca kin ve nefretin üzerine boca edilmesi, onu da şok etmişti. Kendimi hiç o kadar suçlu hissetmemiştim. İçimin yandığını ve ellerimi kaldırıp “Ya Kahhâr!” çektiğimi bugün gibi hatırlıyorum.
Hangi nezaket, hangi terbiye, hangi adamlık, hangi töre, hangi ahlak kaldırırdı bunu? Yüreklerini kin bürümüş “aslan Sosyal Demokratlar”, aslanlıklarını, av niyetine gözlerine kestirdikleri masum bir bayan üzerinden isbata kalkışmışlardı. Bayanın tek suçu, inancı gereği başını örterek, kişiliğini dişiliğinin önüne geçirmesiydi. Sonuçta milletin seçtiği bir bayan, tüm dünyanın gözleri önünde, millet iradesinin tecelligâhı (!) olan bir mekanda, laiklik iddiasındaki erkek ve kadınların “linç” girişimine maruz kalıyordu.
O manzarayı ve “Bu kadına haddini bildirin!” diyen titrek sesli ihtiyarı hiç unutmayacağım. Biliyor ve inanıyorum ki Allah da unutmayacak. Yine inanıyorum ki, haddini bilmeyenlere O bildirecek hadlerini. Allah adama haddini bildirmeye görsün, kimse yakasını O’nun adaletinden kurtaramaz! O ihmal etmez imhal eder (süre tanır). Ve ebedi mesajında der ki: “Ne zaman bizi kızdırdılar, onlara yaptıklarının acısını tattırarak intikam aldık!”
Mustafa islamoğlu
tarihi bu açıdan çok
Kerem Dağlı — Cts, 10/05/2008 - 19:08tarihi bu açıdan çok seviyorum. hep ibret hep ibret... kimler gelip kimler geçmiş... hangi zulm payidar kalmış, hangi zalim "güzel" yad edilmiş. mazlum yaftasını yakalarımızda, boyunlarımızda şerefle taşımak mutlak zalim olmaktan hayrlıdır, muhteremdir.
Allah büyüktür ve adildir mutlaka.