Liberal İslamî Islahat...
Osman Nuri Öz — Salı, 10/06/2008 - 12:09
Liberalizm, kökleri Rönesans ve reformasyona dayanmakla birlikte, daha çok XVIII. yüzyılda sağlam temellere oturmuş bir akım olarak tezahür etmektedir. Modern/modernleşen dünyanın temel politik ideolojilerinden biri olmayı, kendinde ihtiva ettiği, bireylerin sivil ve politik haklarına verdiği önemle başarmıştır. Liberalizm, feodalizmin çöküşünün ve kapitalizmin ortaya çıkışının bir ürünüdür.
Liberalizm aynı zamanda bireye, bireyin hak ve özgürlüklerine ve kamu yararına, genelin çıkarına sonuçlanacağı için, bireysel faaliyetlerde özgürlüğe imtiyaz tanıyan iktisadi öğreti olarak liberalizm, aynı zamanda devletin bireysel özgürlükler karşısındaki yetkilerini sınırlamayı, bireysel haklarla teşebbüs özgürlüğüne yönelik muhtemel müdahalesini ortadan kaldırmayı öngören siyasi bir öğretidir.
Modern zamanların ilk büyük Avrupa liberali olan Locke’a göre devletin üstün tutulması, devlete tapınma, ister XIX. yüzyıl Hegelyanizminin incelmiş haliyle, isterse XX. yüzyılın faşizmi gibi haşin bir biçimde karşımıza çıksın, özü itibariyle militaristik toplumlarla sıkıca ilintilidir. Bunun tersine, ferdin üstün tutulması (ferde tapınma) akılcılık ve sanayicilikle birlikte bulunur.
Esasen liberalizm bir devlet görüşüdür. Bizi ilgilendiren nokta ise bu devlet görüşünün içtimai arenada nasıl yankılandığı ve İslam âlimlerini muasırlaşma uğruna nasıl etkilediğidir. Liberal İslami bir söylemde zannımca tanımlardaki devletin yerini statükolaşmış bir gelenek almaktadır. Öyle ise liberal İslami söylem tanım çerçevesi dâhilinde klasik geleneğe karşı bir başkaldırıdır.
Peki, İslam ile liberal kavramlarının terkibinden nasıl bir ideoloji çıkmaktadır? Bu söylem İslam devlet ve iktisat politikası için mi üretilmiş yoksa liberal kavramının ihtiva ettiği ferde verilen veya devletten diğer bir deyişle mutlak otorite olan klasik/vahyî/örfî gelenekten alınan sınırsız özgürlüğünün uygulanması için mi üretilmiştir?
Müslüman gelenekçilere göre, Kur’an mutlak bilginin temelidir. Müslüman liberallere göre ise Ku’an’ın dili, vahyin özüyle uyum içerisindedir. Yine liberallere göre vahyin içeriğinin ve anlamının ille de lafzî olarak ele alınması gerekmez. Bununla beraber Kur’an okumalarında asıl ihtiyaç Kur’an kelamına dayalı ve Kur’an’ın sınırladığı ölçüde anlama çabasına girişilmeye ihtiyaç vardır. Bununla birlikte İslam’da rasyonel tartışmalar uygulamayı, vahyin, tarihin, aklın ya da tefsirinin kurallarıyla uyumlu hale getirmenin yollarını araştırır.
Liberalizmin her zaman iki yüzü olmuştur. O, bir yanıyla hoşgörü, ideal bir yaşam biçimi arayışı olmuştur. Diğer yanıyla ise, çeşitli yaşam biçimleri arasında barış ortamının aranmasıdır. Birinci bakış açısına göre liberalizm, bir evrensel rejim reçetesidir. İkincisinde ise birçok rejimle sürdürülebilecek olan bir “bir arada yaşayabilme’’ projesidir. Musa Carullah Efendi’nin ilahi rahmeti bütün insanlara genellemesi herhalde bu tür bir gayretin neticesi olarak değerlendirilebilir.
Daha dar bir çerçeve ile liberalizm meselesinin özeti veya bu konudaki nihai düşüncemiz şudur:
Liberalizm, bir diğer ifâde ile serbestçilik, "Hür ve serbestlik fikirlerini benimseyen, başkalarının hürriyetine hürmetkâr olmak; fertlerin hürriyetlerinin en son hadde kadar genişletilmesi, devletinkinin ise aksine daraltılmasını" müdafaa eder ve hayata geçirmeye çalışır. Ancak, sadece bu mefhumlar çerçevesinde görünmez. Liberalizm, XIX. Yüzyıla damgasını vurup, XX. asrın sonuna kadar da gücünü koruyan, hemen her toplum ve her tarihî hâdisede etkisini, "sosyo-kültürel-politik ve ekonomik" olarak göstermiştir.
Mutlak Liberalizm, devletin hiçbir işe karışmasını istemezken, çağdaş yahut yeni liberalizm, plânlı iktisâdî, sosyal hayata ve istihsâle yön verme faaliyetlerine taraftardır.
Liberalizm, felsefede, "Hayatın bütün yönlerini" ele alır ve her meseleye çâre getireceğini savunur. Ferdiyetçi ve sosyal bir felsefe olduğundan, ferdi en öne çıkarır.
Liberal bilgi felsefesi ise, rasyonalist olduğundan, gerçeğe, ferdî akıl yoluyla ulaşacağına inanır. Serbest düşünceden yanadır. Özel mülkiyet üzerine oturduğundan, ekonomik açıdan "üretim ve ticâret hürriyeti"dir de. Politik açıdan da, ferdi ve toplumu her türlü hürriyetler üzerine oturtur.
Bu cephelerden bakıldığında, "ferdi ve aklı" sınırlayacak her türlü "dünyevî ve uhrevî" otoriteyi, rejimleri ve özel mülkiyete karşı olan ideolojileri reddeder. Bu düşünceye göre, devlet ve hükümet sınırlandırılmalı, ferdî teşebbüsü engelleyici, din, âile gibi müesseselere, lonca ve sendikalara da cephe alınmalıdır.
Bu rejim modeli, aklı boğan, tefekküre yol vermeyen, düşünceyi kısıtlayan veya kendi izni dairesinde kullanılmasını isteyen Hıristiyanlık ve sair dinler için haklı bir tepki olabilir. Fakat akla ve rasyonalizme önem veren, düşünce hürriyeti ve her türlü hürriyetlerin bânisi olan İslâmiyet için söz konusu olamaz.
muhafazakar islami ıslahat geliyor...
- Osman Nuri Öz yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli


Kavram kargaşası yaşadığımız
Nefi Selamoğlu — Çar, 11/06/2008 - 12:23Kavram kargaşası yaşadığımız hakikat. senelerdir bir çok kimse "aynı" şeyden bahsederken "ayrı" şeyler anlayabiliyor. Liberalizm de öyle. Doğulu bir bakışla mı bakacağız liberalizme batılı bir "birey" olarak mı?
Acı çekmek özgürlükse / Liberaliz ikimizde...
Dinsiz bir sistemin Liberallerden ilgi görmesi manidar. Allah'ın cenneti ve vaadi varken yerine sahte tanrıların ve sahte özgürlüklerin yalan heyecanı sunmanın adıdır liberalizm. Bunu ister ekonomik liberalizm olarak algılayın ister siyasi...
Derler ki: bir liberal kendisine kötü muamele edildiği zaman, "tanrı'ya şükür dayak atmadılar" diye düşünen kişidir. dayak yediği zaman, öldürülmediği için tanrıya şükreder. iş ölüme gidecek olursa bu defa ölümsüz ruhu fani vücudundan kurtarıldığı için şükreder.
alın size modern bir tarif: muhafazakâr olamayacak kadar fakir, komünist olamayacak kadar zengin...