Sayha Dergi

  • ramazan
  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Tefekkür › Akıl ve Delilik Arasındaki İslam – II

Akıl ve Delilik Arasındaki İslam – II

Nadir Marmara — Salı, 08/07/2008 - 06:16

“... nam Saraceni et Turchi Deum Creatorem colunt, Mahomet non Deum sed eius prophetam aestimantes//Serazenler ve Türkler yaratıcı Tanrı’ya inanırlar; Muhammed onların tanrısı değil, kıymetli peygamberdir”
Malmesburyli William, Gesta Regum, Edidet by W. Stubbs, Rolls Ser., s. 230.

Malmesburyli William bu sözleri 1120 yılında sarfetmiştir. İslam, ortaya çıkışından tam 510 yıl sonra Avrupa’da ilk defa olumlu ifadeye konu olmuştur. Benzer yaklaşım, 1106 yılında Hıristiyanlığı kabul etmiş Endülüs Yahudisi ve İngiltere kralı I. Henry’nin özel doktoru Petrus Alfonsi’de de bulmaktadır. “Bir Hıristiyan ile Bir Yahudi’nin Söyleşisi” isimli risalesinde “hiçbir dine mensubiyeti bulunmayan birisi için İslam’ın makul ve seçilebilecek bir din” olduğunu vurgulayan Alfonsi’nin ifadesi İngiltere’deki koşulları göz önüne alınırsa fazla cesurcadır. Muhtemelen, onu etkisinden olsa gerek 1150 yılında kaleme alınan Pseudo-Turpin’in “History of Charlemangne” (Şarlmanlar Tarihi) eserinde “Roland ile Arap Dev Ferracutus” arasında teolojik bir tartışmaya yer verilmiştir. Bu başlıktaki “Ferracutus” her halde Arapça “Melek”in bozulmuş biçimi olmalıdır. Hikayenin Endülüs kökenli olduğuna kuşku yoktur. Zira “Hırstiyan-Müslüman tartışmalarının” en güzel sahnesi söz konusu çağlarda Endülüs idi. Sadece tartışmaların değil, en ciddi savaşların da alanı Endülüs’tür (1). Hikaye uzunca ve Şarlman romanslarından fırlamış öğelerle doludur. Önemi olan hikayenin verdiği mesajdır. Mesaj şu: Hıristiyan, Allah’ın birliği konusunda Müslüman “ısrarının gücünü” kabul etmektedir. Ama buraya neden “Müslüman teolojik gücünü” değil de “ısrarının gücünü” ifadesini düştüğünü anlamak zor olmasa gerek. Zira, “diretme” ile “söylem” arasında Avrupa’nın politik kişiliği hiç değişmemiştir. Sözcükleri hapsetmek geleneği, Avrupa’da Avrupa kadar eskidir.

Dönemin Avrupası’nda “Müslümanların putperestler” oldukları ve büyük şehirlerinde “çok sayıda putlar” yaptıkları söylentisi yaygındı. Bu söylentinin kaynağı da bizzat kilise ve kilise babaları idi. Oysa içlerinden bir kısmı, o dönemde Selçuklu Türklerinin denetiminde bulunan Antakya, Urfa ve Kudüs gibi Hıristiyanlar için hac değeri taşıyan mukaddes yerleri ziyaret etmiş kimselerdi. Hatta 1096 yılı II. Haçlı seferinden sonra bu yerler Haçlıların denetimine geçmiştir. Dönemin hiç bir Hıristiyan kaynağı Haçlılar Küdüsü işgal ettikleri sırada şehirde oturan 40 bin ile 70 bin arası (ki aralarında önemli sayıda Hıristiyan ve Yahudi de bulunmaktaydı) Müslümanın nasıl kılıçtan geçirildiği hakkında tek kelime etmez iken bu asılsız söylentilere bol bol yer vermeleri akıl ile deliliğin sınırlarını çizmektedi. Müslümanlar, Halife Harun er-Raşid’in gönderdiği özel bir heyetin Şarlman’la yaptığı anlaşmadan beri resmi düzeyde Hıristiyan haç kafilelerine dokunmamışlardır. Tabii, kafileye eşkıya saldırıları mevcuttu, ama aynı saldırılar Müslüman kervanlarına da yapılmaktaydı (2).

Ancak bir süre sonra bu söylentiler tepki görmeğe başladı. Örneğin 1101 yılında Salzburg başpiskoposu Thiemo’nun “Kahire’de Müslüman putlarını yıkarken” öldürüldüğü söylentisi büyük ilgi gördüğü sırada Freisngli Otto buna itiraz etmiş ve “Serazenlerin (Arapların) sadece tek Tanrı’ya inandıklarının ve onların ahd-ı Atik şeriatını ve sünneti törenini kabul ettiklerinin bilinen bir gerçeklik” olduğunu söylemiştir.

1143 yılında ilginç bir olay meydana geldi. İlk defa Kur’an bir Avrupa diline (Latince’ye) tercüme edildi. Bu girişim ne ilginçtir ki bir zamanlar İncil’i bir Arap tarafından çiğnenlidiği sırada bu davranışı diğer Müslümanların hıncına uğradığını unutmayan keşişin tarikatından geldi. Şimdilerin gözde aktörü George Cloony’nin nesep bağı olduğu Cluny tarikatı 910 yılında Fransa’nın Sapne et-Loire kentinde ortaya çıkmıştır. Tarikat adını Beneticli Cluny Abbey’den almıştır. Avrupa’ya İslam hakkındaki “olumlu” görüşleri yayan bu tarikat olmuştur. Bunların kendine özgü Cluny Ruhban Okulları da bulunuyordu. Cluny tarikatının özelliği eğitimlerinin sertliği idi. Adeta bir “çile öğrenimi” tahsil ediyorlardı. Nefsi öldürmek yolunda bir çok sufi ve budisten kendilerine karşı “daha acımasız” idiler (3). Kur’an’ı Latinceye aktaran bu kesim üzerinde biraz ayrıntılı durmakta yarar görüyorum.

Batı’da İlk Kur’an Tercümesi
İbnü’n-Nedim’in “Fihris”tini okuyanlar şaşkınlıklarını asla gizlemezler. Maalesef bu değerli eseri Arapça’da Türkçe’ye akıtacak henüz bir baba yiğit zühur etmedi. Fihrist (Dizin), aslında bir katalogdur (4). Nedim yaşadığı döneme kadar bulabildiği veya duyduğu tüm İslami eserleri listelemiştir. Eserde Grekçe, Süryanice, İbranice, Farsça, Hindçe, Nabatça ve diğer dillerden Arapçaya tersüme yapan müelliflerin listesi ve eserleri sıralanmıştır. Bu eserlerin bir çoğu kayıptır. Çok azı basılmış; büyük bir kısmı kütüphanelerimizin “mezarlarında” kendisini ziyaret edip “Fatiha” okuyacak kimseleri beklemekte. Bilgini Müslümanlar kadar sıkı sıkıya koruyup saklayan ikinci bir ümmet yeryüzünde yok. Bundan olsa gerek, neredeyse müslümanların sayısından fazla olan Kur’an baskılarını evimizin bir köşesinde duran derin sandıklarda, raflarda güzelce örtüye sarıp toz kondurmadan saklarız. Belki sahtekar Başpiskopos Tihemo’nun belirttiği gibi “putlarımız” yoktur, ama bu konuda putpereslerden beter olduğumuz bir gerçektir. Allah’tan Avrupa’da “Müslümanlar Şeytan’ın kendilerini en çok kitap okudukları sırada çarptığını” ima eden söylentiler yaymamışlardır. Fihrist bir tokattır, bu çağın Müslümanların suratına. Tokat yememek korkusunda dilimize tercüme edilmiyor da olabilir. Nasıl olsa “yemek bulunca koşan, dayak görünce kaçan” bir mantığa sahibiz.

Fihrist’i göz ününe aldığımızda benzer bir ilmi çalışmanın %1’nin Avrupa’da gerçekleşmediği gün gibi ortadadır. Tercümeler sonucunda tüm Antik edebiyatın Arapçada birden fazla çevirilerinin olduğunu görüyoruz. Günümüzde kayıp Solon’un, Rufus’un, Serapion’un Syrianus’un ve d. tercümeleri bunlar arasında mevcut idi (5).

Clunyler tarikatı Endülüs aracılığıyla bu geniş literatürü takip ediyorlardı. Bazı üyeleri Arapça’ya yakından vakıflardı. Onların başlattıkları rüzgardan Batı’daki bazı çevrelerin dar anlamda da olsa etkilendikleri bilinmektedir. Papa II. Sylvestre de bu rüzgara kapılanlardan biri olmuştur.

Cluny Ruhban Okulu’nun papazlarından biri olan Pierre le Venerable Avrupa’nın Müslümanlık konusundaki cehaletini çökertmek adına 1141 yılında kendi başkanlığında bir heyet oluşturdu. Heyetin merkezi Müslümanlardan geri alınmış Toledo kenti idi. Heyet kendisi dışında Poitiersli Peter, Toledolu Peter, Kettonlu Robert, Dalmaçyalı Herman ve Muhammedi isimli bir Araptan oluşuyordu. Heyet’in amacı Müslüman dünyası hakkında Avrupa’da anlaşılır bir anlayış için malzeme oluşturmaktı. Bu amaçla heyet önce “Kısas-ı Enbiya”yı “Fabulae Saracenorum”; “Kitabu nesebi Resuli’l-lah”ı “Liber Generationis Mahumet”, “Mesailu Abdullah ibn Selam”ı “Doctrina Mahumet”; “Risaletu Abdullah ibn İsmail el-Haşimi ila-Abdi’l-Mesih ibn İshak el-Kindi”ni ise “Summa Totius Haeresiis Sarracenorum” adıyla tercüme ettiler. Dante’nin “İlahi Komedya”nı yazarken esin kaynağı olacak bilinmeyen bir müellif tarafından yazılmış “Hz. Muhammed’in yaşamı ve miracını” konu alan bir eseri de “Liber Scale Machometi” adıyla bu heyet Latince’ye kazandırmıştır. Bu eserler istisnasız XVII. Yüzyıla kadar Avrupa’nın “İslami altyapısını” oluşturmağa devam etmiştir (6). Heyetin en büyük başarısı “Kur’an”ın Latince tercümesi idi. Tercüme Temmmuz 1143 yılında tamamlanmış ve savunulması başlanılmıştır. Tercümenin yapılmasında önemli rol oynayan Kettonlu Robert, önce Clairvauxlu Bernard’ın desteğini temin etmek istemiş, ama başaramamıştır (7).

Buraya kadar her şey normal, hatta olağanüstü. Ama gel gör ki bizzat heyetin kendisi zengin bir İslami literatüre sahip olmasına, taramasına ve tercümesine kalkışmasına rağmen İslam konusunda öncekilerden hiç de geri kalmıyorlardı. Onlar, “İslam’ı Hıristiyanlığın sapık bir mezhebi” görmekte ve “sapkınlıkların sonuncusu ve büyüğü” olmanın dışında “henüz cezalandırılmadığını” da ısrarla belirtiyorlardı. Bu durumda “peki, terümelerdeki amaç nedir?” gibi bir soru belirmektedir. Bu soruya Kellonlu Robert şöyle yanıt vermiştir:

“Şayet bu çalışma, düşmanın bu nevi silahlarla yararlanabilir olmaması nedeniyle, lüzümsuz ve boş bir uğraş gibi gözükse de buna şu yanıtı verirdim: Büyük Şarlmanın Cumhuriyetinde bazı şeyler vardır ki bunlar savunma içeriği taşır; bir başkaları gösteriş, diğer bir kısım şeyler de her iki özelliğe hitap etmektedir. Adil Süleyman (peygamber) kendi döneminde elzem olmayan savunma silahları yaptı. Davud Tapınağı süsledi. Oysa, o dönemde bunların kullanılması söz konusu bile değildi. (Tercümelerin) durumu da buna benzemektedir. Şayet, Müslümanlar bununla dinlerinden döndürülemezlerse, en azından kilisedeki küçücük şeylerle kolaylıkla şaşırtılabilen zayıf kardeşlerimizi desteklemek, bilgili olanlar için doğru ve yerinde bir şey olsa gerekir” (8).

Alamadınız mı? Adam düpedüz Avrupa’nın İslam karşısında yapacağı tek şey vardır diyor: “bilgi silahı”. Bilgi en büyük silahtır, size nasıl savaşacağınız öğretiyor. Üstelik açıkca da söylüyoru, “düşman bu nevi silahlardan yararlanmasını bilmiyor” diye duyuruyor. Müslümanlar “bizim” diyor, tıpkı “kilsemizin küçücük şeyleri” ile ilgileneceklerdir. Aklı ve bilgini tekelleştirmenin bu denli açık itiraf edildiği bir itiraf bulmak zor. Evet, Avrupa İslam lüteratürünü öğrenmeğe başlamıştır, ama asıl amaç onu yeniden kendi üzerinden öğretmektir. Sonuç ortada değil mi? Batı’da basılmamış, kontrol edilmemiş, yorumlanmamış, kritik edilmemiş bugün İslam dünyasında bir tane eser var mı?

“Küfrü eden iyi etmiş”

Cluny rahibinin bir mektubunda şunları okuyoruz: “Size bizden bazılarının sıklıkla yaptığı gibi silahlarla değil, fakat sözcüklerle; güçle değil fakat akılla; kin ve nefretler değil fakat sevgiyle saldırıyorum” (9). Devam ediyor: “Sizi seviyorum, sizi sevdiğimden size yazıyorum, size yazarak sizi kurtuluşa davet ediyorum”. Alın size “dinlerarası diyalogun manifestosu”.

Derken, öyle bir olay gerçekleşti ki, işte tam da akılla-deliliğin aynı anlama geldiği olay bu, dedirtecek kadar.

Merak mı ettiniz? Bu hakka sahipsiniz!

1. Bu konuda çok güzel bir çalışma için bkz. Şeyban L, Mudejares ve Sefarades: Endülüslü Müslüman ve Yahudilerin Osmanlı’ya Göçü, İstanbul: İz yay, 2007
2. Bax. Ruelland J. G, Kutsal Savaşlar Tarihi, çev. T. Tunçdoğan, İstanbul 2004 (4. bsk), s. 69-70
3. özet bilgi için bkz. Cluny mad, http://en.wikipedia.org/wiki/Cluny; Clunias Reforms mad, http://en.wikipedia.org/wiki/Clunian_Reforms; Клюнийский монастыр, http://ru.wikipedia.org/wiki/Клюни
4. İbnü’n-Nedim, Fihrist, Beyrut 1978
5. Abdürrahman Bedev’inin bakış açısını kabul etmesem de bu konudaki değerli çalışmasını zikredebilirim: Bedevi A., La Transmission de la Philosophie Grecque au Monde Arabe, Paris 1968
6. Karlığa B, İslam Düşünceinin Batı Düşüncesine Etkileri, İstanbul 2004, s. 114-117
7. Southern R. W, Ortaçağ Avrupasında İslam Algısı, çev. A. Aydoğan, İstanbul 2001, s. 44-45.
8. Bkz. Kritzeck J, “Robert of Ketton’s Translation of the Quran”, Islamic Quarterly, II, 1955, s. 309-312
9. Southern, Ortaçağ, s. 46

  • Tefekkür
  • Nadir Marmara yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Merak mı ettiniz? Bu hakka

Halid Aslan — Salı, 08/07/2008 - 18:25

Merak mı ettiniz? Bu hakka sahipsiniz! Aman üstad, canım üstad... Oturun da araştırın demeyesin. Tembelliğimize veresin, Bizi fazla merakta komayasın... Devam edesin.

Değerli makalenizin içeriği ile alakalı farklı bir metin de şu linkte. Tamamlayıcı bir bütünlük oluşturur diye düşünüyorum.


RÖNESANS VE AYDINLANMA DÖNEMİ'NDE AVRUPA'DA HZ. PEYGAMBERİN KİŞİLİĞİYLE İLGİLİ
İLK ÇALIŞMALAR

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

İzzet-i İkram

Nadir Marmara — Salı, 08/07/2008 - 23:02

Sevgili Halid Hocam, ilgin ve alakan için gerçekten de müteşekkirim.

Ben biraz eski kafalıyım, doğrusu. Konuşacak birisini ararsam da zaten ihtiyar dedelerin sohbetini tercih ederim. Sözlerinin vurgusu ve tını bile beni etkilemeye yeterli. Uzun bir üniversite hayatım oldu. Allah rahmet etsin baba hocaların bir kaçını görme bahtiyarlığına eriştim ve bir o kadarını da tanıdım. Rahmetli Selçuklu tarihçi Coşkun Alptekin hocamız vardı. Sözü, sohbeti, ahlakı güzel bir insanı. İnternetin ülkemizde yeni yeni keşfedildiği dönemde bir yazı almıştım ve hazırladığım ödevimde belirtmiştim. Ödevime baktı ve internetten alınan bir yazını link olarak dipnot düştüğümü görünce "bak oğul, benim hoclarım, onların hocaları, kütüphane devirerek, yazmaların kokusunu alarak bu işi yaptık. Şimdi sen tarihçiliğin şerefine ... sürme" demiştir. Biraz etkilemişti bu söz beni ve uzun süre kaynakçılıkta internet yazılarına biraz güvensiz yakalştım. Tabii, bizimkisi hani 80'li Iraklı dedenin sapanıyla Amerikan Hayalet uçağını düşürmesi gibi bir şeye benziyor. Bu yüzden teknolojiden geri kaldık işte. İnternette güzel değerli yazılar var, yararlanılmalı. Bu yüzden verdiğiniz link için çok teşekkür ediyorum. Ben biraz bu türden şeyleri arama ve bulmakta özürlü kalışımı henüz telafi edemediğim için daha makbule geçti.

İzzet-i ikramınız beni bahtiyar etmiştir. Allah razı olsun.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Aman efendim estagfirullah...

Halid Aslan — Salı, 08/07/2008 - 23:10

Aman efendim estagfirullah... Hazret-i Google var.... Malum savcılar bilem kullanıyor. Elin kızından bizim neremiz eksik kalır. Eskiden çok eskiden kütüphanelerin o genzi dolduran küf kokuları vardı diye "digital alem"e uzak kalmak olmaz. Bir yerde değerli bir hikayecimiz olan Sevgili Abdullah Harmancı da bu meyanda bir şeyler çiziktirmişti. Şimdi linki versem olmaz. Kısaca arz edeyim:

Biz hikayeciler için yaşasın google... buyuruyor Abdullah...(Böyle hitabımı maruz görünüz daha ufaktı şunları oku filan derdim kendisine) Bir çiçek ismi mesela. Ama rengini, türünü tam bilmiyorsun. Açıyorsun google. Allah büyük google dolu.... Netekim...

Allah cümlemizden razi olsun

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Zihnimiz tufan. Bilgi'nin

İbrahim Talha — Salı, 08/07/2008 - 09:18

Zihnimiz tufan. Bilgi'nin kendi süzgeçlerinden geçirilip tekrar sunulması ile deforme edildiği, aslından alabildiğine uzaklaştırıldığı ve tabir caizse maymuna çevrildiği sonucuna ulaşıyoruz. Zaviye yer değiştiriyor. Kur'an'ın veya Rasul'un (sav)mesela Allah demesi, Allah bakışı, yaklaşımı yerine Dante'nin Allah anlayışı sunuluyor. Bize cazip gelen "başkaları"nın nasıl baktığı, ne dediği oluyor. Oysa "asl" bilgiye olan uzaklığımız, ilgisizliğimiz aptallığımızın manşet kısmını yazıyor. Sanırım bir zamanlar kilisenin yaptığı bu işi şimdilerde Hollywood filmler ile daha rahat, daha yaygın ve dha etkili de yapıyor.

Ne yapacağız. Durmadan gol mu yiyeceğiz? Hep başımız yerde mi olacak?

İbnü’n-Nedim’in “Fihrist"i ve onun gibi daha niceleri yani "bilgi" orada atıl vaziyette durdukça kendi kalemize de golleri atarız ve bu saçmalığın aklı dışarıda bırakan deliliği ile seviniriz. Veyl.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Güvenilir bilgi edinme

hasanparlak — Per, 10/07/2008 - 13:52

İnternet aleminin Google namıyla maruf hamaratı, gerçekten de her türlü bilgiyi, meraklısına çabucak yetiştiriyor. Hakkını yemeyelim. Ama karşılaşılan her türlü bilginin de, İbrahim Talha kardeşimizin değindiği gibi, kaynağını ve amacını araştırmadan dağarcığımıza buyur etmeyelim. Ne derece güvenilir olduğunu bilemediğimiz bir sürü döküman sunuluyor kullanıcılara. Bizim, internetin hayal bile edilemediği dönemlerden günümüze ulaşmış, asaletini ve doğruluğunu asla kaybetmemiş çok değerli kaynaklarımız var. Bunların çok önemli bir kısmı tabii ki, bizlerin okuyamadığı yazıyla oluşturulmuş. Çok şükür, az da olsa bu yolda gayretlerini esirgemeyenler var. Ve bu kaynaklar gene muteber, gene son derece güvenilir.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Düş Vakitleri Sorulunca Söylenenler Güncel Tefekkür Haberdar Ümmet Coğrafyası Gelişi Güzel Kimdir Nicedir Hür Tefekkürün Kaleleri Gonca Hay Sızı Kara Kalem Yazıları Yürek Yarası Zamana Dair Kişilere Dair Gül Kokusu Söz Ola İçe Dönüş Hüzün Alanı Berceste Reyhan Şiir Makamı Gülü Gülle Tartarlar Hayret Makamı Tanıtılanlar
tamamı

Ey Oruç Tut Bizi

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderilenler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 1 üye ve 1 misafir çevrimiçi.

Çevrimiçi üyeler

  • mustafa celep
  • aLi İhsan
  • seeral
  • aayse
  • sayha78
  • Leyla Karaca

Anket

Coca Cola, Pepsi vb. Ramazan Sömürüsü Yapıyor mu?:

Ramazan 2008

  • Konya Mescid Notları...
  • Geçmiş Ramazanlara Zeyl
  • Yeni Bir Dirim Habercisi: Oruç ve Ramazan
  • Selam Sana Ey Ramazan!...
  • Ramazan-ı Şerîf ve Oruç
more

Son yorumlar

  • şiire uyumak böyle bir şey olmalı
    8 sa. 39 dk. önce
  • sevgili aynur yavuz, bir
    8 sa. 59 dk. önce
  • sayın kani çınar, teveccüh
    9 sa. 2 dk. önce
  • halid abi teşekkür ederim
    9 sa. 3 dk. önce
  • şükran kesiran
    12 sa. 51 dk. önce
  • Gayet özgün bir şiir
    13 sa. 27 dk. önce
  • Memleket Çocuklarına İthaf
    16 sa. 3 dk. önce
  • Herkesin düşündüğü "bilinen"i
    16 sa. 9 dk. önce
  • "Her insanda" diyor Montaigne
    16 sa. 19 dk. önce
  • Konya'nın ruhu bir
    1 gün 8 sa. önce

Dostlarımız

  • Dostlar
  • Bunlar da Dostlar

Tarık Tufan
Cemaat
Yenilgi
İstisnai
Kurtuba
Kâinata Mektup
Pata-Gonya
Öyküzen
Dergi-lik
Arşivdesiniz
Sanat Akademi

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Blog Dergibi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • Parmakucu Edebiyat
  • Duyuru - Etkinlik

  • -Temrin Eylül Sayısı
  • - Değirmen Dergisi 15. sayısında kapak konusu "Teknoloji ve İnsan" yeni
  • - "Yedi İklim" edebiyat dergisi
  • -“Bir nokta” edebiyat dergisi
  • - "Ölümsüzlüğü Tattık Bize Ne Yapsın Ölüm…"
  • - dogudan 1 YASINDA…
  • - Bir Ricamız Var!..
  • ... Devamı
  • Rehber gezintisi

    • FAQ - Sık Sorulan Sorular
    • Katılım ve Telif Bilgisi
    • Künye

    Gözdeler

    Bugün:

    • İki Nur İki Serzeniş
    • Merhamet Belleten Kedi
    • j'ye kınalı diller

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • ramazan
    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim