Sayha Dergi

  • ramazan
  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Sorulunca Söylenenler › İbadeti de Arkadaşlığı da ‘aşk'la Yapmak Lazım

İbadeti de Arkadaşlığı da ‘aşk'la Yapmak Lazım

Bekir Fuat — Cts, 19/07/2008 - 04:40

Sevgili Nusret Özcan Allah'ın rahmetine kavuştu. Onu çok seviyorduk, çok özleyeceğiz. Vefat haberi hepimizi derinden sarstı. Nusret abi, dünya hayatını abartmadı, yol boyunca sürekli bir imtihan dünyasında olduğumuzu hatırladı, her vesile ile hatırlattı. Peygamber Efendimizi ve onun şanlı ashabını çok sever ve çok anardı. Yıllar, yıllar boyunca bize şanlı peygamberimizi, onun sevgili ashabını, o yolda yürüyen İslam büyüklerini, büyük, geniş, yeşil medeniyetimizi ve şehirlerimizi anlatıp durdu, bıkmadan usanmadan. Fakat onun hayatında, İslam başkentleri içinde İstanbul'un çok özel bir yeri vardı. Bir de mahalle kültürünü çok önemserdi ve mahalle arkadaşlığını öğrenmemizi salık verirdi. Bunun için kitaplar hazırladı. Ramazanlara bayılırdı. Nusret abiyle birlikte iftar etmek tadına doyum olmaz bir şeydi. İstikametten hiç şaşmadı. Dostlarıyla birlikte yürümek isterdi o dosdoğru yola. Çünkü o dostlarını, arkadaşlarını aşkla seviyordu. Son olarak da bir aşk romanı, Leyla ile Mecnun'u kaleme almıştı. "Gecenin çöl rüzgarlarını dinledi Mecnun. Leyla'nın siyah saçlarını ve yanağındaki siyah beni düşündü. İçine düştüğü ve çıkamadığı siyah gözlerini. Göklerine yıldızların üşüştüğü, çöl gecesi gözlerini. Ah, Leyla ne kadar masum, ne kadar asil. İşte her şeyi örten gece insana kalbini açıyor. Gecenin asude genişliğinde bir Mecnun ve derdi var..." Leyla ile Mecnun gönlümüzün çölünde bekleyedursun; biz de sevgili Nusret Özcan'la geçen yıl yaptığımız söyleşiyle sizleri baş başa bırakalım.

Doğu'nun en büyük aşk hikayesi Leyla ile Mecnun'u yazdın. Neden?

Bu bir aşk hikayesi olduğu kadar aşk hikayeleri içerisinde de aşkın murâdına uygun olan bir hikaye. Zira çok temiz. İnsanın murâdı iyi, güzel ve doğruya ilişkin değerlerle yaşamak. Onlarla birlikte hemhal olmak. Leyla ile Mecnun hikayesindeki neredeyse hiçbir unsur kötülüğü murâd etmez. Ama yine de, bu hikayede dahi trajedi dediğimiz bir açmaz vardır. Aşkı güzelleştiren de aslında odur. Dolayısıyla hem aşkı duyma adına, hem aşkın murâdı adına çok uygun bir hikayedir Leyla ile Mecnun. O yüzden işte Leyla ile Mecnun'u ele aldım. İyi ki de yazmışım diyorum.

Yeniden gündeme getirmen bir aşk ‘yoksunluğu'ndan mı?

Şimdi bir aşksızlık olduğu gerçek. Aslında modern dünya pek çok kıymetimiz gibi aşkı da alıp götürdü bizden. "Kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok, kimseler aşık değil bu şehirde" diyor şairlerimizden İsmet Özel. Gerçekten ciddi bir aşksızlık var ve insan bazı şeyleri aşk zannediyor. Ama bu aşkın olmayışından dolayı değil. Belki de modern dünyanın insan hayatını imhâya yönelik dayatmalarından kaynaklanıyor. İşte o yüzden aşkı tekrar gündeme getirmek, insanlarla aşkı yeniden buluşturmak, "Aşk diye bir şey vardı hayatımızda; farkında mısınız?" Diyebilmek için yazdım. İnsanlar aşka kayıtsız maalesef.
Evet, İsmet Özel, kayıtsızlık bağlamında, ‘İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır' diyor...
Evet aşk çok ulvi, çok manevi bir şeydir. Ama maddileşen dünyada yeterince duyamıyoruz ister istemez. Aşk'a kapatıyoruz yüreğimizi.

Leyla ile Mecnun da bizim çok dışımızda, ötede bir yerde duruyor adeta. Aşk'ı hayatımıza katamıyoruz. Ne dersin?

Ama işte hayatımıza getiremeyişimizin sebepleri aşkı yanlış anlamaktan kaynaklanıyor. Ve hayatımızda aşk olmazmış gibi geliyor. Oysa...

Oysa olmaması mümkün değil...

Kesinlikle! İnsanoğlunun olduğu her yerde aşk vardır. Mesela hatırlayın, Love Story diye bir film çekildi ve bayağı bir sükse yaptı. Batılı bir aşkı anlatıyordu. Fakat o zamanlar dedim ki, bırakın Allah aşkına bu çok ciddi bir film değil, bizim konfeksiyoncu kızımızla kunduracı çocuğumuz daha trajik bir aşk yaşıyordu. Bizde daha sahici aşklar var, Doğuda daha sahici aşklar var, ama biz farkında değiliz bunun.

Sahici aşklar artık çok geride kaldı diyorlar...

Şimdi şöyle bir şey söyleyeyim ben size, hayat Allah'ın sanatıdır. Aşk ise o sanatın şiir bölümünde bence. Aşk yeryüzünde cennet duygusudur. Hepimiz, erkekler biraz Hz. Adem'den parça taşıyoruz. Hanımlar da Hz. Havva'dan... Ve ilk aşk cennette başladı. Yeryüzünde hayat sürdükçe aşk her zaman var olacaktır. Günümüzde eğer gençler aşık olamıyorsa bu onların bir eksikliğidir ve tabii ki burada dış etkenler, modern dünyanın getirdiği dayatmalar söz konusudur. Ama ‘aşk eskide kaldı' gibi bir sözü kabul etmem mümkün değil, hayat sürdüğü sürece aşk sürecektir. Bir yerlerde birileri birilerine aşıktır ve biz de onlara karışacağız.

Günümüz insanı aşkın neresinde duruyor?

Ne yazık ki çok uzağında duruyor. İşte biraz önce de konuştuk, aşklar hep geride kaldığını zannettiğimiz sürece aşık olamıyoruz. Oysa aşk ısmarlama olmaz. Aşk Allah'ın vermiş olduğu bir şeydir, nasıl insan kendi kendine var olamazsa, kendi kendine de aşık olamaz. Bu Allah'ın vergisidir. Günümüzde aşktan bahsederken hep bir netice bekleniyor. Oysa aşk bir netice beklemez. Yani bir şeyler öğrenmeye, iç aleminin büyümesine sebep olur aşk. Hiçbir zaman kötülüğü istemez. Hep iyiliği ister. İnsanımız değer karmaşası yaşadığı için iyi ve kötü de birbirinden ayırt edilemez oldu. Aşk da bu değer karmaşasının kurbanı oldu. Oysa buna lâyık değil bizim insanımız. Gerçekten çok iyi şeylere layık. Aşk toplumuyuz aslında biz, bunu fark etmiyoruz. Aşk toplumu olduğumuz unutturulmak isteniyor.

Modern hayat bunları düşünmemize izin vermiyor. Mesela gençlerimiz ünlü olmak, meşhur olmak, kariyer yapmak istiyor. Ne diyorsunuz gençlere?

Modern hayat eleştirisi yapıyoruz ama, bir insanın hem kariyer yapması hem aşık olması birbirini yok eden, birbirine tezat teşkil eden şeyler değil ki. Hem aşık olsun, hem okusun, hem iyi bir noktaya gelsin. Çok sıkı aşık olsunlar, sırılsıklam aşık olsunlar, o kariyerlerine de çok büyük katkı sağlayacaktır. Zira yapılan kariyerde ruh dediğimiz şeyin etkisi çok büyüktür. Aslında insan aşkta kendi ruhunu da duyar. İşte bu yüzden zevksiz, keyifsiz bir hayat sürüyoruz. Aşkı tekrar bulmamız lazım.

Ne kayboldu ki, aşk gitti hayatımızdan?

Aşkı biz sanki olsa da olur olmasa da olur diye telakki ediyoruz ve sadece bazıları yaşar diye düşünüyoruz. Halbuki öyle değil, mutlaka ve mutlaka Allah her insana bir gün dahi olsa, bir an dahi olsa hissettirmiştir. Bunu devam ettirip ettirmemek belki kişinin elindedir.

Nasıl olacak bu?

İşte sebat gösterecek. Aşıkanı sadık dediğimiz şey bu. Aşkı takip etmek lazım.

Konuşurken, çay içerken...

Elbette. Ne güzel söylüyorsun, konuşmayı da aşkla yapmak lazım. İbadet yaparken de aşk olacak, arkadaşlık yaparken de.
Fethi Gemuhluoğlu yeni tanıştığı her gence ‘Hiç aşık oldun mu?' diye sorarmış. Ardından da ‘Git aşık ol, öyle gel!' dermiş...
Fethi Bey Ağabeyimiz aslında bir geleneğin temsilcisi, çok da güzel bir geleneğin temsilcisi. Aslında Fethi Bey'in devam ettirdiği şey tasavvufta bazı mürşid-i kamillerin de çok sık başvurduğu bir şey. Müridini kabul ederken mürşit onun istidadını ölçme noktasında, Allah'ı sevdirme noktasında, bir şeyi sevip sevmediğini yoklama açısından, ‘Hiç aşık oldun mu, herhangi bir şeyi sevdin mi?' derlermiş. Fethi Bey Ağabeyimiz de aşkı hayatın içinde arayan birisiydi. ‘Kalplerinizi aşka açın, aşık anneler, babalar olun' derdi.

Peki aşık kalpler, aşık anneler, nereye götürür bizi?

Kanatlandırılmış bir hayata götürür. Çok güzel bir hayata götürür. Bütün insanlar kanatlanmış bir şekilde yaşardı.

Başımızı döndürür müydü?

Başımızı döndürmek ne demek? Sarhoşlar olarak dolaşırdık. Hayat o kadar güzel olurdu ki, kanatlanıp uçmak isterdik. Zaten bakın cennet duygusu derken yani huzur içerisinde olmak, Hz. Adem ve Havva annemiz cennette huzurdaydı. Aşkın yeryüzündeki cennet duygusu oluşu da burada başlıyor. Yüksek, ulvi bir duygu. Ancak yeryüzüne inen bir şey; dolayısıyla gündelik hayatın içinde olması gereken bir şey. Seninle benim, benimle onun arasında olması gereken bir şey. Aşkı bulutların üzerinde değil, hayatın içinde, inceliklerde, detaylarda, yeryüzünde aramamız gerekir. Hayatımızın merkezine yerleştirmemiz gerekir.

Yani bakışlarımızı dış dünyaya ve imajlara çevirmeyelim kendi içimize dönelim, orada derinleşelim diyorsun. Burada nasıl yoğunlaşabiliriz? Bu detaylarda....

Ne yazık ki inceliklerimiz kaybettirilmek isteniyor. İncelikleri fark etme hassasiyetimiz... Bize dayatılan maddi hayat o kadar bizi kuşattı ki. Biz hayatın içerisinde çok küçük ama küçük olduğu kadar insanı kanatlandıracak olan şeyleri ıskalamaya, görmemeye başladık. Oysa bunlar lazımdı. Mesela aşık insanı düşünelim, binlerce güzel vardır, ama hiçbir tanesinin gözünü sürüşü veya saçını yana atışı kendi sevdiği gibi değildir. Zira aslında karşı cinste gördüğü Allah'ın bir sanatıdır. Bunu bilse de bilmese de Allah'ın sanatıdır. Aslında ona tutunuyordur. Elbetteki suretler manaların tecelligâhı olma babında... Biz işte yeniden o incelikleri görmek zorundayız. Mesela, bu incelikleri fark edenlerden ve hayatına bunu aktaranlardan bir büyüğümüz var, belki siz de tanırsınız, Yusuf Özarslan; karınca besleyen birisi o. Karıncaları gerçekten besliyor. Bu çok büyük bir incelik.

Genç aşıklara bir şey söylüyor musun?

Kesinlikle ama günümüzde gençler aşktan bir netice bekliyorlar. Aşktan illa bir netice beklenmemesi lazım. Gençler gerçekten sevmeli, aşkı zaten severek öğrenecekler. Siz bunların önüne geçtiğiniz sürece aşksız kalacaksınız. Dolayısıyla gençlere sevmeyi de öğretmek gerekiyor. Sevmenin, aşkın bir incelik olduğunu anlatmak gerekiyor. Bunu en başta Allah'tan istemeli gençlerimiz. Aşık olan gençleri de hiç kimse örselememeli, zira aşk Allah'ın o insana, gönüllere bir lütfudur. Ben hem yaşımdakilere, hem diğer yaştakilere genç aşıkları örseleyici, incitici sözler söylemeyin diyorum. Aşklarını köreltici sözler söylemeyin diyorum. Alabildiğine, çılgınca, çığlık çığlığa sevmelerini istiyorum.

nÇocuklarına da söylüyor musun aynı şeyi?
Elbette çocuklarıma da söylüyorum. Üç oğlum var, üçüne de söylüyorum. Zira biz bir aşk ailesiyiz.

Üstat, bir tanımı var mı aşkın?

Aşkın tanımı yok. Niye yok? Çok ferdi, çok kişisel bir şey olduğu için yok. İnsan adedince aşk vardır. Bu aslında aşkın içinde olan biricikliği duymakla alakalıdır. Sadece biricikliği duymak değil, aslında yaratış ve yaratılış sırrını anlamakla da alakalı. İşte bu yüzden ağır. Biricikliği düşünme, yaratış ve yaratılışı anlama çok rabıtalı bir şeydir. İşte bunu duyamıyor insanlar, çünkü öğretilmiyor. Bu öğretilse yani biz bu geleneği kopartmamış olsaydık emin olun insanlar daha güzel olacaktı, daha güzele aşık olacaktı ve daha mutlu olacaktı. Hayatlarını daha çok seveceklerdi.

Hiç aşık oldun mu?

Elbette. Çok büyük bir aşk yaşadım. Elhamdülillah şu anda eşim. Hadi çekinmeden söyleyelim, dünyaya bir kere daha gelsem yine onu isterim.

Gerçek Hayat Sayı: 349 - 29.06.2007 (Vallahi artık röportajlar için izin filan almıyoruz. Tekmili arşivimizde. Mızıkçılık yapmak sırası bizde olsun gayri - Editör)

  • Sorulunca Söylenenler
  • Bekir Fuat yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

L&M üzerine

Semra Yaylı — Çar, 23/07/2008 - 15:26

Kitabın basıma geçmesinden kısa süre önce gezmiştim o diyarlarda, güzel insan Nusret abi vasıtasıyla.Tatilin getirdiği vakit bereketi ile geçen aylarda yeniden okudum, her yanına gidişte başka bir muhabbet ediyor benle.

"Geceyi aşığa sığınak ve azap kuyusu yapan Allah'a şükürler olsun" diye muska mahiyetinde bir cümle hediye adama rahmet etmek,bir fatiha göndermek boynumun borcu...

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Leyla ile Mecnun

salih demirhan — Cts, 19/07/2008 - 12:01

Nusret Özcan abimize Allah rahmet eylesin diyorum tekrardan. Nusret Özcan'ın yazdığı Leyla ile Mecnun kitabı ile ilgili bir yazı yazılmıştı Sayha'da. Yazıya buradan olaşabilirsiniz.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Gülü Gülle Tartarlar Gonca Haberdar Şiir Makamı Zamana Dair Kimdir Nicedir İçe Dönüş Tanıtılanlar Güncel Gül Kokusu Sorulunca Söylenenler Hüzün Alanı Söz Ola Berceste Gelişi Güzel Hayret Makamı Düş Vakitleri Kara Kalem Yazıları Ümmet Coğrafyası Kişilere Dair Yürek Yarası Hür Tefekkürün Kaleleri Tefekkür Hay Sızı Reyhan
tamamı

Ey Oruç Tut Bizi

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderilenler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 2 üye ve 0 misafir çevrimiçi.

Çevrimiçi üyeler

  • mustafa celep
  • gürbüz ünal
  • aLi İhsan
  • seeral
  • aayse
  • sayha78
  • Leyla Karaca

Anket

Coca Cola, Pepsi vb. Ramazan Sömürüsü Yapıyor mu?:

Ramazan 2008

  • Konya Mescid Notları...
  • Geçmiş Ramazanlara Zeyl
  • Yeni Bir Dirim Habercisi: Oruç ve Ramazan
  • Selam Sana Ey Ramazan!...
  • Ramazan-ı Şerîf ve Oruç
more

Son yorumlar

  • şiire uyumak böyle bir şey olmalı
    8 sa. 45 dk. önce
  • sevgili aynur yavuz, bir
    9 sa. 4 dk. önce
  • sayın kani çınar, teveccüh
    9 sa. 7 dk. önce
  • halid abi teşekkür ederim
    9 sa. 8 dk. önce
  • şükran kesiran
    12 sa. 56 dk. önce
  • Gayet özgün bir şiir
    13 sa. 32 dk. önce
  • Memleket Çocuklarına İthaf
    16 sa. 8 dk. önce
  • Herkesin düşündüğü "bilinen"i
    16 sa. 14 dk. önce
  • "Her insanda" diyor Montaigne
    16 sa. 24 dk. önce
  • Konya'nın ruhu bir
    1 gün 8 sa. önce

Dostlarımız

  • Dostlar
  • Bunlar da Dostlar

Tarık Tufan
Cemaat
Yenilgi
İstisnai
Kurtuba
Kâinata Mektup
Pata-Gonya
Öyküzen
Dergi-lik
Arşivdesiniz
Sanat Akademi

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Blog Dergibi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • Parmakucu Edebiyat
  • Duyuru - Etkinlik

  • -Temrin Eylül Sayısı
  • - Değirmen Dergisi 15. sayısında kapak konusu "Teknoloji ve İnsan" yeni
  • - "Yedi İklim" edebiyat dergisi
  • -“Bir nokta” edebiyat dergisi
  • - "Ölümsüzlüğü Tattık Bize Ne Yapsın Ölüm…"
  • - dogudan 1 YASINDA…
  • - Bir Ricamız Var!..
  • ... Devamı
  • Rehber gezintisi

    • FAQ - Sık Sorulan Sorular
    • Katılım ve Telif Bilgisi
    • Künye

    Gözdeler

    Bugün:

    • İki Nur İki Serzeniş
    • Merhamet Belleten Kedi
    • j'ye kınalı diller

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • ramazan
    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim