Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Kategoriler › Memleket Havaları › Ölüm

Sukünetin Töresi

Zehra Arslan — Salı, 29/07/2008 - 04:44

"Kara yazgı karalara boyanmış dünyanın hangi bucağında nefes alamaz olur"

Orta boylu bir kadıncağızdı. Eline poşetini takar her gün alışverişlerine çıkardı. Uzun süreli konuşmalarına kimse şahit olmamıştı...Beliydi ki kadın kısmı konuşmaz lakırtıları onun da hayatına yeleştirilmişti. Belki de yareni, kocası lal olduğu için miydi bu sukünet hali? Hergün karşılışıyorduk sokağın bucağında tek bir kelam etmiyordu ne kadar utangaç bakıyordu hayata. İki tane yavrucağı vardı...Büyülü bir ismi vardı Elmas. Kara kaşlı, kara gözlü Elmas Abla. Beyaz başörtüsünü başına doluyor yaşmağı ne kadar da çok yakışıyordu...

Büzülmez ağızlar vardı mahallenin her köşesinde. Dedikodular çabuk yayılıyordu. Duydunuz mu? Elmas'ı bir adamla konuşurken görmüşler. Vah vah !!! Çok zaman geçmedi üzerinden harflerin lakırtısının gürültüsüne kaldıramayan Elmas Abla ortadan kaybolmuştu. Ardında lal bir eşi iki de yavrucak kalmıştı. Nasıl bir cesaretti ortadan kayboluş? Törelere göre kadının kaçması demek ölüm demekti! Dedikoduların yılgınlığında tökezleyerek mi kaybolmuştu ortalıktan?... Bir sürü cevapsız sorular. Hiç kimse ilgilenmedi bakıma muhtaç yavrucaklarla. Çay eşliğinde edilen dedikodular varken kimin umrundaydı yavrucaklar. Kim ne derse desin Elmas Abla bir gün çıkıp gelecekti suskunluğunu çekip gidişini nedeni sorulmadan kör bir kurşuna yenik düşecekti sonuç değimezdi hükümler hep aynıydı. Derdine derman olunduğu varsayılan kör kurşun yavrucakları annesiz bırakacaktı. Lal eşe ise hiçbir şey sorulmayacaktı. Beton parçaları arasında çalışmaya devam et denilecekti. İnşaat işçisi, beton yığınlarının ardında betonlaşmış lafların arasında...

Burası dünya! Duyduklarıma şaşırmamıştım olayların üzerinden çok zaman geçmişti. Hiç önemi yoktu ne kadar zamanın geçmesinin. hüküm verilmişti. Yılın, ayın hatta saniyenin önemsizliği...Önemli olan kör bir kurşun, hayatın kıskacındaki töreler...
Ve karar hükmünün uygulanışının ardında kimleri bıraktığınız hiç önemli değil neden ve niçin kaçtığınız da önemli değil. konuşma hakkınız savunmaya geçme imkanınız gibi bir şey asla olamaz. Hüküm ölüm!

Ve Elmas Abla köye götürüldü. Sonrası mı ? Ölüm işte......

Soğuk olandan bir ölüm. Ecelin suküneti. Yavrular ağlıyor şimdilerde...Susmuyorlar susamıyorlar. Lal olan eşi, ölümün sessizliğine çimento katıyor. Susuz katılıyor dünyanın harçları...

  • Ölüm
  • Zehra Arslan yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

TÖRE CİNAYETLERİ

mehsani — Pzt, 04/08/2008 - 07:37

TÖRE CİNAYETLERİ

Bir kimsenin kıyafetinin düzgün olması, güvenilir olduğuna referans ve eli yüzü temiz görünmesi, kalbinin temiz olduğuna kanıt değildir. Kişinin karakterinin resmi, yaptıkları ile renk alır ve netleşir. Sarf edilen sözler ve söylenenler için; Yanlış anlaşıldı, dil sürçtü gibi kusur ve özür beyan edilir. Ancak başka bir reşit insanın, özgürlüğüne ve en önemlisi, hayatına kast edecek kararlar alarak eyleme dönüştürülecek, sevk ve hareketlerde bulunmak (ilgili yasal kanun, kuruluş ve kurumlar hariç) hiç kimsenin hakkı hududu çerçevesinde değildir.

Anne, baba, eş dost, arkadaş veya akraba, her kim olursa olsun, hiçbir haklı gerekçesi olamaz ki, başka bir insanın özgürlüğünü kısıklasın veya öldürülmesine direk yada dolaylı yollardan karar verip infaz etsin.., Bu doğrular bundan bin sene önceden de böyleydi, fakat egemen kesim, otorite ortamı menfaatine müsait kılmak için, günü ve gelişmeleri suyuna bırakmış hatta din, gelenek, örf ve töre gibi kafa karıştıran, içinden çıkılmaz kavramların dokunulmazlıklarına büründürüp, can yakan, ev yıkan, yürek burkan icraatları ile sürüp giden cehaletin bayrağının dalgalanmasına ve saltanatının devamına (maalesef) göz yummuştur.

Buna dur diyecek olan; Aklın kararlılığını eyleme dönüştürecek olan, marazın husule geldiği toplulukların içinde bulunan, saygın muteber kimselerdir, hiç kuşkusuz.., Yüz yıllardır devam ede gelen, kan kin davaları ve gelenekçi (illegal) töre kurbanlarının ve onların yakınlarının kararan hayatlarından hiçbir vicdani rahatsızlık duymayan insanlar, insanlıklarını ve ihmallerini, halkın ve Yaratanın nezdinde, nasıl savunabilirler ki, anlayamıyorum..!

İçinde bulunduğu ortamda, bir kimsenin evladı (üstelik kız çocuğu!) Namus bahanesi ile katledildiğinde, muteber ve hatırlı kesimin veya bir şahsiyetin başkasının ve kendisinin çocuğunun başına sevgi emaresi olsun diye elini koyabiliyorsa, eyvahlar olsun ona..,
Bu nasıl bir anlayıştır ki, Çocuklarını kendi rızaları dışında bir evliliğe zorlarlar ve aksi tezahür ettiğinde törelere sığınarak ciğer parçalarını katlederler..?
Bu nasıl bir anlayıştır ki, Erkekleri bir dünya zorbalık ve cima yapar suç sayılmazda, bir kız çocuğu veya kadın isteği dışında tecavüze uğrayınca kirlendi diye katlederler..?
Yaratana kulluk ve yaratılana sevgi ve samimiyet (iman) asla bunu gerektirmez. Bilakis, Yürürlükte olan devlet yasalarında, mahkemelerinde (ıslah ve cazai) imkan ve çare aranmalıdır..,

Bir topluluk düşünün; Ağaları beyleri birkaç yabancı dil bilir, mebustur, bakandır veya müsteşardır., Bir çoğu yüksek okullar okumuş, yabancı ülkelere dış seyahatler yapmış, varlıklı lüks içinde yaşayan ki, teknolojinin hemen bütün imkanlarından maksimum düzeyde yararlanan, elleri yüzleri temiz, kıyafetleri düzgün ve son derecede çağdaş görünümde, hatta görünüşte (hakikaten) müşfik, merhametli, cömert, yardım sever, misafirperverdirler., Ne var ki, böylesine babacan tavırlı ekabirlerin olduğu toplum kesimlerinde kin, kan davası ve töre cinayetleri gibi son derece ilkel, cahilliye devrinden kalma, cürüm ve katl (öldürme) vakaları tezahür etmektedir. Bu toplulukların saygı değerleri, (acaba!) bunları nasıl izah etmektedir..?

Bütün bunlardan alarak ve aciz bir dünya vatandaşı olarak önce; Ülkemin veya Dünyanın neresinde olursa olsun bu tür vakaları kınıyor (telin ediyor) ve asla doğruluğunu kabul etmiyorum. Dahası bu muhterem ağa ve beylerimizi, (direk olmasa bile) sorumlu ve suçlu bulduğumu sanıyorum. Zira, üretilen bütün güzel işlerde, birinci dereceden etkili ve yetkili olmaktan geri durmayan, öne çıkan, şanla şerefle yad edilen muteber zevat ortaya bir çirkinlik çıktığında neden ıstırap duymaz ve yanlışlığın üzerine gidip düzeltmeye çalışmaz..? Gururla gezdirdikleri şanları, ünleri ve var saydıkları şerefleri, elleri ve güçleri yettikleri halde çirkinlikleri düzeltmiyorlarsa onlara ülfet (kendi adıma diyorum!) haram olsun..,

Onları! (Eyleme dönüşmeyen açık ve bariz pişmanlıkları olmadıkça) ne Allah (c.c.) nede insanlık affedecektir., Hangi toplumda olursanız olun, Ağa, bey, muhtar ve onbaşı dahi olsanız toplumun dinamikleri, onların iyi ve kötüye gidişlerinden, etkileri mucibince sorumludurlar ve (deyim yerindeyse,) “Çobanlığınızdan sorulacaksınız..!”

Bir çocuğu ikna edecek kadar edebiyatı olup dil bilen bir insan, üstelik hatır gönül sahibi ise, çok daha kolay olarak sesinin gittiği yerlere ulaşıp, hiçbir gerekçe ile insanları katletmenin, inanç ve törenin işi olmadığına ikna etmesi mümkünken, bu çirkinlikleri yapmak bizlere, sizlere yakışmaz, yanlıştır ve saire demekten aciz olamaz. Kaldı ki, sözü geçecek olanların, sürüp giden çirkinliklere sessiz kalması, kamu vicdanında ve Hakkın divanında üretilen cürüm ve cinayetlere ortak sayacaktır..,

Bir Ülkenin kasasını soymak gibi, belki daha ağır bir suç ve sorumluluktur ki, içinde bulunduğu toplumun refahına, huzuruna, güvenine ters gelecek, özgürlüğü akamete uğratacak, sevgi ve saygı seviyesini sarsacak, birliği ve bütünlüğü baltalayacak, ayrılıkçı, bölücü tavır ve davranışlarda bulunmak veya böyle faaliyetlere sessiz kalarak destek olmak.., Milletin etik’ini, dini ve kültürünü yozlaştırmak..,

Bu gibi faaliyetler, bilinçli veya bilinçsizce derinlerden seyreden, ilk etapta rengi, kokusu ve failleri pek fark edilemeyen, fark edildiğinde büyük tahribatları olan, menfur (kötü niyetli) emellerin işi olup, kitleleri medeniyetin çok gerisine sürükleyen, ihmal ve fesatlıklardan beslenen sosyal ve kültürel çökertme uygulamalarıdır.,

Milli ve manevi hesaplar günlük kazançlar üzerinden veya kişisel rantlar için yapılırsa kaos olur. Güçlü olanın kendi otoritesini işlettiği bir ortamda huzur ve güven olmaz. Devleti ve düzeni olmayan yurt Vatan olamaz..! Ocağı tüten, sofrası olan ve mutluluğa dolan, seven sevgilisi olan, evlenip yuva kuran, bu benim evim, köyüm, sokağım, caddem, şehrim ve ülkem diyor, diyebiliyorsa onun değerlerini koruyup kollayarak ve daha da yükseklere taşımaya çalışarak yaşamalıdır. Vatandaşlık, yurdunda üretilecek bütün güzelliklere gücü yettiğince katkıda bulunmak, başa gelen elem ve üzüntülere de aynı durumda fedakarca ortak olabilmekten geçer.., Çirkinliklere seyirci kalanlara yazıklar olsun...

Mehmet Sani Özel
06.02.2005

Mehmet Sani Özel

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Töre,

Zehra Arslan — Per, 31/07/2008 - 18:56

Anlatılan olay gerçektir beyler yada bayanlar, lakin töre kelimesi ne kadar günümüze kadar sekteye uğramıştır orası tartışılır fakat yukarıda bahsi gecen bayan töre kanunları yada yasaları her ne ise o saçmalık adı altında öldürülmüştür. Var olan gerçek budur...Yazıya kızmadım gibi bir açıklama yapılmış bu kızgınlığa gerek yok zannımca. herkes fikrini açıkca beyan eder yorumunu yapar ve gereken açıklamayı yaparız...Eksik bir bilgimiz var ise arkadaşlardan ediniriz... Ama konu başka taraflara kaydırılmasın!
Diliniz mi varmıyor, Elmas katillerinin ahlaksız olduğunu söylemeye?
yukarıda anlatılan nedir?

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Töre Benim İnancımdır!

Nadir Marmara — Per, 31/07/2008 - 06:09

Bir şeyle suçlanmak, bir şeyden dolayı suçlanmak zorunluluğuna bağlıdır. Hem Zehra Hanımefendinin Töre üzerine oturttuğu söyleme, ne de Nefi kardeşimin "töre-cehalet" eşleştirmesine kızgınım. Hikayedeki - gerçek olsun veya olmasın - olayın ismi "töre" değildir. Modernizmin - ister affedin, ister etmeğin - piç ettiği sözcüklerden biri de "töre". Ne olduğuna bakılmaksızın, kimliğe ilişkin her kelime kuşatma altında. Allah razı olsun, maşallah Müslümanlar da Batı'dan daha Batılı olmakta hiç geri kalmazlar. Töre'ye ilişkin bu mantık "Taraf" gazetesinde yer alsaydı şaşırmazdım. En azından ne demek istediğine ilişkin bir gerekçe bulurdum kendime. Ama burada bulamıyorum. Öylece dudaklarımızın arasında lanet okurken dışarı fırlatacağımız bir kelime değildir "töre". Kimliğimizin yarısını bu sözcükle belirleriz. Bugün töreye lanet edenler, 600 yıllık Osmanlı'ya da lanet ediyorlar, ondan ötesine de. İlkel bir zevatının kendi ilkel inançları uğruna bir kadını linç etmesi ile töre arasında fark vardır. Töre - ahlak sözcüğünün karşılığınıdır, dilimizde. Ahlaka lanet etmek ahlaksızlıktır. İslam bir töredir ve bir töre dinidir. Ahlak ve ahlak dinidir. Bildik, bilmedik kelimeleri kendi isteklerimize göre harcamak hakkımız yoktur. Ebu Hanife ictihadının yarısı töredir. İslam fıkhı kıyas mantığını töreden almıştır. Törenin İslam anlayışı içinde yerini belirleyen sağlam hadisler de mevcuttur. Asıl törenin dışına çıkmak cinayettir. Tıpkı ahlakın dışına çıkmanın ahlaksızlık olduğu gibi. Ne zamandan ahlaksızlık, ahlak adına yapılamktadır. Diliniz mi varmıyor, Elmas katillerinin ahlaksız olduğunu söylemeye?

Töre Benim de Senin de inancındır. Asıl cehalet, bir kaç asırlık kıytırık modern hayaller uğruna 1000 yıllık tarihi harcamaktır.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Töre, kanun, din

Nefi Selamoğlu — Per, 31/07/2008 - 09:24

Bir toplulukta yerleşmiş halde bulunan davranış şekillerinin bütünü, adet ve ahlak şeklinde yaygın ve geçerli anlamı ele alınacak olursa -ki alınmalıdır- itirazınızda yerden göğe kadar haklısınız. Biraz daha anlamını genişleterek Töre'yi: Topluluğun çeşitli olayları karşılayan kaideleri, kanun ve nizamları şeklinde ifade de ediyor sözlükler.... Şimdi ikinci kısımdan ve "modernizm" bakışından hareketle "evden kaçan bir kız"ın için aile büyükleri tarafından verilen ölüm emri "töre"de var farzedip icraata konduğu vakit "din"in önüne geçmiş olur. Din'in bu konudaki emri nedir? sorusunu sormadan sanırım hiç bir fetvaya imza atmamıştır İmam-ı Azam... Töre ile Din'in uyumu söz konusudur, öyle olmalıdır. Ama dine mugayir bir töre de asla "helal" sınıfına dahil edilemez..

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Üstad kurumlar sosyolojisine

gürbüz ünal — Per, 31/07/2008 - 08:42

Üstad kurumlar sosyolojisine atıf yapsak yine bir batılı bakış diyebiliriz.Zira Durkheim kala gelecek ama mesele var olanı tesbit ise değerlendirilebilir.Bir kurum oluşurken veya oluşturulurken elinizde onu çekip çevirmek, sevk ve idare etmek ona bir tür hükmetmek.Lakin kurum oluştuktan sonra kendi işleyişini beraberinde getirdiğinden hükmedilen artık hakim oluyor.Kelimeler önemli,ancak töre Osmanlı'daki anlamıyla aynı kalmamış ki veya İmam-ı Azam zamanındakiyle-ki töre,gelenek Ebu Hanife'den çok İmam Malikle alakalı zira Medine uygulamasına atfı en çok yapan İmam Malik-.Hareketli bir dünya yaşamak zorunda olduğumuz ve değişen değişiklikler var,göz ardı edilemez.Mesele gündem oluşturmakla alakalı.zira sen gündemini oluşturamıyorsan gündemin doldurulur.Töre de öyle yaşadığımız şu günlerde kimse töreyi anlam açısından doğru(sizin tarifiniz ve bakışınız) uygulama açısından yanlış olan ki şimdi uygulanmakta olan olarak anlamıyor,ve bu müslüman batılı açısından da farksız.İçimize sorduğumuz zaman da öyle değil mi töreye karşı duyduğumuz ilgi ahlaka karşı duyduğumuzdan farklı.İnancı töreleştirmek de bir açıdan inancın ölmesine de sebeb olmak demek.Aslolan hayat,diri olmak olsa gerek.Yaşnmamaış din yaşatılmamış töre,anlamından koparılmış kelime de ölü demektir. saygılarla

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

bir avuç yılgın ve yolunu şaşırmış kelime....ölüm kokan..

ebu zer — Salı, 29/07/2008 - 16:58

ne kadar ilginç değil mi...durumu töre penceresinden bakıp kadını temize çıkarmak.ve ağaç gibi bir eşi oyunun içine sokmak.ağaç ve lal.terkedildiğini dahi hissetmemek.hayatında böyle bi kadın yokmuş gibi betonların içinde yaşama devam etmek.sahi böyle bir yer nerde kalır dünyanın üzerinde.mahallenin dedikoducu karılarını suçlu bulup terk eden kadını suçsuz görmek.ölüm bu kadar basit demek.töre de o kadar basit...

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

"... hayatın kıskacındaki

Nefi Selamoğlu — Salı, 29/07/2008 - 13:33

"... hayatın kıskacındaki töreler..." ya da törelerin kıskacında hayat. Töre din midir? Asla. Dinin değişmez nassları mıdır törenin emir ve buyrukları? Asla... Töre derin bir cehalet. Şeytanın yani vesvesenin, dedikodunun, ihanetim cirit attığı bir kuyu... Karanlık dipsiz bir kuyu. Adı: Töre.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

İz Bırakanlar Gül Kokusu Reyhan Berceste Güncel Hay Sızı Hüzün Alanı Şiir Makamı Haberdar Gelişi Güzel Yürek Yarası Kara Kalem Yazıları Sorulunca Söylenenler Tanıtılanlar Gülü Gülle Tartarlar Hür Tefekkürün Kaleleri Ümmet Coğrafyası Kimdir Nicedir Tefekkür Zamana Dair Söz Ola İçe Dönüş Kişilere Dair Düş Vakitleri Gonca
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 0 üye ve 2 misafir çevrimiçi.
  • derya yelken
  • ramazan
  • deniz
  • furkan ünal
  • u.d

Duyuru - Etkinlik

  • -“Kurtuba'nın 40. Sayısı
  • - Temrin Ekim Sayısı Çıktı
  • - "Bir nokta" edebiyat dergisi (80. Sayı)
  • - Bir Ricamız Var Dostlar!..
  • -Son şiiriyle İsmet Özel
  • - 21. Tasavvur
  • - Kültür Dergisi "Osmanlı'da Çocuk" Özel Sayısı
  • - Ağır Misafir - İbrahim Tenekeci
  • - "Yedi İklim" edebiyat dergisi
  • ... Devamı
  • Anket

    Medya kim için özgürdür?:

    Son yorumlar

    • Yine Sensiz...
      10 sa. 55 dk. önce
    • fazla konuşmaya gerek yok
      1 gün 6 sa. önce
    • Deplasmanda Plasebo-postmodern bir murat menteş
      1 gün 6 sa. önce
    • Ah be hocam yüreğimiz yanıyor
      1 gün 7 sa. önce
    • Mollanız 52 farzı anlatıyor
      1 gün 7 sa. önce
    • hep hüzün,hep hazan...
      1 gün 8 sa. önce
    • Ülke TV'de Tarık Tufan ve
      1 gün 19 sa. önce
    • ..
      1 gün 19 sa. önce
    • bir soru
      1 gün 23 sa. önce
    • murat menteş
      2 gün 6 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Öyküzen
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Rehber gezintisi

    • FAQ - Sık Sorulan Sorular
    • Katılım ve Telif Bilgisi
    • Künye

    Gözdeler

    Bugün:

    • Safları Düzelten Edip: Murat Menteş
    • Aktütün'de Düşenler
    • Yüzüme mahsus hüzünlerim

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim