Ezher'den Mektuplar (1)
Şahan Çoker — Çar, 30/07/2008 - 04:28
Saklı kentlerin süvarileriyiz biz unuttun mu?
Ağlama diyorum sana!
Kanarım…yıkılırım…sancılanırım…düşerim…üşürüm…
Ölmek mi istiyorsun? peki önce solu benim son nefesimi.…
Küflenmiş zamanın dişleri arasında yitip giderken rastladım sana…yerle bir edilmiş sokaklarında bir martı can çekişiyordu…kesik kesik nefes alırken soğuyordu bedeni çekiliyordu canı…ılıktı avuçlarıma akan kanı…gözlerinin nemi kan ter içinde bırakıyordu beni…o kanadıkça büyüdü kanatlarım daha sıkı sarıldı ona…yol oldu, iz oldu, düş oldu…şimdi aynı gökyüzünde aynı mavinin peşindeyiz…
ahhh yarası sıcağım…ne çok sevdim o kırılgan kimsenin bilmediği titrek yürek atışlarını,fersiz dizlerinin üstüne çökerken yalnızca Allah’a teslimiyetini…ne çok sevdim adını bilmediğim çiçeklerin açtığı uçurumlarını…derindin ama ben korkmadım kenarlarında dolaşmaktan hatta içine atlamaktan …
İnsan sevdiğine yarasını verir mi?
Evet verir… hem de en çok yarasını verir..çünkü en kıymetlisidir yarası..
herkesten saklarken onları sadece sevdiğine akıtır içindekileri…onda erir onun hücrelerine karışır, yaraları kendiliğinden iyileşir…sonrasındaki hafifliktir işte aşk…
Geciktim belki sana, geldiğimde ellerim soğuk ayaklarım yorgundu ama anla herkes gibi sırtımı dönmek istemiyordum baharına…kanatlarım küçük ama martınınki gibi maviydi düşüm…başlamalıydım bir yerlerden.önce talan edilmiş iklimlerini toparlamalıydım…mevsimlerin olmalıydı kardelenin, çiğdemin, menekşen…sonra yeni tohumlar ekmeliydim topraklarına….küçük kanatlarımla dokundum sana ne güzel açtı goncaların…pınarların kör kuyularını doldurdu…güneş kıskandı parlaklığını…sonra sana bahar geldiğinde demlendim göl/gelerinde…şükür dualarımı okudum yaslanırken kocaman zümrüt yeşili yüreğine…
Yine düştün aklıma…Çay rengi gözlerimden süzülüyor tonlarca ağırlığındaki iki damla…sol yanım uğulduyor…halsiz,küskün içimdeki çocuk kırdı bütün oyuncaklarını…nerdesin şimdi hangi yıldıza bakıp “ bu çoban yıldızı” diyorsun sonrada “yok aslında o bir uydu” diye söyleniyorsun…hangi kuşa anlatıyorsun beni…yine giydim hüzün entarimi, sensizliğin tespihini çekerken kopartıp fırlatıyorum onu sesini astığım duvara…işte çöktü yine dizlerinin üstüne umutlarım…sızılarım arttı…içimde sen,parmaklarımda fesleğen kokusu,saçlarımda akasya çiçekleri …neden susturamıyorum içimde ağlayan çocuğu…
Çaresizlik ne illet bir sancı…ne öldürüyor ne yaşatıyor…söylesene martım..Kırsam bütün sokak lambalarını fark eder mi bir kör için...yada bildiğim bütün yollara döşesem mayınları önemi var mıdır ayakları olmayan biri için…say ki ben bir körüm say ki benim ayaklarım yok…
Senli ne çok resim var gözümde…o resimlerdeki gözleri karşıma alıp ne çok konuşuyorum bir bilsen seninle.sigaranı her yakışın da “içme” diye feryadım hep aynı iç acısıyla…ağrın olduğunu gördüğümde endişeli hala dudak bükmelerim…
Alıp götürmeliyim seni gözlerindeki ülkelere… güneş saçlı,su yüzlü çocuklar var orda…denizler yüzüyor tenimizde, kayıkların hepsi gökyüzünde, uçurtmalar çocuk uçuruyor, kuşlar haylazca sapanla taş atıyor bize, gün döndüler güneşten daha büyük…sen akasya ağaçlarını toplayıp demet yapıyorsun bana…sen ırmakları belime sarıyorsun,ben koşuyorum denizlerine…sen ayaklarıma rüzgarı giydiriyorsun...ben esiyorum dağlarına…sen yağmuru takıyorsun yüzük parmağıma ben yağıyorum her toprağına…kim demiş cenneti görmek için ölmek gerekir diye…
Sokaklarını, caddelerini kıskandığım İzmir…bak denizlerini döküyorum saçlarımdan ama ıslatamıyorsun beni…sen görmedin konaktaki saatin çaldım yelkovanını akrebini artık sende benim gibi z/aman/sızsın İzmir.…kemer altında içtiğim kahvenin koyuluğuna hapsettim bütün insanlarını. yalnızca benim artık sokakların caddelerin,ama martım yoksa bu şehre sığar mı yalnızlığım…alabora olmaz mı bütün gemiler? Yer gök birleşmez mi? gitmeliyim İzmir…gitmeliyim martımın peşine düşmeliyim… ve sonsuzluğun son kayığı da kalkarken rıhtımından benden başka yolcu yok bekleyen…omzumdaki düş kırıntılarına konuyor bir serçe bir martı…eteklerimdeki olmazlıkları döküyorum denize, biliyorum deniz ve gökyüzünün mavisinin bittiğinde başlayacak bizim mavimiz…
rasgele …at oltanı maviye …bir serçe nasıl olsa konar oltana…
tek kişilikti yalnızlığın ama ben çocukluğumu bıraktım sana ona yer vardı yüreğinde…
EzHeR…
- Şahan Çoker yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli


Eshabil bey güzel nazirelerde
Zehra Arslan — Cum, 01/08/2008 - 19:28Eshabil bey güzel nazirelerde bulunuyorsuz lakin bizlerde sizin yazılarınızı görmek istiyoruz sayhada...Nazire sırası bize geçsin :) selamlar...
Yazmak yada yazılanı yapıştırmak.. ve yakıştırmak..
Eshabil ZAVRAK — Paz, 03/08/2008 - 13:50Yazmak ve ben, terazinin iki kefesi hatta iki ayrı kefede duranlar gibiyiz.. ama hangimizdir elde kalacak, yahut el'e alınacak-satılacak- bilemiyorum. En iyismi Sayın Ş. Çoker'in daha doğrusu Ezher'in mektubundan şu sözlerle arz etmeye çalışayım ahvalimi;
'' Geciktim belki sana, geldiğimde ellerim soğuk ayaklarım yorgundu ama anla herkes gibi sırtımı dönmek istemiyordum baharına…kanatlarım küçük ama martınınki gibi maviydi düşüm…başlamalıydım bir yerlerden.önce talan edilmiş iklimlerini toparlamalıydım…mevsimlerin olmalıydı kardelenin, çiğdemin, menekşen…sonra yeni tohumlar ekmeliydim topraklarına….küçük kanatlarımla dokundum sana ne güzel açtı goncaların…pınarların kör kuyularını doldurdu…güneş kıskandı parlaklığını…sonra sana bahar geldiğinde demlendim göl/gelerinde…şükür dualarımı okudum yaslanırken kocaman zümrüt yeşili yüreğine… ''
Geciktim belki yazmaya, sana.. geldiğimde kalemim soğuk, sözlerim yorgundu ama anla herkes gibi kalemimi dönmek istemiyordum parağraflarına.. Cümlelerim küçük ama Ezher'inki gibi maviydi düşüm. Başlamalıydım bir yerlerden, önce talan edilmiş kelimelerimi toparlamalıydım. Mevsimlerin olmalıydı manzumun, manzumenin, nesirin..sonra yeni başlıklar eklemeliydim sayfalarına.. küçük cümlelerimle dokundum sana, ne güzel açtı parantezlerin.. mürekkebin kör kuyuları, kalemleri doldurdu.. söz kıskandı yazılmışlığını..sonra sana yazmak geldiğinde demlendim virgüllerinde..şükür dualarımı okudum yaslanırken gözüm karası karakalemine..
'' tek kişilikti yalnızlığın ama ben çocukluğumu bıraktım sana ona yer vardı yüreğinde… ''
Tek kişilikti yazmışlığın, yazılmışlığın ama ben nazirelerimi bıraktım sana ki ona yer vardı satır aralarında..
Hoş görüle inşallah.
Selam ve dua ile..
Ah Min'el-aşk
Yarasın..
Eshabil ZAVRAK — Çar, 30/07/2008 - 20:56'Yara' kelime haznemindeki yaradır. Söylemek, yazmak ve yahut söylenene kulak verip, yazılanı okumak ,yani yaraya tuz basmak cesaret ister. Cesaretinizden ötürü takdir ve bizleri cesaretlendirdiğiniz için teşekür ederim.
" ..İnsan sevdiğine yarasını verir mi?..''
Yârdan ikramdır yaralar, yâre ikramdır.. ' Yarasın be yâr! ' dercesine.
Nitekim; '' onda erir onun hücrelerine karışır, yaraları kendiliğinden iyileşir…sonrasındaki hafifliktir işte aşk… ''
Selam ve dua ile..
AŞK olsun!
Ah Min'el-aşk
yorumunuz yazının kendisinden
Şahan Çoker — Cum, 01/08/2008 - 00:54yorumunuz yazının kendisinden daha güzel olmuş bence..selam,dua ve muhabbetle aşk olsun
www.sahancoker.com
Ezher
Zehra Arslan — Çar, 30/07/2008 - 19:27Nasıl bir güzelliktir böyle...Mest oldum resme ve tabiki yaznınıza da...
" İnsan sevdiğine yarasını verir mi?
Evet verir… hem de en çok yarasını verir..çünkü en kıymetlisidir yarası..
herkesten saklarken onları sadece sevdiğine akıtır içindekileri…onda erir onun hücrelerine karışır, yaraları kendiliğinden iyileşir…sonrasındaki hafifliktir işte aşk…"
Yüreğe dirilik verilen satırlar...
yine giydim hüzün entarimi
canan — Çar, 30/07/2008 - 12:04Hiç çıkaramıyoruz ki hüzün elbisemizi,ne güzel anlatır kuşlar bizi, bize...
Bir kuşun kanadın da özgürlüğü yaşamak,çekilen sıkıntılardan,hüzünlerden, acılardan, dertlerden sıyrılarak kuşların peşine takılarak hayatı yaşamağı ne çok isterdim......
biz kuşlar mavimizin ardından
Şahan Çoker — Cum, 01/08/2008 - 00:52biz kuşlar mavimizin ardından gelen hiç kimseye itiraz etmedik ki..
www.sahancoker.com