nun masalları / nazan bekiroğlu
leyla marankoz — Pzt, 04/08/2008 - 05:45
Nun masalları…Nazan Bekiroğlu'nun ödüllü kitabı…
Modern hikaye ile unutulmaya yüz tutmuş kavramlarımızın müthiş buluşması ve bunu hiç de kambur olmayan bir kalemle yapan nazan bekiroğlu…
Hikayeler arasında hattatlar, cariyeler, padişahlar, nakkaşlar dolaşıyor yalın ayak…
Okurken, cümle saraylarında öz ve biçim zenginliklerini keşfe çıkıyor ve sonunda “bu kadın insan ruhunun ayak değmemiş mahzenlerini nasıl bu kadar iyi tanıyor!?” diyerek hayret içinde kalıyorsunuz…
Gece gözlü cariyeye tutulan hattatın padişahı reddetmesini izliyorsunuz hüzünle
…
Hattatın karısının bir çırpıda -çırpınışta demek daha uygun olur- gitme çabasını fark ediyor ve ruh köleliğinden vazgeçip “hattat seni terk etmeliyim” dediğini duyar gibi oluyorsunuz…duymuyorsunuz yalnız çığlığı çığlığınız oluyor bu yüzden bu kadar susuyorsunuz, çünkü “ben sana padişahlar hazırladım sen bana cariyeler sundun hattat yeter!“ diye kustuğunda hüznünü içinize içiniz de irikıyım bir acı, yutkunamıyorsunuz…
Bu cümle öyle yankılı ve cayış kokulu bir uçurumun içinde yuvarlanıyor ki, son ve çaresiz bir sesleniş kalıyor hattatın karısından geriye… “şimdi hattat, şimdi bana aşkını söylemelisin!”
Her hikayenin sonunda içe vurumlarla karşilaşiyorsunuz…
“işte bu!” diyor ve nazan ablaya ya içinize dokunduğu için sitem ediyor ya da bundan dolayı ona kızıyor ve ani bir hareketle kitabı kapatıyorsunuz! Ama yine sonra, asi bir meftun oluşla açıyorsunuz sayfalarını kitabın…
Çünkü…
Ruhunuzun kapıları zorlanmış mahzenlerinde yaşayan sukütun yankısını bir kez duymuş oluyorsunuz ve tıkayamıyorsunuz kulaklarınızı artık…
Bu kitabın bakışları sarsıyor ruhunuzu ve bu kitabın “içinden şiirsiz geçilemeyecek kadar derin gözleri” var….
- leyla marankoz yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli


nun kasesinde bir gizem avcısı:nazan bekiroğlu
Gül Çiğdem — Salı, 09/09/2008 - 15:44gıyabında postmodern nazan bekiroğlu...
ama o en cok saray zarifliğinde bir istanbul aşığı...
bazen yeniçeri yazmanı
bazen bir tas işcisi
bazen hattat ve bazen bir cariye kılığında...
gelenege sımsıkı dokunan modern üsluplu bir filbahri...
ona en cok nun yakıştı...nun kasesine doldurdu en bilinmedik halleri..
o çözülmek istemedi
ki o bilinmek için de yazmadı...
kalemi giriftti bazen...ama o zahiride kalmamak için bütün batini kelamları çiziktirdi papirüsüne...
işte o 16 yasının gizemli saray aynasında hapis kalan küçük kızın arayışını sundu bize her kalem tutuşunda...
tılsımını sizde farkettiniz mi?
bir not sıkıştırıyorum en köşeye: isimle ateş arası muazzamdı...buhurdan dükkanındaki gölgeye sığınan bir aşk...ki konuşan bir yeniçeri katibi...
nûn
m. fatih kutan — Paz, 31/08/2008 - 17:34âh nûn!
Yusuf ile Züleyha
Zehra Arslan — Pzt, 04/08/2008 - 22:23Nazan bekiroğlunun yusuf ile züleyha kitabının ilk sayfasında yer alan ayet,
/ Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler/ A'raf 176
Bir de kitabın arka kapak sayfasında yer alan yazı,
Nasıl herkese duyurayım da sesimi diyeyim; Bu anlattığınız ben değilim, ben bu anlattığınız değilim. Yusuf u ben nasıl yerim? Ben Yusuf u nasıl yerim?
Sözünün bu kısmına gelince kurt, nemli gözlerinden boncuk gibi yaşlar dökülmeye başladı. Gri tüylerle kaplı göğsü, ön ayakları ıslandı. Bir ah çekti derinden derine. Islak burnu daha bir ıslandı. Ve devam etti:
Ben şimdi adımı nasıl temize çıkarayım, alnıma sürülen bu kapkara lekeyi neyle, nasıl yıkayayım? Öyle bir leke ki değil bana, yeter kıyametin kopacağı güne değin gelip geçecek tüm torunlarıma.
Tek muradım, bütün yaratılmışların sahibi olan Tanrım, bu ayıpla yaşatmasın beni. Ya alsın yeni doğmuş bütün kurt yavrularıyla birlikte canımı, kurt neslinin dalı yaprağı burada kesilsin, ya da adım temize çıksın.
Not: isimle ateş arasında kitap tanıtımınızı bekleyeceğiz...Benimde en beyeniyle okuduğum kitabıydı...Nihadeyi bomboş defterleri ve Mansuru bir de sayhadan okuyalım....
ve beni en etkileyen
leyla marankoz — Çar, 06/08/2008 - 21:48ve beni en etkileyen cümlelerden biri de yusuf ile züleyha'da,
"yakup öyle bir sınandı ki çalan da yakubundu, çalınan da..."
inş. zehra hanım, dil döndüğünce, kambur kalemimizin mürekkebi yettiğince anlatmaya çalışacağım nihade'yi...lakin yazanına zor anlar yaşatan bir karakterdir nihade...korkuyorum, "zira yine de karanlıksın diye üsteledim ümitsizce" demekte numan misali...dersek denemiş oluruz inşaallah...
selamlar...
sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez.....
Âyine-i Mücellâda Nihanız...
Nilay Bolattaş — Pzt, 04/08/2008 - 14:48''Aynamızı yitirmiş olmakla,yitirdiğimizin bir ayna bile olmamış olduğunu anlamak arasındaki fark;sevgiliyi değil ama aşkı yitirmiş olmakla açıklanamayacak bir bilmecedir.
...
Söylemek istediğim onca söz,anlatmak istediğim onca şey,toplamak ve birleştirmek istediğim bütün bir varlık artık içime sığmıyor.Onu taşımak artık imkansıza dönüştü.Bütün o kubbeler,o kuleler,o dehliz ve dolaplar,taşlar ve taşlıklar yağmur altında yaralı.Bana fısıldayacakları ne kaldı?Kimdiler ve neredeydiler?Nerelerde unutulmuştuk?Nerelerden toplayamadılar bizi?Yağmur yaralı.Güller vuruldu.Bu hikayenin artık sonu gelmeli hiç olmamış sevgilim.''
Nazan Bekiroğlu binevi yüreğindeki masalı anlatmış,yüreğini açmış okuyucuya.Nigar Hanıma ithafen yazdıklarında ise akademik kimliğinin ötesine geçmiş,kendiyle hesaplaşan bir başka yanına tanık oluyoruz,yazarının okuyucuya kapılarını açtığı samimi ve insana inceden inceye derin aynalarına bakmasını öğütleyen etkileyici bir kitap.
Yazara dair...
canan — Pzt, 04/08/2008 - 13:42Yusuf ile züleyha'yı okudum bir tat alamakla birlikte yazara karşı bir ön yargı oluşturdu....
bazı isimler vardır, önyargı
leyla marankoz — Pzt, 04/08/2008 - 14:57bazı isimler vardır, önyargı oluşturanları zarara uğratan...misal cahit zarifoğlunu anlaşılmamakla suçlayanlar kaybetti, ismet özeli ırkçılıkla suçlayanlar kaybetti,rasim özdenöreni de anlaşılmamakla suçladılar,ama kaybeden başkaları oldular...nazan bekiroğlu da onlardan biridir, kalemi muhteşem olmakla beraber tehlikelidir, onu okuyunca bir süre yazamazsınız, yazarsanız kelimelerinize sızan ifadelerin nazan ablanınkine benzediğini görürsünüz ve eğer gerçek bir üslup peşindeyseniz bunu istemezsiniz...bir menbadır ve kana kana içmek yetmez, anlamak gerekir, yusuf ile züleyhada hiç bir tefsir kitabında bulamayacağınız özgünlükte ifadelere rastlarsınız eğer bakarsanız...bambaşka bir bakış açısıdır züleyhaya bakan göz...ve yusufa uzanan bir elden öte nazende bir kalemdir bu sefer... nazan bekiroğlu kabul edin veya etmeyin muhteşem bir saltanat kurdu kendine, benzersiz bir üslup yakaladı..etrafı nazanımsı yazarlar doldurdu..ama taklitler aslını yüceltmekten başka bir şey yapmıyor...ve dediğim gibi, edebiyatın bir yönü olan şu durumu elini altına almış durumda.."bu ondan başkası olamaz!" durumunu...uslüp sahibi bir yazar bunu dedirtir çünkü..kendi dilini inşa etmiştir ve kendi alfabesiyle konuşur artık o kalem..fakat pektabi kalemine ilgi duymayabilirsiniz belki,ama saygıyı hakediyor...
saygılar canan hanım...-ama yine de bir nun masallarını ya da isimle ateş arasındayı ya da cam ırmağğı taş gemiyi bir okuyun derim..:) -
sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez.....
Nun masalları
Zehra Arslan — Pzt, 04/08/2008 - 10:07/yolculuk sonu/
Yer o yer ama be ben aynı ben'im ne sen aynı sen'sin
Üstelik sen ve ben, ben ve sen de değiliz.
İkibinbir yılında tam da kar yağarken sultanahmetden almıştım nun masallarını. nazan bekiroğluyla ilk tanışmam...Nazan bekiroğlu bu sene güzel bir kararla timaş yayın evinin nun masallarının yeni baskısıyla okuyucularının karşına geçmişti...Daha önce başka yazarlarla tanışma fırsatımız olmuştu lakin hiç bu kadar okuyucusunun gözlerinin içine sevgi dolu bakan bir yazarla tanışmamıştım...
Dışarıda kar fırtınaları patlarken gecelerimizden, önümde puşkin. Nereden çıktı şimdi bu puşkin? Banane puşkinden? Benim içimde kopan fırtınalardan puşkinin ne haberi var? içimdeki denizlerden kaç dalga geçtiğini kim saydı?
2005 yılının eylülnde
leyla marankoz — Pzt, 04/08/2008 - 13:092005 yılının eylülnde tanışmıştım ben de nazan ablayla.. ne çok geç kalmışım bu güzel kaleme diye hayıflanırken, şunu farkettim ki, insan ne kadar erken de merhaba dese nazan ablaya, bir "keşke" kelimesi dolanıyor diline onu farkedince...
ameliyat geçirdiğim sene nazan ablaya düşkünlüğümü bilen annemin bana moral olsun diye üç kitabını birden alıp hediye etmesini unutamam...ameliyat sonunda narkozun etkisiyle su içmekte zorlanan boğazım, zihinsel bir okumayla nasıl da içmişti isimle ateş arasında'yı, yusuf ile züleyha'yı ve nun masalları'nı su niyetine...
hepsi bir yana ben gelmiş geçmiş roman kahramanlarının en tekinsizi nihade'yi çok sevdim...ve en kısa zamanda onun da tanıtımıyla burada olacağım inş...ve son bişey daha puşkin de kim allahasen :)
saygılar efendim...
sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez.....
kalbim yerinde durmuyordu canım nazanımı gördüğümde
Gülden Aras — Cum, 29/08/2008 - 22:30onu gördüğümde kalbim yerinde durmuyordu .17 mayıs 2004 .ömrümün en güzel pazartesi günüydü. belki de ömrümün en güzel günüydü.o şaşkındı,ben heyecanlı.
ona giderken yolda 2. kez okumuştum manavgat trabzon hattında.nun masallarını.
o "karanlık" yazdığında ben gündüz içinde tünellerin koyu karanlığına düştüm.
o "aydınlık" yazdığında pencereden güneşin son ışıkları aydınlattı yüzümü..sesiz sedasız dersine girdim tabii o farketti bir yabancıyı.gözleri gözlerime değdi.dersin konusu Goriot Baba.
" Balzac insanı toplumdan içine
Dosto insanı içinden topluma tanıtır.
Tolstoy ise nasıldır arkadaşlar? ikisinin ortasında ."
perde ve camlardaki sinekler ,sinek lekeleri ...ayrıntılar ,ayrıntılar ve öz.
özle ayrıntının mükemmel uyumu.
konunun dışına değil ,ayrıntısına iyice dalsa bile,hemen tekrar özüne bağlayarak dönmesini çok iyi biliyor.öğrencisine soruyor,çoğuna ismiyle sesleniyor.tenefüste tanıştık.ama sanki bu ezeli tanışıklığın onaylanmasından başka birşey değildi.
yani zehranın da söylediği gibi insanın gözüne öyle şefkatli bakan başka bir hoca görmemiştim diyebilirim.ben de edebiyat okuduğum için neden daha önce, liseli yıllarında tanımadım diye yıllarca hayıflandım.bugün belki sınava çalışanlar türkçe bölümünde okumak isteyenler vardır ,Trabzon Onun hizmet şehri ,haberiniz olsun.arkanızda deniz ,önünüzde de deniz gibi gözlerle size birşeyler anlatan güzeller güzeli...
"Bir tarafta öğrencilerim vardı, bir tarafta roman kahramanlarım. Onlar yaşadıkları halde aynı kalıyordular. Bense anlattıkça tükeniyordum.
Ben mi onlara gidiyordum, onlar mı bana geliyordular belli değildi. Ama üçümüz bir yerde birleşiyorduk. Ben, roman kahramanlarım, öğrencilerim. Birleşiyorsak da ben hep dışarda kalıyordum. Yani onlarla birleşmem onlardan ayrı kalmamam gerektiği anlamına hiç gelmiyordu ve bu da acılarımı azaltmıyordu. Ben onlardan beni büyütmelerini, onlar benden tükenerek onları var etmemi istiyorduk. Bu yüzden birleşiyor ama bir araya gelemiyorduk." bu satırlar bile onun ne kadar tanınmaya değer olduğunu gösteriyor.yazarlığını ise bilenler zaten biliyor ve leyla hanıma katılıyorum yazmak isteyenler ,kesinlikle etkisinden kurtulmalılar.
Leyla hanıma teşekkürler,