Zamana Dair
Çanakkale Şehitlerine
Sayha — Per, 18/03/2010 - 20:06
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Bir Vardı, Bir Yoktu!
Kâni Çınar — Pzt, 01/03/2010 - 19:57
Ölenler başkaları. Hep dışımızdaki insanlar ölüyor. Yazıktı, iyi idi, Allah rahmet eylesindi. Giden gelmiyordu ve öte taraf ile bu taraf arasındaki posta işleri pek sıhhatli işlemiyordu. Yani memnuniyet fazla idi.
Deprem oluyor, sel oluyor, trafik canavarı oluyor ve insanlar ölüyor. Olağan, sıradan, alelade. En yakınımız olanların ölümü dahi günübirlik. Rahmetli şöyleydi; böyleydi.
Görüldüğüm yerde
nur zelal — Cts, 06/02/2010 - 07:41
Bugün lâl gözlerinden öptüm hayatın
Bugün deli kuvvetindeydi rüzgâr
Kalktım
Bir uzun hava ezgisi,canhıraş
Odamda doğmayan güneşin ağzı bükülmüş
Dökülmüş ruhum sokaklarına
Gece ile gündüzün sırrı
m.akif coskun — Cts, 19/12/2009 - 18:09
Öylesine bir geceydi bu gece. Yıldızlar olması gerektiği gibi duruyorlardı durulması gereken yerde. Ay yine zamanı kendisine odaklıyordu.
Kimileri evlerinde dinleniyorlardı.
Kimileri geceye hakkını vermemek için direniyorlardı.
Kimileri hakkını veremiyordu.
Geceyi onlara dayanılmaz kılanlar oluyordu.
Gözyaşlarını, hıçkırıklarını kimseyle paylaşmamak için geceye saklayanlar...
Fakat bunlara rağmen öylesineydi bu gece. Hep öyle(sine) olmalıydı.
Gecenin büyüsünü bozamıyordu kimse, kutsallığı dokunulmazdi.
En içten duygular gece patlayıveriyordu.
Hicri Yılbaşı
SayhaDergi.com — Per, 17/12/2009 - 16:10
Hicri yılbaşı. İslam alemi için önemli bir gün.. Çünkü Müslümanların manevi hayatının vazgeçilmezi olan ibadetlerin bir kısmı hicri yıla göre yerine getirilir. Oruç, hac, kandil günleri gibi…
Ayın hareketleri esas alınarak hesaplanan hicrî yıl 354 gün sürüyor ve her ay, geçen senenin yaklaşık onbir gün öncesi başlıyor. Ramazan, Bayram, Hac gibi mübarek günler yıl içinde mevsimden mevsime dolanarak devrini tamamlıyor. Böylece oruç, hac gibi kendine göre zorlukları olan ibadetler 33 yılda bütün bir yılı dolaşarak aynı tarihe dönüyor.
Utan-m-ıyorum
Fatih Kayabaşı — Pzt, 02/11/2009 - 15:22
Utangaçlığım, çocukluğumda kendime kazandırdım bir karakter tiplemesiydi ya da ezikliğim…
Annem çarşaflıydı benim. Babamın ise bir tutam sakalı vardı. Annemin varlığı bana güç üstüne güç, sevinç üstüne sevinç katarken başkalarını ürkütüyordu. Topluma ve çağa ayak uyduramıyorduk. En çok da kalabalık bir ortamdan geçerken veya bir otobüs ve dolmuşa binerken utanıyordum. Herkesin alaycı bakışları ve korkutucu fısıldaşmaları beni yerden yere vuruyordu. Oysa annem, Peygamber efendimiz(s.a.v)’in Eşi, Validemiz Hz. Aişe gibi sadece sol veya sağ gözü gözüken bir örtülü bir kadın değildi. Annemin yüzü tamamen görünüyordu. Veyahut Hz. Aişe gibi erkeklerle konuştuğu vakit salt etkilenmesinler diye ağzına çakıl taşı taneleri almıyordu. Eğer öyle yapsaydı inanın o çakıl taşlarıyla bazı çakallar annemi taşlarlardı. Zaten gerek kalmıyor, taşlamaları için sersem bakışları yetiyordu.
Ben Sonbahar
Kâni Çınar — Çar, 07/10/2009 - 14:53
Daha yeni Ramazandı...
Bayramdı.
Huzurun elleriydi ellerimizdeki sıcaklık.
Şimdi bomboş günler gibi kalakaldı.
Nasıl hızlı akıyor zaman ve içerisinde bizler. Hızla giden trenin pencerelerinden ne kadar görülebilirse dışarısı o kadar görebiliyoruz. Bizi çalıp götüren yalnızlık kaçakları, derin kuyuların karanlıkları, dal budak salmış mavi gök özlemlerimiz…
Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez*
afşin selim — Salı, 29/09/2009 - 16:58
Esasen aşk denilen şey, söz ile değil, vaziyet ile alâkalıdır. “Ben ol da bil”(1) diyenlere, aşkın tarifi yapılabilir mi?
Kalpsiz, merhametsiz, vicdansız bir çağın yaşayanları olarak, aşk denilen şeyi tahrif etmekle birlikte, tarif eder hale geldik. Benzer durum ahlâk içinde geçerli… “Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.”(2) İnsan yıkıyor, insan kıyıyor! Sonra da enkaz altında nefes alıp vermeyi, var olmak zannediyor. Fakat her ne olursa olsun, aşk tazeliğini koruyor! İnsan denilen varlığın bu denli acımasız olması, yeryüzünü yaşanmazlaştırsa da, aşk insanın peşini bırakmıyor. Sevebilen insan, sevdiği şeyin kendisini kuşattığını hissettiği andan itibaren, aşk ile tanışmış oluyor. Fakat her aşkın, aşk olmadığını da bilmek lâzım!
Mektep Sıraları ve O Sıralar...
Fatih Kayabaşı — Salı, 15/09/2009 - 08:44
O sıralar ben de çocuktum. Daha kendimi bile idrak edemeyen…
- Günaydın çocuklar!
- Günaydın öğretmenim!
Bu cümlelerin arasında hep tutuklu kalan bir öğrenciydim ben. Günaydın da ne demek oluyordu Allah’ın Selamı dururken. Öğretmenim bana göre sabahları şöyle seslenmeliydi bizlere:
- Selamün Aleyküm çocuklar!
Biz de cavaben:
- Ve Aleyna Ve Aleyküm Selam öğretmenim! Demeliydik.
