İçe Dönüş
Hayy'dan Geldik Hû'ya Gidiyoruz
Musab Yasir — Per, 09/10/2008 - 12:54
Bu kaçıncı anlayış, bu kaçıncı anlamlandırış…
Tamam işte, bu sefer son artık. Bu sefer son kez geldim. Ama gidersem tekrar sana gelirim. Son deyişim, bir daha gitmeme kararımdandır. Hoşuna gidecek şeylerin öznesi olabilmem için tebessüm edip sadaka vermem gerekiyor. Ve seher vakitlerinde tevbe, istiğfar etmem.. Ama bu bir rol yapış değil, zaten öyle oluş.. Benim duamdır Allah’ım. Bu çember denkleminde herşey Sen'sin. Sadece çapım büyüyor, bazen de küçülüyor.
Berere
mehsani — Pzt, 22/09/2008 - 16:41
Bilemediğim zamanlardı
Meznun hallerimde, ne edeceğimi
Ve sen dik eğimsin, dibi üstü açık mezar
Nevreside hülyalara inat olduğumda
Bana hüdhüd söyledi
Hangi yöne gideceğimi..,
- mehsani yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
- tamamı
Görenlerden Eyle
Zehra Arslan — Salı, 16/09/2008 - 12:10
Dar sokaklardan geçiyorum, çıkmazlığın hükmünde tıkanıyor adımlarım...Gölgeler sarmış tüm mahalleyi. Bu insanlar nerede? gölgeleri izlemekten yorgun düşüyorum, gözlerim nerede? Nefessiz kalışlarım hep seher vaktine denk geliyor. Ferahlat Ya Rahman nefes eyle bu aciz bedene... Davul sesleri yankılanıyor bu düğün kimin , bu düğün kimin? Feryadım gecenin kara hükmüne sual oluyor...Gölgelerin aşkına mı şahitlik ediliyor. Davul yakışmaz bu düğüne ney sesi inletir gelinin gözyaşlarını...
- Zehra Arslan yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
- tamamı
Açılsa Defterlerimiz
cevat benar — Salı, 02/09/2008 - 07:38
Açılsa defterlerimiz
Başından sonuna kadar…
Hiçbir An’ı atlamadan…
savsaklamadan, örtmeden
Kaçırmadan, değiştirmeden
Açılsa, okunsa…
Görülmesinden korktuğumuz,
bilinmesini istemediğimiz
Güzel görünen yüzümüzün ardındaki niyetlerimiz,
gözlerin bakışındaki hisleri okuyacak,
Konuşurken söylediklerimizin sakladıklarını
Gülücüklerimizin örttüklerini,
Kudurdu, Haberin Yok!
asude zeynep toprak — Cts, 30/08/2008 - 08:26
Dilimde olan nice şarkıyı dize getiriyordum bakışlarımla. Cümlelerimi pat diye çekinmeden orta yere söylüyordum. Kederimi öyle bir gizleyişim vardı ki, bazen kendim bile göremiyordum. Arada bir ‘insanım bende ulan’ desem de pek işe yaramıyordu. Her şeyi ve herkesi anlamam gerekiyordu doğuştan… İnsan doğuştan kederli bir yaratıktı ve bunun ayırtına varamayacak kadar kederliydim…
Bütün şarkılar orta yerde canımı sıkmaya devam ediyordu, onları umursamamak için pek çok kez gayretlenmiş ve gayretime yenik düşmüştüm. Hayat, hangi elbiseyi giydirdiyse, üzerime bol oluyordu, hangi ayakkabıyı giydirse, ayaklarımı vuruyordu… Üstelik lanet yağdıracağım tek nesnem aynamdı… Kendi kendime saydırıp gidiyordum yani, argosu yarım kalmış bir imla kılavuzuydum, bütün çekişmelerde adım geçiyordu; yarım…
Mektubumda Ölüm Kokusu
Zehra Arslan — Paz, 24/08/2008 - 06:22
Sana Beni yazıyorum Ey...
Senin var olduğun ülkede sessizlik istiyorum Piraye. Cellat kesilmiş öfke kusan kara kargaların lakırtısından usanışımın yıldönümündeyim. Vücudumda hançerden delik deşik edilmiş kelimelerin mahpusluğu... Yaralarım Yusuf'un kör kuyusu kadar derin. Tuz banası bir hale geldi bedenim...
Bana yaklaş ve hükmünü neşret Piraye. Kiraz mevsiminden bahset. Dallarımıza kara kargalar konmayan kiraz mevsiminden. Acılarımızı el bombalarına sığdıranlara ıslah haberleri gönderelim Piraye. Suni zelzelelerle ülkemizi sarsmaya çalışan siyah gazete manşetlerine karşı biz hep beyazlara sarmalanalım. Varsın hükümsüz olsun rengimiz. Bombaların gürültüsünden kulaklarım iflasın eşiğinde Piraye...
Ezher'den Mektuplar (1)
Şahan Çoker — Çar, 30/07/2008 - 04:28
Saklı kentlerin süvarileriyiz biz unuttun mu?
Ağlama diyorum sana!
Kanarım…yıkılırım…sancılanırım…düşerim…üşürüm…
Ölmek mi istiyorsun? peki önce solu benim son nefesimi.…
Küflenmiş zamanın dişleri arasında yitip giderken rastladım sana…yerle bir edilmiş sokaklarında bir martı can çekişiyordu…kesik kesik nefes alırken soğuyordu bedeni çekiliyordu canı…ılıktı avuçlarıma akan kanı…gözlerinin nemi kan ter içinde bırakıyordu beni…o kanadıkça büyüdü kanatlarım daha sıkı sarıldı ona…yol oldu, iz oldu, düş oldu…şimdi aynı gökyüzünde aynı mavinin peşindeyiz…
İpin Ucuna Doğru!
leyla marankoz — Pzt, 21/07/2008 - 07:21
çok sevdiği elbiselerini katladı önce. vakit ikindiyi geçiyordu. kaliteli bir terk ediş saati değildi elbet,fakat gitmenin vakti valizin fermuarı açılırken tayin edilmiş olur.. öyle yaptı. Karpuz kolları olan diz altı beyaz keten elbisesini almadı bir tek.."ne kadar da büyükmüş valizim" diye geçirdi içinden,"sığmayan hiç bir eşyam yok.." "ya da ben öyle az aidim ki bu eve,bütün varlığım bir valize sığacak kadar küçük.."gülümsedi ve devam etti.
hiç bir not yazmadı,kalemle kağıdı daha önceden terk etmişti çünkü...bir buçuk yıl evveldi,"ne anlıyorsun durduğun kadar bir şey yazıp çiziyorsun " demişti bir ses. o ses en yakınından geliyordu evet.hiç zor olmadı,en yakınının en uzak olması o andan sonra..böyle başladı buz tutmalar içinde..
Kıskaç
Fatih Özkonyalı — Per, 10/07/2008 - 00:01
Dilim yırtılan yıldızların miracında
Kefenime kundakladım süt çiçeklerini
Çarpılmış ruhların eline dokunamam
Bir kum tanesi çekti bütün suyumu
Ölümü sindi üstüne emzirdiğim çakalların
Deniz fenerlerin de kırdım sapanlarımı
Tövbenin kütüğünde günahımın başı
Yırtılan dilim yıldızların miracında
Sende Naz!
Nuray Alper — Cts, 28/06/2008 - 00:58
Bu gece yine hüznün nakşı vardı gözbebeklerinde, kayıp giden sehere..Yüzüne aşinâ olan akşam mavisine ve gözlerine çiğ düşüren yağmur damlalarının cama vuruşuna aldırmaksızın seyre daldı zühreyi.
Ayaklarını uzun zamandır ıslatan yorgunluğa inat uzanıp oturmamak için direniyor, aklının üzerinde hakimiyet kurmasını istediği bedeni camın yanındaki duvara yaslıyordu..Vücudunun tüm azaları her gece ayrılır da kendisinden başka ülkelerin başka şehirlerinde nefes alır; farklı iklimlerden seslenirlerdi düşlerine...Kavgadan henüz çıkmış, yorulmuş; fakat çaresizlik ve yenilgiyi hiç tatmamış bir tarihin en mağrur öyküleri okunurken yüzünde mırıldandı boşluğa;


Son yorumlar
10 sa. 24 dk. önce
1 gün 6 sa. önce
1 gün 6 sa. önce
1 gün 6 sa. önce
1 gün 6 sa. önce
1 gün 7 sa. önce
1 gün 18 sa. önce
1 gün 18 sa. önce
1 gün 22 sa. önce
2 gün 6 sa. önce